Her yıl temmuzun ilk haftasında Milli Eğitim Bakanlığı LGS tercih ekranını açtığında, bir milyonu aşkın öğrenci ve onların uykusuz velileri için sıradan hayat biter; kapalı devre bir itibar borsası açılır.
Bu borsa ne Borsa İstanbul’a benzer ne de New York’un teknoloji hisselerine. Burada işlem gören kurlar puanlar değil, virgülden sonraki binde birlik yüzdelik dilimlerdir. Portföy yöneticileri de lisanslı danışmanlar değil; yirmi dakikalık online seansa küçük bir servet isteyen “LGS tercih koçları”, dershane koridorlarında fısıldaşan rehberlik uzmanları ve WhatsApp gruplarında dedektiflik yapan sınıf anneleridir.
Grafikler yeşilden kırmızıya dönerken fısıltılar koridorları sarar: “Galatasaray bu yıl tavan mı yaptı?”, “İstanbul Erkek kaçla kapatır?”, “Kabataş İngilizce Cağaloğlu’nu geçer mi?”, “Ankara Fen’in dilimi neden kıpırdadı?” İşte temmuz tercih borsasının kapalı kapılar ardındaki anatomisi.
Temmuz Sabahı, Saat 08.00: Ekran Başında Nasdaq Heyecanı
Temmuzun on ikisi, sabah 08.00. Caddebostan’da geniş teraslı bir dairenin çalışma odasında klimanın uğultusuna sadece fare tıklamaları eşlik ediyor.
Masada üç ekran açık: Solda son sekiz yılın taban dilimlerini gösteren altmış satırlık bir Excel tablosu; ortada tercih sistemi; sağda YouTube’da borsa bülteni havasında canlı yayın yapan bir tercih gurusu: “0,06 İLE GALATASARAY RİSKİNE GİRİLİR Mİ? KABATAŞ İNGİLİZCE DİRENÇ NOKTASINI KIRACAK MI?”
Masanın başındaki finans direktörü baba kurşun kalemi masaya vurur: — “Canan, bu tablo faiz artışı dönemindeki tahvil piyasasına döndü. Çocuğun dilimi yüzde 0,07. Galatasaray geçen yıl daha dar kapattı. İlk sıraya Galatasaray yazar da açıkta kalırsak İstanbul Erkek arkadan dolar. Risk primimiz çok yüksek!”
Anne elindeki papatya çayını uzatırken itiraz eder: — “Şeref Hoca sabahki yayında ‘Bu sene özel okullara kesin kayıt yaptıranlar çok, Galatasaray ilk turda gevşer’ dedi. İlk sıraya Galatasaray yazmazsak çocuk bizi ömür boyu affetmez! İkinciye İstanbul Erkek, üçüncüye Kabataş, portföyü dengeleriz.”
Bu sahne, tercih haftasında on binlerce evde yaşanan kolektif spazmın en çıplak özetidir.
Zirvedeki Taht Kavgası
Borsanın zirvesindeki “mavi çipler” tartışmasız iki kurumdur: Galatasaray Lisesi ve İstanbul Erkek Lisesi. İkisi de LGS’nin en üst dilimlerinden öğrenci alır; aralarındaki tercih ise ailelerin beklentilerinin küçük bir röntgenidir:
- İstanbul Erkek Lisesi (Almanca): Veli çocuğunun geleceğini Almanca konuşulan Avrupa’da görüyorsa okulun Abitur ve DSD yolu bir sığınaktır.
- Galatasaray Lisesi (Fransızca): Hedef hukuk, diplomasi ve bir mezun camiasının ömür boyu süren dayanışmasıysa Mekteb-i Sultani ilk sıraya yazılır.
Galatasaray’ın bir de görünmez bir hesabı vardır: 1992 Türk-Fransız protokolüyle kurulan yapı gereği lise kontenjanının üçte biri Galatasaray İlköğretim Okulu mezunlarına ayrılır. Dışarıdan gelen için kapı, tabloda göründüğünden daha dardır; bunu tercih gecesi öğrenen veli, Excel’ine yeni bir sütun açar.
İki okul arasındaki makas her yıl binde birlik düzeyde konuşulur. Bakanlığın her yıl yayımladığı taban yüzdelik dilimleri, veli gruplarında kutsal metin muamelesi görür; birkaç öğrencinin tercihini Cağaloğlu’ndan Beyoğlu’na kaydırması o metni yeniden yazdırır.
Boğaz Rıhtımının Yükselen Hissesi
Son yılların en çok konuşulan “büyüme hissesi” Kabataş Erkek Lisesi’dir.
Ortaköy’de, Feriye Sarayları’nın Boğaz dalgalarıyla yıkanan rıhtımındaki kampüs; İngilizce hazırlığı, 2009’dan beri Almanca bölümü ve 2022’de başlayan Cambridge IGCSE programıyla veli gözünde yeni bir cazibe kazandı. Okulda yaklaşık 250 yatılı öğrencinin kaldığı pansiyon da Anadolu’dan gelen derecelilerin rotasını Ortaköy’e çevirir.
Rıhtımda çay içen bir Kabataş mezununun sözleri bu yükselişi kendince açıklar: — “Bizim okul hem Boğaz’ın kalbinde saray kampüsü sunuyor hem de mezun ağı geniş. Cağaloğlu’nun ciddiyetinden çekinen ama özel okula servet vermek istemeyen her zeki çocuğun gözü artık burada.”
Fen Lisesi mi, Tarihi Lise mi?
Aile meclislerini en derin krize sürükleyen kavşak, fen liseleri ile tarihi liseler arasındaki arbitrajdır.
1990’larda formül basitti: “Çocuğum tıp ya da mühendislik kazansın” diyen aile gözü kapalı Ankara Fen Lisesi, İzmir Fen Lisesi ya da İstanbul Atatürk Fen Lisesi’ni yazardı.
Bugünün büyükşehirli velisi ise akademik başarının yanına yabancı dil, kültürel sermaye ve mezun ağını ekledi. Mutfak masasında şu soru tartışılır: — “Fen lisesine giderse tıp kazanır. Ama Kadıköy Anadolu’ya ya da Cağaloğlu’na giderse edineceği dil, çevre ve mezunlar derneği ona daha esnek bir hayat sunmaz mı?”
Taşradan gelen tıp hedefli öğrenciler fen liselerine yönelirken büyükşehirli aileler tarihi liselerin dil gücüne sarılır. İki yolun da puanı yüksektir; aradaki fark, ailenin çocuğun gelecekteki hangi fotoğrafını hayal ettiğidir.
Nakil Döneminin Poker Masası
Birinci yerleştirme sonuçları açıklandığında borsa kapanmaz; yerini daha gergin bir masaya bırakır: nakil dönemleri.
Bu dönem bir domino oyunudur. Tetikleyici çoğu zaman özel okulların kesin kayıt listeleridir. Robert College’a ya da başka bir özel okula kesin kayıt yaptıran öğrenciler, devlet liselerindeki yerlerinden feragat eder; zirvede birkaç kişilik boşluk açılır:
- Galatasaray’daki boşluğu bir alt dilimden gelen öğrenci doldurur.
- Onun yerine bir başka tarihi liseden biri zıplar.
- O boşluğu bir sonraki okul doldurur.
- Zincir, şehrin öbür ucundaki Anadolu liselerine kadar beş kademeli bir yer değiştirme dalgası yaratır.
Bu iki haftalık nöbette veliler ekranı saniyede bir yeniler. Rehberlik odalarında “nakil algoritması” satılır: — “Bakın beyefendi, yedek listeler hareketlendi. Birinci sıraya Cağaloğlu yazarsanız kıl payı sızma ihtimali var. Ama riske girmek istemiyorsanız olduğunuz yerde kalın. Nakilde kumar oynayan çok veli açıkta kaldı!”
Aynı anda özel okulların burs komiteleri telefon diplomasisi yürütür: — “Tebrikler, çocuğunuz Kabataş’ı kıl payı kaçırdı ama bizde tam burs kazandı. Yarın öğlene kadar imzalamazsanız burs sıradaki adaya geçer.”
Kapanan Tercih Ekranı
Ağustosun ilk haftasında nakil dönemleri de bitip sistemin şalteri indiğinde ülkeye derin bir sessizlik çöker.
Kimi aileler istedikleri liseyi binde birlik farkla kazanmanın sarhoşluğuyla akrabaya ziyafet verir; kimi evlerde kıl payı kaçan Kabataş ya da Cağaloğlu yüzünden yas havası yaşanır. Veli gruplarından sessizce ayrılınır, on dört yaşındaki çocuklar odalarına kapanır.
Oysa Galatasaray’ın bahçesinde top koşturanla Cağaloğlu’nun merdivenlerini çıkan çocuk arasındaki fark, çoğu zaman yarım netlik bir dikkat hatasıdır.
Caddebostan’daki evde baba Excel dosyasını kapatır, “LGS_final_v7” adıyla kaydeder. Çocuk kapıdan başını uzatır: — “Baba, sonuç ne oldu?” — “İkinci tercihin, oğlum.” — “Süper. Bir de şey… Bunun hissesi düşer mi seneye?”



