Her yıl haziranın ilk pazar sabahı bir milyonu aşkın 8. sınıf öğrencisi LGS salonlarına girer. Ama bu iki oturumluk maraton sadece bir lise yerleştirmesi değildir; İstanbul, Ankara ve İzmir ekseninde dönen, kapalı kapılar ardında yürütülen büyük bir gölge eğitim ekonomisinin final perdesidir.

Piramidin zirvesinde tabela asmayan, internet sitesi kurmayan, sosyal medyada hesabı olmayan ve saat ücretleri velilerin bile fısıltıyla söylediği “LGS süper koçları” hüküm sürer.


Perşembe, Saat 18.00: Teşrifat

Hafta içi herhangi bir perşembe akşamı, Göktürk sırtlarındaki bir villada ya da Bağdat Caddesi’nde geniş teraslı bir dairede hayat 17.55 itibarıyla durur.

Evin babası, bir fonun Türkiye direktörü ya da bir şirketin tepe yöneticisi, toplantılarını iptal etmiş, sessize aldığı telefonuyla çalışma odasının köşesine çekilmiştir. Anne gümüş tepsiye ince porselen fincanda sade Türk kahvesini, yanına üç çiğ badem ve bir kuru inciri yerleştirir. Çocuğun masasında çıt çıkmaz. Çünkü zili çalmak üzere olan kişi, veli piyasasında efsaneleşmiş matematik koçu “Pisagor Cengiz” ya da “Karekök Haldun”dur.

Hoca içeri girdiğinde eve bir kalp cerrahı gelmiş gibi bir ciddiyet çöker. Ceketini çıkarıp oturduğunda anne-baba kapıyı usulca kapatır, koridorda parmak ucunda yürür. Salondan yalnızca ritmik bir ses duyulur: — “Soru kökünü üçüncü kez oku Emir. Tablodaki ikinci satırı görmüyorsun, çünkü metni hikâye gibi okuyorsun. Bu hatayı yaparsan Kabataş’ın bahçesini ancak vapurdan izlersin.”

Ders bitince kapı önünde yapılan doksan saniyelik değerlendirme, bir ameliyat sonrası brifingden farksızdır. Hoca kaşlarını çatar: “Geometride fena değiliz ama EBOB-EKOK’ta kurguyu kaçırıyor. Haftaya iki saat daha yazalım. Boşluğum yok ama pazar 07.30’a bir ara koyabilirim.” Anne ve baba minnetle teşekkür eder; haftalık dört saatlik blok, fiyatı sorulmadan onaylanır.


Slot Devri ve Kapalı Hoca Borsası

Bu hocalara Google’dan ya da özel ders platformlarından ulaşılmaz. Takvimleri Levent-Etiler-Bebek üçgenindeki veli ağlarında, yüksek faizli bir bono gibi elden ele geçer.

Bir cerrah veli, bir hocanın cumartesi saat 14.00 slotunu nasıl devraldığını yıllar sonra bile bir operasyon gibi anlatır: Bir üst dönemin velisini aramış, “Hoca sana doğrudan gelmez” cevabını almış, sonunda karşılıklı iyilikler ve uzun bir “aile dostumuz” takdimiyle kabul edilmiştir. Hikâyenin sonunda hep aynı cümle gelir: “O slotu almak, Bebek’te tekne bağlama yeri bulmaktan zordu.”

Bu kapalı borsanın yazılı olmayan yasaları vardır:

  1. İptal yasağı: Çocuk ateşler içinde yatsa bile ders iptal edilmez; edilirse ücret ödenir. Üst üste iki kez erteleyen veli, slotunu bekleme listesindeki başka bir aileye kaptırır.
  2. Ödev aforozu: Bırakılan fasikülde tek bir soru boş kalırsa hoca kapıdan döner, o haftanın seansı yanar.
  3. Gizlilik: Hangi hocadan ders alındığı aynı sınıftaki velilere asla söylenmez. En yakın arkadaş veliler bile birbirine “Biz sadece okulun etüdüne gönderiyoruz, çocuk kendi çalışıyor” yalanını büyük bir profesyonellikle söyler.

Yeni Nesil Soru ve Mühendis Babaların Çöküşü

Aileleri bu harcamalara iten asıl mekanizma, veli gruplarında “yeni nesil soru” diye anılan sınav formatıdır.

Eski usul sınav soruları, formülü bilen ve işlem hızı yüksek öğrencinin çözebileceği netlikteydi. 2018’de başlayan LGS’nin “yeni nesil” sorularında ise bir matematik sorusu yarım sayfalık bir hikâye, iki tablo, bir plan ve birkaç parametreli bir senaryodan oluşabilir. Velilerin abartarak tarif ettiği bir soru kökü şöyledir: “Bir eko-çiftlikte güneş panellerinin eğim açısı belirli bir diziye göre ayarlanmakta olup, damlama sulama borularının uzunluğu kareköklü sayılarla modellenmiştir…”

En trajikomik sahneler mühendis babaların evinde yaşanır. Fabrika yöneten, yazılım mimarisi kuran bir baba akşam çocuğunun masasına oturur: — “Bırak bakayım. Ben kalkülüs gördüm, diferansiyel denklemi dereceyle verdim; 8. sınıf sorusunu mu çözemeyeceğim?”

İki saat geçer. Masadaki beş kâğıt integral ve türev karalamalarıyla dolmuştur. Baba ter içinde cevap anahtarına bağırır: — “Bu soru hatalı! Termodinamiğin ikinci yasasına aykırı! Böyle debi hesabı mı olur?”

On üç yaşındaki çocuk gözyaşları içinde mırıldanır: — “Baba, integral değil. B şıkkındaki 12’yi yerine koyunca çıkıyor işte…”

İşte bu çaresizlik anında, perşembe akşamı gelen hoca bir kurtarıcıdan çok ailenin akıl sağlığının teminatı olur.


Pazar Sabahı Deneme Turizmi

Hazırlık sezonunun en hareketli günü pazar sabahıdır. 08.15’te Etiler’de, Caddebostan sahil hattında ya da Çayyolu kavşağında kahvecilerin önünde SUV kuyrukları oluşur.

Çocuklar Kadıköy’de ya da Bakırköy’de bir butik dershanenin bodrum katındaki Türkiye geneli denemeye sokulmuştur. Dışarıda kalan veliler kaşmir kabanları, koyu güneş gözlükleri ve termos kupalarıyla arabanın etrafında volta atar. Konuşulan konu borsa ya da siyaset değil, katsayılardır: — “Geçen haftaki denemede fen zordu diyorlar ama bizim kız tek yanlış yapmış. Türkçede ‘çıkarılamaz’ sorusunda takılmış, puan oradan gitti.”

Bagajlar adeta bir yeraltı matbaasıdır. Bandrolsüz, yalnızca belirli hocaların elden ele dağıttığı spiral ciltli fasiküller bagajdan bagaja aktarılır. Bir anne diğerine fısıltıyla bir USB bellek uzatır: “Bunu geçen sene dereceye giren bir çocuğun koçu hazırlamış. Sakın gruba atma, aramızda kalsın.”


Yuşa Tepesi’nden Yaban Mersinine

Akıl ve mantığın zorlandığı bu yüksek stresli dünyada modern pedagoji ile eski inançlar birbirine karışır.

Hafta içi çocuğuna en pahalı koçu tutan bir veli, cuma sabahı 06.00’da kendini Yuşa Tepesi’nde ya da Eyüp Sultan’da bulabilir. Sınavda kullanılacak kurşun kalemler, silgiler ve kalemtıraşlar dualarla “mühürlenir.”

Evin mutfağı ise bir biyokimya laboratuvarına döner:

  • Sınavdan üç ay önce rafine şeker evden kovulur.
  • Her sabah aç karnına bir avuç yaban mersini ve üç ceviz yedirilir.
  • Sınav günü iki oturum arasındaki teneffüste çikolata yasaklanır; yerine fıstık ezmeli hurma barları hazırlanır.

Sınav Akşamı: Optik Form Otopsisi

Haziranın o ilk pazarında ikinci oturumun zili çaldığında okul kapılarında yüzlerce çocuk dışarı fırlar; kimi sevinçten, kimi fen testindeki son basınç sorusunu yetiştiremediği için ağlamaktadır.

Asıl dram öğleden sonra, soru kitapçıkları ve cevap anahtarı yayımlandığında başlar. Salonun perdeleri kapatılır, cevaplar masaya serilir. Anne, baba ve çocuk ellerinde kırmızı kalemle bir otopsiye başlar. Bir ailenin beş yıllık sosyal prestijini belirleyen şey, iki üç netlik farktır:

  • İlk binde birlik dilimler: Mutlak zafer. Galatasaray Lisesi ya da İstanbul Erkek Lisesi ihtimali masaya gelir. Akrabalara telefon açılır, hocaya teşekkür çiçeği gönderilir.
  • Biraz aşağısı: Krizli rahatlama. Kabataş Erkek Lisesi ya da Robert College hesapları yapılır: “Almanca bölümüne mi yazsak, yoksa Robert burs verir mi?”
  • Yüzde birli dilimler: Sessiz yas. Telefonlar uçak moduna alınır, temmuz için interneti çekmeyen bir Ege köyünde tatil planlanır.

Harcanan paralar, uykusuz pazar sabahları ve fasikül yığınları geride kaldığında, duvarda bir lise arması asılı kalır. O armayı ceketine takan çocuğun evinde bile, kayıt bittiği akşam sofrada aynı soru sorulur: “Peki üniversite için hangi hocayla başlıyoruz?”