Bugün LGS bültenlerinde virgülden sonraki binde birlik dilimlerle öğrenci alan tarihi liselerin ortak bir derdi var: hepsi kendinden önce gelen birini hatırlatır. 1481’de Galata sırtlarında açılan saray mektebinden Tanzimat’ın idadilerine, Çanakkale’de mezun veremeyen sınıflardan Cumhuriyet’in liselerine uzanan bu kütükte, her okul bir öncekinin gölgesinde, bir sonrakinin önünde durur.
Bu kurumlardan birine kaydolan çocuk bir sınıf listesine değil, bir sıraya girer. Arkasında vezirler, hariciyeciler, şairler ve cepheye giden mektepliler durur; önünde ise genellikle bir üst devre. Ve sıranın en önünde kimin durduğu, yüz yıldır mezun derneklerinin en sevdiği konudur.
Taş Merdivenlerde Bir Sonbahar Sabahı
Ekim ayının sisli bir salı sabahı, saat 07.45. Cağaloğlu’ndaki eski Düyun-ı Umumiye binasının kapısından girdiğinizde şehrin gürültüsü kesilir.
İstanbul Erkek Lisesi’nin mermer holünde dokuzuncu sınıftan bir öğrenci sırt çantasını düzeltirken parmaklarını aşınmış pirinç tırabzanlarda gezdirir. Koridordan geçen kırk yıllık tarih öğretmeni, okulun gayriresmi hafızası Ragıp Bey durur, gözlüğünün üstünden bakar:
“Evladım, elini sürdüğün o tırabzanlara iyi bak. Anlatılır ki 1915’te bu okulun son sınıfları bu basamaklardan inip Çanakkale’ye gitti. O yıl bu mektep mezun veremedi. Burada koşarken de gülerken de o çocukların emanetine bastığını unutma.”
Çocuk tırabzana bakar. Bakmaya devam eder.
Aynı dakikalarda Boğaz’ın karşı tarafında, Ortaköy’deki Feriye binalarında Kabataş Erkek Lisesi’nin rıhtımına lodos vurur. Son sınıflar martı çığlıkları arasında okul marşını mırıldanır; marşı hiçbiri sonuna kadar bilmez, ama hepsi aynı yerde susar.
Beyoğlu’nda Galatasaray Lisesi’nin avlusunda bir üst devre, çömezin yakasındaki sarı-kırmızı armayı düzeltir:
“Bu armayı taşımak kolay değildir kardeşim. Sen artık sadece bir liseli değilsin.”
“Ne oldum abi?”
“Beş asırlık bir sıranın en arkasındasın. Öne geçmek yok.”
Saray Mektebinden Batılılaşmaya: 1481–1870
Türkiye’nin en eski liseleri, klasik Osmanlı yönetim aklından Tanzimat’ın Batılılaşma sancılarına geçişin taştan kanıtlarıdır:
- Galatasaray Lisesi (1481): II. Bayezid’in Galata Sarayı Enderun Mektebi olarak kurduğu okul, 1868’de Mekteb-i Sultani adıyla Fransızca eğitim veren modern bir liseye dönüştü ve Türk diplomasisinin en kalabalık mezun listelerinden birini çıkardı. Robert College’ı kuracak Amerikalıların ülkesi 1481’de henüz keşfedilmemişti.
- Notre Dame de Sion Fransız Lisesi (1856): Harbiye’de Sion rahibelerinin açtığı okul, Osmanlı’nın ilk kız liselerinden biri olarak anılır.
- İtalyan Lisesi (1861): İtalyan diplomatların girişimiyle kuruldu; 1888 taşındığı yıldır, kuruluş değil.
- Robert College (1863): Christopher Robert ve Cyrus Hamlin’in Bebek sırtlarında kurduğu okul, ABD dışında bugün hâlâ eğitim veren en eski Amerikan okulu olarak bilinir.
- Alman Lisesi (1868): Beyoğlu’nda Alman ve İsviçreli ailelerin çocukları için açıldı.
- Saint-Joseph Fransız Lisesi (1870): Kadıköy Moda’da Frères des Écoles Chrétiennes’in kurduğu okulun kökü, 1857’de Beyoğlu’nda açılan bir yatılı okula uzanır. Okul yine de 1870’i kullanır. Bu listede yaşını küçük gösteren tek kurumdur; diğerleri bir eğik çizgi bulsa hemen kullanır.
Maarif ve İdadiler: 1863–1888
Yabancı okulların etkisi büyüdükçe devlet ve hayır cemiyetleri kendi okullarını açtı:
- Darüşşafaka (1863/1873): Yusuf Ziya Paşa’nın da kurucuları arasında olduğu Cemiyet-i Tedrisiye-i İslamiye 1863’te kuruldu; okul 1873’te açıldı. Yetim ve maddi imkânı kısıtlı çocuklara bugün de tam burslu yatılı eğitim veriyor.
- Pertevniyal Lisesi (1872): Pertevniyal Valide Sultan’ın Aksaray’da açtırdığı Mahmudiye Mektebi.
- Vefa Lisesi (1872): Şehzadebaşı sırtlarının mektebi. Mezunları her yıl mayısın ilk pazarı Boza Günü’nde buluşur; kuruluş yılı tartışması bozadan sonraya kalır.
- İzmir Amerikan Koleji (1878/1888): Kız okulu olarak başladı; bugün karma bir kolej. Eğik çizginin solunu kullanmayı ihmal etmez.
- Sankt Georg Avusturya Lisesi (1882): Karaköy’de, ticaretin kalbinde.
- İstanbul Erkek Lisesi (1884): Mehmet Nadir Bey’in kurduğu özel Numune-i Terakki Mektebi olarak başladı, 1896’da devlete geçti, 1910’da “lise” adını kullanan ilk Türk okullarından oldu.
- Kastamonu Abdurrahmanpaşa Lisesi (1885): Vali Abdurrahman Nurettin Paşa’nın kurduğu, Anadolu’nun ilk idadisi.
- Ankara Atatürk Lisesi (1886): Ankara İdadisi olarak açıldı; halk arasında hâlâ “Taş Mektep” denir.
- Trabzon Lisesi (1887): Vali Sırrı Paşa’nın kurduğu idadi. Rivayete göre Paşa okulun masrafı için şehirde ekmeğin fiyatını artırmış; ilk yıl okulda 55 öğrenci varmış. Trabzonlu her ekmek alan, haberi olmadan hayırsever olmuş.
- İzmir Atatürk Lisesi (1888): İzmir Mekteb-i İdadisi. Atatürk okulu 1925’te ve 1931’de ziyaret etti; ikincisinde bir Fransızca dersine girip öğrencilere soru sordu.
- Tarsus Amerikan Koleji (1888): St. Paul’s Institute adıyla, Çukurova’da.
Meşrutiyet ve Savaş Yılları: 1908–1916
- Kabataş Erkek Lisesi (1908): Kabataş’ta idadi olarak açıldı, sonra Ortaköy’deki Feriye binalarına taşındı.
- Erenköy Kız Lisesi (1911): Cumhuriyet’in ilk kuşak okumuş kadınlarının okullarından.
- Kandilli Kız Lisesi (1916): Adile Sultan Kasrı’nda, Boğaz’ın en güzel yamaçlarından birinde.
Listeye girmeyen, hepsinden yaşlı bir okul daha var: 1783’ten beri Karaköy’de eğitim veren Saint-Benoît. Yirmi kişilik listeler hep birini unutur; unutulan genellikle en yaşlı olandır.
Çanakkale: Mezun Veremeyen Sınıflar
Bu okulların bir kısmını birbirine bağlayan şey kuruluş yılı değil, 1915’tir. Son sınıflar gönüllü olarak cepheye gitti; bazı okullar o yıl mezun veremedi.
- İstanbul Lisesi’nin 19 Mayıs taarruzunda elli kadar öğrencisini kaybettiği anlatılır. Rivayete göre okulun pencereleri ardından siyaha boyandı, sarı-siyah renkler de oradan kaldı.
- Galatasaray, Kastamonu, Konya ve Sivas liseleri de 1915’te mezun veremeyen okullar arasında sayılır; 2014’te bu okullar için bir Devlet Şeref Madalyası girişimi gündeme geldi.
- Kabataş mezunları bayraklarındaki siyahı Çanakkale’de şehit düşen mezunlarına bağlar.
Teneffüste top peşinde koşan bir çocuk bu armaları göğsüne taktığında, farkında olmadan yüz yıllık bir hikâyeyi de taşır.
Binalar Eskir, Tırabzan Kalır
Bugün gökdelen kolejlerin ve akıllı tahtalı kampüslerin parıltısı arasında bu liseler sessiz ve inatçı duruyor. Taş merdivenler yüz binlerce adımla aşınmış, ahşap kapılar yüz yıllık lodoslarla eskimiş. Yine de o sınıflara giren çocuğun ciğerine dolan tebeşir tozu ve kütüphane kokusu, yeni kampüslerin veremediği bir şey verir: kendinden önce gelenlere karşı hafif bir mahcubiyet. Vefa’nın bozasında, Galatasaray’ın pilavında, Kabataş’ın rıhtımında, İstanbul Erkek’in holünde yetmiş yaşındaki mezunla on beş yaşındaki çömezi birbirine bağlayan şey diploma değil, sıradır: kim önce geldi, kim sonra.
Cağaloğlu’nda birinci ders zili çaldığında dokuzuncu sınıftaki çocuk hâlâ merdivendedir. Ragıp Bey koridorun sonundan seslenir:
“Evladım, tırabzana iyi bak dedik, ezberle demedik. Ders başladı.”
“Hocam, siz demiştiniz ya…”
“Ne dedim?”
“Emanetlerine basıyorsun dediniz. Basmayayım diye bekliyorum.”
“Evladım, merdivenden başka yol yok. Basacaksın. Yavaş bas, yeter.”



