Üniversite sınavı ve LGS dışarıdan milyonlarca gencin ter döktüğü kamusal bir yarış gibi görünür. Oysa bu yarışın zirve basamaklarında, binde birlik dilimlerde dönen rekabet sıradan bir ders çalışma disiplininden çoktan çıkmış; İstanbul’un Levent, Maslak, Ataşehir ve Ankara’nın Çukurambar hattındaki gökdelen dairelerine taşınmış kapalı devre bir sınav borsasına dönüşmüştür.
Bu borsada ne müfredatın standart kazanımları konuşulur ne de dershanelerin kalabalığı vardır. Burası, saat ücretleri velilerin bile fısıltıyla telaffuz ettiği, gece yarısı seanslarına şoförle taşınan, adı kulaktan kulağa dolaşan “süper hocaların” ve çocuklarına derece yaptırmak için servet harcayan şehirli burjuvazinin gece etüdüdür.
Maslak, Gece 23.15: Otuz İkinci Kat
Salı gecesi, saat 23.15. Maslak’taki bir gökdelenin otuz ikinci katında geniş teraslı bir daire. Dışarıda otoyol ışıkları bir nehir gibi akıyor; ses yalıtımlı camların ardında şehrin uğultusu kaybolmuş. Havada sedir kokulu bir oda spreyi ve kapsül kahve makinesinden yükselen espresso buharı.
Çalışma odasında 12. sınıf öğrencisi Bora oturuyor. Gözlerinin altı morarmış; önündeki siyah spiral ciltli fasikülde olimpiyat seçmelerinden derlenmiş bir elektromanyetizma sorusu. Diafon çalar. Güvenlik fısıldar: “Bora Bey, Haldun Hocanız geldi efendim, asansöre yönlendiriyoruz.”
İçeri giren kişi, gri kaşmir kazağı, deri evrak çantası ve boynundaki okuma gözlüğüyle veli camiasında efsaneleşmiş “Kuantum Haldun”dur. Ne bir kurs merkezinde çalışır ne de internette kartviziti vardır. Haftalık takvimi Levent-Bebek hattındaki ailelerin WhatsApp gruplarında gizli bir hazine bonosu gibi el değiştirir.
Hoca masaya oturur, saate bakar: 23.25. İlk cümlesi bir cerrah soğukluğundadır: — “Bora, 14. soruda manyetik akının türevini kaçırmışsın. Sınavda böyle çözersen Boğaziçi Bilgisayar’ın kapısından giremezsin. Baştan alıyoruz. Enerji korunumunun ikinci basamağını yaz.”
Ders 00.55’te biter. Bora’nın annesi salon kapısında bekler: “Hocam, cumartesi gecesi 01.00 boşluğunuzu lütfen kimseye vermeyin.”
Rezidans Etüt Ofisleri
Son yıllarda bu piyasada bir dönüşüm daha yaşandı. Bazı hocalar ev ev dolaşmayı bırakıp rezidanslarda daireler kiralayarak kendi “kapalı devre sınav laboratuvarlarını” kurdu.
Kapıda tabela yoktur. İçerideki atmosfer bir operasyon merkezini andırır:
- Ses yalıtımlı cam kabinlerden oluşan birkaç bireysel çalışma hücresi,
- Ergonomik çalışma koltukları,
- Odaklanmayı artırdığı söylenen gün ışığı spektrumlu lambalar,
- Ve kabinlerin ortasında bekleyen, matematik bölümlerinden yeni mezun iki genç asistan.
Öğrenci okuldan çıkar çıkmaz buraya gelir. Telefonu giriş kasasına kilitlenir. Gece yarısını geçen maratonda ana hoca her kabine sırayla kırk beşer dakikalık “şok seanslarla” girer. Aradaki zamanda öğrenci çözemediği soruyu asistanın tabletine yollar; soru doksan saniyede çözülüp kabine geri döner.
Velilerin aktardığına göre bu “tam pansiyon” etüdün aylık bedeli bir kira değil, birkaç kiradır; boşalan bir yer için referanslar devreye sokulur. Kabin numaraları bile statü göstergesidir: pencere kenarındaki kabin, en kıdemli öğrencinindir. Yeni gelen, kapının yanındakine oturur ve her açılışta içeri giren koridor ışığıyla birlikte sırasının ne zaman geleceğini hesaplar.
Gece Tarifesi ve Slot Borsası
Hocaların takvimi, vadeli işlem piyasası gibi fiyatlanır:
- Gündüz dilimi (16.00-18.30): Taban tarife.
- Akşam altın dilim (19.00-21.30): Okul çıkışına denk geldiği için en çok talep gören dilim.
- Gece tarifesi (22.30-01.30): Zamlı tarife.
Peki aileler neden gece biri bir hocayı eve çağırır? Bir finans direktörü baba bunu kendince rasyonelleştirir:
“Oğlum zaten beşe kadar okulda. Eve gelip yemek yemesi, duş alması yedi buçuk. Okul ödevleri ona kadar sürüyor. Derece yapmak istiyorsa diğer parlak çocuklardan farklı bir şey yapması lazım. O fark da gece on bir ile iki arasında atılıyor. Biz parayı sadece bilgiye değil, uyanık kalma garantisine ödüyoruz.”
Akmerkez’deki bir kafede iki velinin konuşması bu gölge borsanın vahametini özetler: — “Aylin, Haldun Hoca senin büyük oğlanı geçen sene Boğaziçi’ne soktu, değil mi? Küçük kız için araya girsen, pazar gecesi 23.30 slotunu bize devretsen?” — “İmkânsız Selin. O slotu bizim şirketin genel müdür yardımcısının kızı için çoktan ayırdılar. Ben araya girersem aile dostluğumuz bozulur.”
Selin kahvesini karıştırır, gözünü kaldırmadan sorar: “Peki cumartesi sabahı 07.00?” Aylin bir an duraksar: “O saatte hoca uyuyor.” İkisi de güler; çünkü ikisi de o saatte hocanın uyumadığını, bir başka rezidansta bir başka çocuğa türev anlattığını bilir.
Siyah Spiralli Fasiküller
Aileleri bu bütçelere iten psikolojik kaldıraçlardan biri de “gizli fasikül mitolojisi”dir.
Bu hocaların çoğunun piyasada satılan, bandrollü bir soru bankası yoktur. Hoca çantasından üzeri yazısız, siyah spiralle ciltlenmiş A4 fotokopiler çıkarır. Ne yayınevi logosu vardır ne barkod.
Fasikülü masaya koyarken sesini kısar: — “Bu kırk soruyu yalnızca bu yıl hazırladığım sekiz öğrenciye veriyorum. Sınavı yazanların mantığıyla kurguladım. Piyasada kimse göremez. Sakın arkadaşlarına gösterme.”
Öğrenci ve veli o an bir ders almadıklarını, bir sırra ortak olduklarını düşünür. Soruların bir kısmı gerçekten iyidir; ama veliyi büyüleyen şey bilginin kendisinden çok, o bilgiye bir avuç kişinin eriştiği illüzyonudur.
Zombi Derece Adayları
Bu gece etütlerinin bedeli, on yedi-on sekiz yaşındaki gençlerin bedenlerinde ve ruhlarında ödenir.
Haftanın altı gecesi bire kadar süren dersler, sabah yedide çalan alarm ve parçalı uykular. Çalışma masaları bir eczane rafına döner: vitamin ampulleri, litrelerce soğuk kahve, enerji içecekleri. Ders aralarında koltuğa yığılan gençlerin bakışlarındaki donukluk, başarı arzusundan çok yorgunluğun ifadesidir. Çocuk artık tıp okumak istediği için değil, babasının ödediği faturanın altında mahcup olmamak için uyanık kalmaya çalışır.
Pek çok gecenin sonunda mutfakta aynı konuşma yaşanır: — “Anne, başım çatlıyor. Bu integral testini yarın sabah çözsem olmaz mı?” — “Bora’cığım, biliyorsun pazar günkü deneme analizinde eksiğin çıkarsa Haldun Hoca bizi takviminden çıkarır. İki saat daha dayan, sana soğuk bir Americano yapayım.”
Kapanış: 02.30’da Asansör
Gece 02.30. Otopark katına inen asansörün kapısı hafif bir çınlamayla açılır. Haldun Hoca elinde çantasıyla dışarı çıkar. Telefonunda bankadan gelen bildirimler ışıldar. Arabasına biner, koltuk ısıtmasını açar, gece yarısının boş caddelerine süzülür.
Otuz ikinci katta ise Bora, açık kalan defterin kenarına başını koymuş uyuyakalmıştır. Kalem elinden kayıp halıya düşmüştür. Ekranın mavi ışığında defterdeki son satır okunur: “Enerji korunur.”
Haziranın o pazar sabahı geldiğinde, devlet okulunun tahta sırasında tek bir kurşun kalemle baş başa kalındığında rezidanslar kapının dışında kalır. Bora soru kitapçığını açar, 14. soruya gelir: manyetik akı. Kalemi kâğıda koyar ve aklına gelen ilk şey Haldun Hoca’nın formülü değil, annesinin soğuk Americano’sudur. Gülümser. Ve türevi bu sefer kaçırmaz.



