İstanbul’un tarihi yarımadasında, Şehzadebaşı ile Unkapanı arasındaki dar sokaklardan geçip Vefa’ya ulaştığınızda zamanın akışı yavaşlar. Ahşap konakların, medreselerin ve eski çeşmelerin arasında, Şehzade Camii’nin hemen komşusunda yükselen taş yapı, ana dille öğretim yapan ilk sivil lise olarak anılan Vefa Lisesi’dir.

Avludaki yaşlı çınar, Tanzimat’tan Cumhuriyet’e uzanan yüz elli yılın sessiz tanığıdır. Ve her yıl mayısın ilk pazarı, avluda dağıtılan sarı boza bardakları Türkiye’nin en samimi mezun buluşmalarından birini simgeler.


Mülkiye’den İdadiye: 1872

Vefa Lisesi’nin kökleri, Mekteb-i Mülkiye bünyesindeki idadi sınıflarına uzanır. Bu sınıflar diğer idadi sınıflarıyla birleşince okul 1872’de bağımsız hale geldi. Osmanlı’nın o güne kadar daha çok askeri okullarla yetiştirdiği kadrolara, sivil bir lise de eklenmiş oldu.

1881’de okul, bugün “Orta Bina” olarak kullanılan Mütercim Rüştü Paşa Konağı’na taşındı. 1900’de Vefa İdadisi, 1914’te Vefa Mekteb-i Sultanisi adını aldı. 1924’te Vefa Erkek Lisesi oldu; bir süre ortaokula dönüştürüldü ve 1933’te yeniden lise statüsüne kavuşarak tarihi binasına döndü.

Mütercim Rüştü Paşa Konağı’nın yüksek tavanlı odaları, bugün hâlâ okulun en eski yüzü olarak ayakta. Yeni binalar eklendi, sınıflar büyüdü, ama mezunlar fotoğraf çektirmek için hep o binanın önüne geçer.

Bu kadar çok isim değişikliğine rağmen semtin adı hep okulun adı olarak kaldı. Vefalılar için okul bir kurum adından çok bir adrestir: Şehzade Camii’nin yanı, bozacının karşısı.


Çınaraltı

Eski mezunların hatıralarında avludaki çınarın altı, okulun gayriresmî meclisidir. Sınav öncesi son tekrarlar, okuldan kaçış planları, ilk aşk mektupları ve memleket meseleleri üzerine hararetli tartışmalar hep orada yapılır.

Rüzgâr estikçe yaprakların hışırtısı dersliklere kadar ulaşır. Teneffüs zili çaldığında herkes aynı gölgeye koşar; yeni gelen hazırlık öğrencisi, oranın kime ait olduğunu birkaç gün içinde öğrenir. Çınarın en iyi yeri son sınıflarındır.


Vefa Bozası ve Boza Günü

Vefa semtinin dünyaca bilinen bir lezzeti vardır: 1876’dan beri boza satan Vefa Bozacısı. Okulun mezunları, geleneksel mezunlar gününe bu komşunun adını verdi.

Boza Günü ilk kez 15 Mart 1952’de, mezun Şaban Çavuşoğlu’nun isteğiyle düzenlendi. Bugün her yıl mayısın ilk pazarı yapılır. Okulun yeşil-beyaz renkleriyle süslenen avluda en yaşlı mezunlardan en genç öğrencilere kadar Vefalılar toplanır. Bardaklara doldurulan bozanın üzerine tarçın ve leblebi serpilir.

Boza Günü’nün bir de görünmeyen takvimi vardır. Haftalar önce devre grupları hareketlenir, yıllardır görüşmeyen sınıf arkadaşları birbirini arar, “bu sene kim geliyor” listeleri dolaşır. Bazı devreler aynı köşede, aynı ağacın altında buluşmayı gelenek haline getirmiştir; yeni mezunlar ise ilk Boza Günü’nde o köşeleri merakla seyreder. Öğleye doğru avlu dolar, eski öğretmenler etrafında küçük kalabalıklar oluşur, fotoğraflar çekilir, okul binasının önünde devre devre poz verilir.

O gün avluda unvanlar ve mevkiler bir kenara bırakılır. Emekli bir öğretmen ile bir bakan, üniversite birinci sınıf öğrencisi ile bir profesör aynı kuyrukta bekler. Boza Günü’nün sırrı da buradadır: Bardak herkese aynı boyda dolar.

2003’ten beri her haziranda yapılan Bahar Festivali ise bu takvime öğrencilerin kendi kutlamasını ekledi.


Yeşil-Beyaz: Vefa Spor Kulübü

Vefa’nın spor tarihi de edebiyatı kadar köklüdür. 1908’de okulun içinde başlayan bir girişim, öğrencileri spora yönlendirmek amacıyla bir kulübe dönüştü; kulübün nizamnamesi 1910’da hazırlandı. Okul yönetimi, öğretmenler ve öğrenciler kulübü destekledi.

Kulübün renkleri okulunkilerle aynıdır: yeşil ve beyaz. İlk forması da yeşil-beyazdı. Okulun mezun dergisi Yeşil-Beyaz adını da bu renklerden alır. Bir lisenin kendi semtinde bir spor kulübü doğurması ve aynı renkleri yüz yılı aşkın süre taşıması, Vefa’yı İstanbul’un okul-kulüp hikâyelerinin en eskilerinden biri yapar.


Yeşilçam’ın Avlusu

Vefa Lisesi’nin Türk kültür tarihindeki en sevimli yönlerinden biri, Türk sinemasına ve sahnesine yön veren isimlerin bu sıralardan geçmiş olmasıdır. Bunların başında milyonların sevgilisi Kemal Sunal gelir.

Okulun tanınmış öğretmenleri arasında felsefeci Belkıs Balkır da anılır. Sunal’ın yanında tiyatrocu Müjdat Gezen, pop müziğin öncülerinden Erol Büyükburç ve araştırmacı gazeteci Uğur Dündar da Vefa mezunları arasındadır. Bir avludan bu kadar çok güldüren, eğlendiren insanın çıkması, Vefalıların en çok övündüğü şeylerden biridir.

Vefalıların anlattığı hikâyelerde Sunal’ın okul yıllarındaki muzipliği ve sınıf arkadaşlarını güldürme yeteneği hep öne çıkar. Bu hikâyelerin ne kadarının gerçek olduğu bilinmez; ama perdede “İnek Şaban”ı izleyen her Vefalı, o karakterin bir yerinde kendi sınıfından birini gördüğüne yemin eder.


Edebiyat ve Fikir Dünyası

Vefa, yalnızca sanatçıların değil, Türk fikir hayatının önemli isimlerinin de okulu oldu. Büyük şair Yahya Kemal Beyatlı Vefa’nın mezunları arasında sayılır. Millî Eğitim Bakanı olarak Köy Enstitüleri’nin ve dünya klasikleri tercümelerinin mimarı Hasan Âli Yücel de bu okuldan yetişti. Siyaset bilimci Prof. Dr. Toktamış Ateş de Vefa mezunlarındandır.

Bir şairin, bir maarif bakanının, bir siyaset bilimcinin ve bir “İnek Şaban”ın aynı avludan çıkması, Vefa’nın çok sesli karakterini iyi anlatır.


Bugünün Vefa’sı

1990’da Anadolu lisesi statüsüne geçen okul, 2006-2007 öğretim yılından itibaren hazırlık sınıfıyla beş yıl eğitim veren liselerden biri oldu. Haziran 2019’da Uluslararası Bakalorya akreditasyonunu tamamlayarak IB Dünya Okulları listesine girdi ve IB Diploma Programı sunmaya başladı.

Böylece Vefa, 1872’de sivil bürokrat yetiştirmek için kurulmuş bir idadiden, öğrencilerini dünya üniversitelerine hazırlayan bir Anadolu lisesine dönüştü. Ders programı değişti, sınav sistemleri değişti, sınıflardaki tahtalar akıllı tahtalara döndü. Ama avlu, çınar ve boza aynı kaldı.

Tarihi yarımadanın öbür köklü okulları da bu dönüşümü yaşadı. Vefalılar, Kabataş Erkek ya da İstanbul Erkek Lisesi gibi okullarla yan yana anıldığında hep aynı şeyi hatırlatır: “Bizim bozamız var.”


Vefa’nın Yazısız Kuralları

  1. Çınara hürmet: Avludaki ağacın gövdesine yazı yazılmaz, altına çöp atılmaz.
  2. Boza Günü: Hangi şehirde olursanız olun, mayısın ilk pazarı bir bardak boza için avluya dönmeye çalışırsınız.
  3. Kemal Sunal gülümsemesi: Koridorlarda kibirli bir ciddiyet değil, sıcak bir tebessüm hâkimdir.
  4. Semt esnafına hürmet: Bozacıdan kuru fasulyeciye, mektepli ile esnaf aynı mahallenin ailesidir.

Kapanış

İstanbul’da sık söylenen bir sitem vardır: “Vefa bir semt adıymış meğer.” Vefalılar bu sözü duyduklarında itiraz etmez, sadece takvimi gösterir.

Mayısın ilk pazarı. Avluda uzun bir kuyruk, bardaklar, tarçın, leblebi.

Vefa bir semt adı olabilir. Ama yetmiş yılı aşkın süredir her mayıs aynı avluya dönen insanlar için bir randevunun da adıdır.