Mayıs ayının son cuma gecesi, saat 23.45. Cağaloğlu’nun dar arka sokaklarından birindeki bir matbaanın bodrum katında makineler gürültüyle dönüyor.
Havada mürekkep, tiner, çay ve sigara dumanı kokusu. Baskı silindirleri kuşe kâğıtları ritmik bir hızla katlarken, kenardaki tezgâhta bir lisenin yıllık komitesi başkanı Caner ile tasarımcı arkadaşı Selin nöbette. Üç gecedir uyumamışlar; ellerinde kırmızı kalemlerle prova sayfalarını son kez kontrol ediyorlar.
Caner’in telefonu titrer. Ekranda okulun disiplinden sorumlu müdür yardımcısının adı.
“Caner! O iki sayfayı çıkarmadığınızı öğrendim. O yıllık o haliyle basılırsa tek bir nüshasını okula sokmam!”
Caner telefonu kapatır, Selin’e döner, göz kırpar: “Resmî baskıyı istedikleri gibi basalım. Çıkardığımız iki sayfayı yan sokaktaki fotokopiciye ayrıca bastırırız.”
Yıllık komitesinde çalışmış pek çok mezun, bu sahnenin bir versiyonunu anlatır. Otorite ile mizah arasındaki en tatlı gerilla savaşı, yıllık komitelerinde verilir.
Son Sınıfın Gizli Teşkilatı
Son sınıfa geçen bir öğrenci için iki büyük sınav vardır: Biri üniversite sınavı, öbürü okulun hafızasında nasıl hatırlanacağını belirleyen yıllık yazısı. Sınav puanı unutulur; ama o kuşe sayfaya yazılan bir lakap, sınıf buluşmalarında ömür boyu peşinizi bırakmaz.
Bu yüzden yıllık komitesi, mezunların anlattığına göre, sınıfın en uslu öğrencilerinden değil, en hazırcevap olanlardan, koridor dedikodusuna en hâkim olanlardan ve tasarım programlarını sabaha kadar kullanabilenlerden seçilir.
Kasımda çalışmaya başlayan komite, yüzlerce öğrencinin yazısını toplar. Görevi zordur: Bir yandan mizahı canlı tutmak, öbür yandan idarenin sınırlarını aşmamak.
Bütçe Masası
Yıllık komitesinin edebiyat kadar zor bir sınavı da bütçedir. Kuşe kâğıt, ciltleme, varak baskı derken maliyet hızla büyür.
Mezunların anlattığına göre komite bu yüzden bir reklam ajansı gibi çalışmaya başlar. Velilerin işyerlerinin kapısı çalınır, yıllığın arka sayfaları için reklam istenir. Böylece bir lise yıllığının son sayfalarında bir inşaat firmasının, bir diş kliniğinin ya da bir fabrikanın “Mezunlarımıza başarılar” ilanı boy gösterir. Yıllar sonra o sayfalar, bir dönemin şehir ekonomisinin küçük bir arşivi gibi okunur.
Şifreli Dil
Her öğrenciye ayrılan sayfa, sıradan bir veda mektubu değildir; dört yıllık lise hayatının bir hesaplaşma tutanağıdır. Yıllık yazılarının yalnızca o dönemin mezunlarının çözebileceği şifreli bir dili vardır:
- Gizli akrostişler: Dört yıl boyunca açılamamış bir aşkın, paragrafların ilk harflerine gizlenmesi.
- Kantin ifşaatları: Tost borcunu ödemeyen arkadaşın ince bir taşlamayla tarihe geçmesi.
- Koridor maceraları: “Asla unutulmayacaklar: yangın merdiveni, okul gezisinde otelden kaçış…”
- Lakaplar: “Pisagor”, “Sıfırcı”, “Dublör” gibi lakapların arkasındaki dört yıllık mitoloji.
Komite kaba ifadeleri törpüler; yerine yalnızca hedefin anlayabileceği ince göndermeler koyar.
“En”ler Listesi
Yıllığın en çok kavga çıkaran sayfası, “dönemin en’leri” listesidir: En çalışkanı, en havalısı, en çok uyuyanı, geleceğin CEO’su, en gizemlisi.
Bu listenin belirlendiği gecelerde komite odası bir koalisyon pazarlığına döner. İki öğrenci aynı unvanı isteyince komite başkanı ter döker: “Birinize ‘dönemin en zarifi’, öbürünüze ‘dönemin ikonu’ yazıyoruz. Matbaa saat ikide kalıbı bağlıyor!”
Fotoğraf Günü ve İki Satırlık Aforizma
Mezuniyet fotoğrafı çekim günü, yıllık maratonunun en gergin anıdır. Kiralık cübbeler, sprey sıkılmış saçlar, kepin kafadaki açısı…
Okulun yıllardır çalışan fotoğrafçısı merdivenlerden bağırır: “Kepi kaşlarınıza indirmeyin, vize fotoğrafı çekmiyoruz! Arka sıra, kravatları düzeltin!”
Asıl sancı ise fotoğrafın altına yazılacak iki satırlık cümledir. Kimi bir filozoftan alıntı seçer. Kimi okulun en meşhur haylazlığına gizli bir selam çakar. Kimi dört yıllık fizik ıstırabını iki kelimede özetler: “Vektörler yalan söyledi.”
Sansür ve Korsan Sayfalar
Mezunların en sevdiği yıllık hikâyeleri, sansürle ilgilidir. Prova cildi idareye sunulduğunda bazı espriler çizilir, bazı sayfalar çıkarılır.
Bu tür hikâyeler Kadıköy Anadolu Lisesi, Galatasaray Lisesi, Robert Kolej ya da İstanbul Erkek Lisesi gibi köklü okulların mezunları arasında sık anlatılır. Hangi hikâyenin hangi okulda, hangi yıl gerçekten yaşandığını ayırt etmek ise çoğu zaman imkânsız; her kuşak kendi versiyonunu anlatır ve her versiyon bir öncekinden biraz daha cesurdur.
Hikâyelerin en sevilen sonu hep aynıdır: Çıkarılan sayfalar ayrıca bastırılır ve mezuniyet gecesi masalarda gizlice dağıtılır. Velilere resmî nüsha gösterilirken, öğrenciler korsan sayfaları birbirlerinin yıllıklarına yapıştırıp imzalar.
Öğretmen Sayfaları
Yıllığın en hassas bölümlerinden biri öğretmen sayfalarıdır. Her öğretmen için birkaç satır yazılır; kimine minnet, kimine tatlı bir taşlama.
Komitenin en zor kararı, bu satırların tonunu ayarlamaktır. Mezunların anlattığına göre en sevilen öğretmenler genellikle en çok takılınanlardır: Derste hep aynı cümleyle başlayan matematikçi, sınavları hep cuma koyan kimyacı, tahtaya yazarken sınıfa sırtını hiç dönmeyen fizikçi. Bu takılmalar, öğretmenler için de bir tür madalyadır; yıllığı eline alan bir öğretmen, önce kendi sayfasını açar.
Yıllar içinde biriken yıllıklar, bir okulun gayriresmî tarih arşivine dönüşür. Aynı öğretmenin otuz yıl boyunca farklı kuşakların sayfalarında nasıl anlatıldığını görmek, okulun hafızasının en sevimli kaydıdır; lakaplar değişir, ama öğretmenin o meşhur cümlesi her kuşakta yeniden yazılır.
Dijital Çağda Yıllık
Son yıllarda yıllıkların biçimi değişiyor. Bazı okullarda basılı yıllığın yanında dijital versiyonlar hazırlanıyor; fotoğraflar ve videolar çevrimiçi paylaşılıyor.
Ama mezunların çoğu hâlâ basılı yıllıktan vazgeçmek istemiyor. Bir ekranda kaydırılan fotoğraflar ile bir kitaplıktan indirilen ağır bir cilt arasındaki fark, otuz yıl sonra açılan bir sayfanın kokusunda saklı.
Sosyal medya, yıllık komitelerinin sansürle ilişkisini de değiştirdi. Eskiden matbaada çıkarılan bir sayfa, korsan baskılarla dolaşırdı; bugün bir ekran görüntüsü birkaç dakikada bütün okula yayılabiliyor. Komitelerin işi, bu yüzden hem daha kolay hem daha zor.
Otuz Yıl Sonra
Yıllar geçer. O gün idareyi telaşa düşüren “skandallar” zamanla eriyip gider.
Bir gün, kırklı yaşlarına gelmiş bir mezun kitaplığının üst rafından ağır yıllığı indirir. Sayfaları çevirdikçe burnuna eski mürekkep kokusu gelir. Sonradan bantlanmış sararmış bir sayfaya takılır gözü.
Arka kapağın içine mavi tükenmez kalemle yazılmış bir not: “Bu sayfalar biter ama arka sıradaki dostluğumuz bitmez. Pazar günleri iskelede buluşuyoruz.”
Kapanış
Matbaaya dönelim. Sabah saat dört. Makineler durmuş, Caner ile Selin yıllık kolilerinin üzerinde uyuyakalmışlar.
Matbaanın yaşlı ustası üzerlerine bir battaniye örter, yanlarına iki bardak çay bırakır. Masada, iki ayrı deste duruyor: resmî baskı ve korsan sayfalar.
Usta korsan destenin en üstündeki sayfayı alır, okur, gülümser ve kendi cebine koyar.



