Mayıs ayının ikinci cuma akşamı, saat 18.30. Moda sahilinden esen ılık bir meltem Kadıköy Anadolu Lisesi’nin (KAL) çınarlarının arasından süzülür. Ya da Beyoğlu’nda Galatasaray Lisesi’nin tarihi demir kapısının önünde, İstiklal’in uğultusunu ikiye yaran bir bas gitar soundcheck’i yankılanır.
Havada kızarmış patates, sosisli ve bahçeye serilmiş yüzlerce metre elektrik kablosunun ısınan plastik kokusu var. Sahne arkasındaki çimlerde alüminyum bir truss iskeleti yükselir; üzerindeki hareketli ışıklar bahçenin taş duvarlarını kırmızı ve lacivert huzmelerle tarar.
Dışarıdan bakan biri için bu, finaller öncesi kurtlarını döken liselilerin bahar eğlencesidir. Oysa sahne arkasında, kulaklıklarından spiral kablolar sarkan ve ceplerinde kaşeli izin belgeleri taşıyan 17 yaşındakilerin yönettiği şey, bir konser şirketinin taş çıkartacağı, bütçesi milyonlarla konuşulan bir açık hava operasyonudur (komite sunumlarına dayalı editoryal tahmin).
Saat 18.30: Telsizli 17’liklerin Komuta Çadırı
Ana kapının yanındaki beyaz brandalı çadırda 12-Fen öğrencisi, Festival Komitesi Başkanı Can dikilmektedir. Boynunda sarı şeritli “FESTİVAL KOORDİNATÖRÜ - ALL ACCESS” kartı, sağ kulağında şeffaf spiral kulaklık, elinde cızırdayan bir telsiz.
Parmaklıkların ardında Moda Caddesi’ne uzanan yüzlerce metrelik bir kuyruk dalgalanır. Kuyrukta sadece KAL’liler yok; Robert Kolej, Saint-Joseph, Üsküdar Amerikan Lisesi, Kabataş Erkek Lisesi ve Cağaloğlu Anadolu Lisesi öğrencileri de formalarının üstüne deri ceketlerini çekmiş, kapıların açılmasını bekliyor.
Telsizden kulak zarını patlatan bir cızırtı: — “Can duyuyor musun, kapı 2’de barkod okuyucu kilitlendi! Saint-Joseph’liler turnikeyi zorluyor! İlçeden gelen görevli izin evrakını görmek istiyor, hemen nizamiyeye gel!”
Can sesini olabildiğince soğukkanlı tutar: — “Sakin ol Zeynep. Turnike 2 ve 3’ü manuele alın, gelenleri el damgasıyla geçirin. Görevliye söyle, Müdür Başyardımcımız Salih Hoca protokol çadırında evraklarla hazır. Çay ikram edin. İki dakikaya oradayım.”
Çadırdan fırlarken bir an durup sahneye bakar. Teknisyenler line array sisteminin son frekans testini yapıyor: düm-tek, düm-tek. 17 yaşındaki birinin omzundaki yük akıl almazdır: bir yanda binlerce gencin güvenliği, diğer yanda yarım saat sonra minibüsü bahçeye girecek grubun sahne programı.
Bütçe Cetveli: Maslak Plazalarında Sponsor Avı
Bir lise festivalinin bütçesi devlet kasasından ya da okul idaresinin mütevazı bütçesinden çıkmaz. Finansman mucizesi, 11. ve 12. sınıfların ocak-şubat aylarında yürüttüğü kurumsal diplomasiyle yaratılır.
Komitenin “Dış İlişkiler ve Sponsorluk Masası”ndaki beş öğrenci, kışın üniformayı çıkarıp jilet gibi takım elbiseler giyer. Kırk sayfalık iki dilli sunum dosyalarıyla Levent ve Maslak’taki gökdelenlerin pazarlama katlarında randevu kovalar.
Pazarlama direktörlerine yapılan sunum, bir yatırım bankacısı ağzıyla icra edilir: — “Sayın Direktörüm, size yarım günde beş bin gence doğrudan temas imkânı sunuyoruz. Ülkenin gelecekteki CEO’ları, hekimleri ve mühendisleri bu bahçede olacak. Ana sahne isim hakkı, tişört sırt logosu ve içecek stantlarının münhasır satış hakkı için paketlerimiz ekte.”
Gider kalemleri ise dudak uçuklatır: sahne, truss, ışık ve ses sistemi; headliner grupların ücretleri; özel güvenlik ve ambulans; seyyar tuvaletler, jeneratör mazotu ve temizlik; belediye izinleri ve telif harçları. Hepsi sponsorluklar ve bilet gelirleriyle kuruşu kuruşuna denkleştirilmeye çalışılır.
Kulis Diplomasisi ve Cam Şişe Krizi
Festival günü okulun soyunma odaları ya da öğretmenler dinlenme salonu, kapılarına asılan siyah perdelerle bir rock grubunun kulisine dönüşür. Komite burada müzik sektörünün en çetrefilli kuralıyla tanışır: rider, yani sanatçının kulis şartnamesi.
Kulisin kapısında sert bir tartışma patlar. Grubun menajeri Tolga Bey, sözleşmeyi kulis sorumlusu 11. sınıf öğrencisi Derin’in yüzüne doğru sallar: — “Sözleşmenin 18. maddesine açıkça yazdık! Kuliste plastik şişe olmayacak; oda sıcaklığında cam şişe su, narenciye tabağı ve şekersiz badem sütü olacak! Siz plastik bardak koymuşsunuz. Bu şartlarda sahneye çıkılmaz, minibüsü çalıştırır gideriz!”
Derin, iki saat uyumuş olmasına ve ertesi hafta gireceği kimya sınavına rağmen istifini bozmaz: — “Haklısınız Tolga Bey, tedarikçi aksatmış. İki arkadaşımız şu an Moda Caddesi’ndeki şarküteride; cam şişeler beş dakikaya masanızda. Bu arada solistinize iletin; grubun gitaristinin lise hocası, fizik zümre başkanımız Necmi Hoca kulis kapısında bekliyor. İki dakika eski günleri yad etmek ister mi?”
Menajerin yüzü anında çözülür. On dakika sonra cam şişeler kulise girer, eski hoca içeri buyur edilir, kriz tatlıya bağlanır.
Bilet Karaborsası ve Turnike Gerillaları
Biletler satışa çıktığı gün dakikalar içinde tükenir. Bir başka okulun festivaline bilet bulabilmek, mayısın en kritik statü sınavıdır.
Bilet bulamayanların sızma operasyonları lise mitolojisinin en renkli sayfalarıdır:
- Moda duvarı akıncıları: Okulun Moda tarafına bakan yüksek duvarlar, doğal tırmanma parkurudur. Ağaç dallarına tutunup bahçeye atlayan gençler, komitenin telsizli nöbetçileriyle tatlı bir kovalamacaya tutuşur.
- Fotokopi kalpazanları: Mahalle kırtasiyesinde kumaş bilekliği ya da yaka kartını taklit etmeye çalışan amatör grafikerler, turnikedeki QR tarayıcıya yakalanır.
- Mezun nostaljisi: Kimliğini uzatan 45 yaşındaki banka müdürü: “Kardeşim ben 1996 mezunuyum. Bu bahçede ilk festivali biz teneke amfilerle yaptık. Beni almazsanız mektebin hatırasına ihanet edersiniz!”
Konsere üç saat kala biletler WhatsApp gruplarında katına el değiştirir; bir okulun festival bileti başka bir okulun balo davetiyesiyle takas edilir.
Desibel Savaşları
Saat 21.45. Festival doruktadır. Beş bin genç, bahçeyi titreten ışık selinin altında kollarını kaldırmış, hep bir ağızdan nakarat söylemektedir. Moda’daki ahşap konakların pencereleri, Caferağa’daki apartmanların avizeleri zangır zangır titrer.
Ve lise festivallerinin en büyük kabusu başlar: komşu şikâyetleri. Semtin emekli sakinleri telefonlara sarılmıştır: “Salonumda deprem oluyor, derhal durdurun!”
Arka kapıya tepe lambaları dönen bir ekip aracı yanaşır. Görevli doğrudan sahne arkasına yönelir: — “Festival komitesi kim? İzniniz saat 22.00’ye kadardı, ses sınırını aşmışsınız. Sesi hemen kısın!”
Sahne arkasında otuz saniyelik buz gibi bir panik. Sonra okul müdürü devreye girer, telsizden ses masasına fısıldanır: “Basları hemen düşürün!” Uzun bir pazarlığın sonunda konserin 22.45’te bitmesi şartıyla uzlaşılır. Gençlik cumhuriyeti iptalin eşiğinden bir kez daha döner.
Gece 00.30: Sönen Spotlar
Son akor vurulur, projektörler söner. Binlerce genç şarkı söylemeye Boğa heykelinde ya da vapur iskelesinde devam etmek üzere bahçeyi boşaltır.
Geride ezilmiş çimler, rüzgârda savrulan kâğıt bardaklar ve truss söken roadie’lerin çekiç sesleri kalır. Can ve çekirdek ekipten yedi kişi, sahnenin tahta basamaklarına bitkin halde çöker. Tişörtleri toz, ter ve sahne sisi kokar; yüzlerinde ise dev bir fırtınayı atlatmanın zafer sarhoşluğu vardır.
Can cebinden buruşmuş bir A4 çıkarır; türev ve integral formülleriyle dolu. Selin başını omzuna yaslar: — “Can… Pazartesi ilk iki ders fizik yazılısı var, değil mi?”
Can telsizi kapatır, sökülen ışıklara bakar: — “Var. Ama sorun değil. Şinasi Hoca’ya da rider gönderdim: oda sıcaklığında sorular, plastik şık yok.”



