Türkiye’nin modern mimarlık tarihi iki büyük okuldan akar: Osmanlı’nın son döneminde kurulan Sanayi-i Nefise Mektebi, yani bugünkü Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi, ve Taşkışla’daki İTÜ Mimarlık Fakültesi.

Bu iki okulun mezunu olan mimarların hayat hikâyelerine baktığınızda, mimarlık diplomasından önce gelen bir lise satırı daha görürsünüz. Sık anılan isimler Galatasaray Lisesi, İstanbul Erkek Lisesi, Saint-Benoît Fransız Lisesi ve Robert Kolej.

“Mimarlığın lise haritası” iddiası yakından bakınca beklenenden ilginç çıkıyor: Kimi ünlü mimarın lise bilgisi sanıldığı gibi değil.


İki Mabet: Akademi ve Taşkışla

Cumhuriyet modernleşmesinde mimarlık, yeni bir toplumun mekâna yansımasıydı. Bu misyonu iki farklı gelenek üstlendi.

Fındıklı’daki Akademi, sanatı, heykeli, resmi ve mimarlığı tek bir çatı altında birleştiren, usta-çırak ilişkisine dayanan bir gelenekti. Taşkışla ise mühendislik temelli, rasyonel bir mimarlık eğitimini temsil ediyordu.

Mimarların anlattığı hikâyelerde bu iki okulun farkı, kimi zaman lise geçmişiyle de ilişkilendirilir: Fransızca eğitim almış öğrencilerin Akademi’nin sanat geleneğine, Almanca eğitim almışların Taşkışla’nın rasyonelliğine yatkın olduğu söylenir. Mimarlık sohbetlerinin sevilen klişelerinden biri. Gerçekte iki okulda da her lise geleneğinden öğrenci okudu; Akademi’nin atölyelerinde de Taşkışla’nın çizim salonlarında da Fransızca, Almanca, İngilizce ve yalnızca Türkçe eğitim almış öğrenciler aynı paftaların başında sabahladı.


Sedad Hakkı Eldem: Bir Yanılgı

Cumhuriyet mimarlığının en etkili isimlerinden Sedad Hakkı Eldem sık sık Galatasaray Lisesi’yle ilişkilendirilir. Oysa Vikipedi’deki biyografisi farklı bir hikâye anlatıyor: Eldem çocukluğunu babasının diplomatik görevleri nedeniyle Cenevre, Münih ve Zürih gibi Avrupa şehirlerinde geçirdi; ilkokulu Fransızca, liseyi Münih’te Almanca okudu.

1924’te İstanbul’a dönen Eldem, Mimar Vedat Bey’in tavsiyesiyle Sanayi-i Nefise Mektebi’nde mimarlık okudu; Giulio Mongeri’nin öğrencisi ve ofisinde asistanı oldu. 1928’de mezun oldu, diploma projesi birinci seçildiği için Berlin ve Paris’te üç yıllık staja gönderildi.

Eldem’in eserleri arasında Yalova Termal Oteli, Emin Onat’la birlikte İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi, İstanbul Hilton Oteli ve Taksim’deki Atatürk Kitaplığı var. 1986’da Ağa Han Mimarlık Ödülü’nü kazandı.

Bir mimarın lise geçmişinin yanlış hatırlanması, okul efsanelerinin ne kadar kolay büyüdüğünü gösteriyor.


Turgut Cansever: Üç Ağa Han

Galatasaray’la gerçekten ilişkili büyük mimarlardan biri Turgut Cansever. Orta öğrenimini Galatasaray Lisesi’nde tamamladı. Önce ressam olmak için Güzel Sanatlar Akademisi’ne girdi, sonra mimarlığı seçti. 1949’da Osmanlı ve Selçuklu mimarisinde sütun başlıkları üzerine yazdığı tez, Türkiye’de sanat tarihi alanındaki ilk doktora tezi oldu.

Cansever, Ağa Han Mimarlık Ödülü’nü üç kez kazanan tek mimar olarak anılır. 1980’de iki ödül aldı: Ertur Yener’le birlikte tasarladığı Ankara’daki Türk Tarih Kurumu binası ve Bodrum’daki Ahmet Ertegün evinin yenilenmesi. 1992’de üçüncü ödülü Bodrum Mandalya Körfezi’ndeki Demir Evleri projesiyle kazandı.


Emre Arolat: Galatasaray’dan Sancaklar’a

Çağdaş kuşaktan Emre Arolat da Galatasaray mezunu. 1982’de Galatasaray Lisesi’nden, 1986’da Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’nden mezun oldu.

Arolat’ın eserleri arasında Büyükçekmece’deki yer altı Sancaklar Camii, Zorlu Center, Dalaman Havalimanı’nın dış hatlar terminali ve Ağa Han Mimarlık Ödülü kazanan Edirne’deki İpekyol Tekstil Fabrikası var.

Cansever ve Arolat: Aynı okuldan iki kuşak, iki farklı mimarlık anlayışı, ama ikisi de Ağa Han listesinde.


Han Tümertekin: Bir Başka Fransız Okulu

Han Tümertekin’in adı sık sık Fransız liseleriyle birlikte anılır. Vikipedi onu Saint Michel Fransız Lisesi’nde öğrenim görenler arasında sayıyor. 1976-1982 arasında İTÜ’de mimarlık okuyan Tümertekin, 2004’te Çanakkale Ayvacık’taki B2 Evi ile Ağa Han Mimarlık Ödülü’nü kazandı.

Fransız okullarının mimarlık dünyasındaki izi bu örnekle sınırlı değil. Karaköy’deki Saint-Benoît Fransız Lisesi, resmî kuruluş tarihi 1783 olan ve kökleri Galata’daki bir Benedikten manastırına uzanan bir okul; girişindeki çan kulesi manastır döneminden kalma. Bir mimarlık öğrencisi için yüzyıllık bir yapının içinde lise okumak, mekân bilincinin erken bir dersi.


İstanbul Erkek ve Robert

İstanbul Erkek Lisesi’nin Almanca eğitimi, Alman ve Avusturya mimarlık okullarına giden mezunlar için bir köprü olarak anılır. Okulun Cağaloğlu’ndaki tarihi binası, Alexandre Vallaury’nin tasarladığı eski Düyun-ı Umumiye binası, bir mimarlık meraklısı için başlı başına bir ders kitabı.

Robert Kolej’in Arnavutköy sırtlarındaki kampüsü ise ağaçlar arasına yerleşmiş taş binalarıyla, Türkiye’deki kampüs tasarımı tartışmalarında sık anılan bir örnek.

Bu iki okulun binaları da öğrencilerine her gün mimarlık anlatıyor.


Mimarların Tasarladığı Liseler

Mimarlık ile lise arasındaki ilişkinin bir de ters yönü var: Bazı liselerin kendisi, Türk mimarlık tarihinin önemli yapıları.

Ankara Atatürk Lisesi’nin Sıhhiye’deki binası, Alman modern mimarlığının önemli isimlerinden Bruno Taut ile Franz Hillinger tarafından tasarlandı; okul 1940’ta bu binaya taşındı. Darüşşafaka’nın Fatih’teki tarihi binası, Ohannes Kalfa’nın tasarımıyla bağışlarla yapıldı ve 1873’te eğitime başladı; okul olarak tasarlanmış ilk yapılardan biri olarak anılıyor. Pertevniyal Lisesi’nin 1930’daki binasını Mimar Sırrı Arif (Bilen) tasarladı. Çamlıca Kız Lisesi uzun yıllar Mimar Kemaleddin’in tasarladığı, dört katlı ve elli dört odalı Ahmet Ratip Paşa Köşkü’nde eğitim verdi.

Bu binalarda okuyan öğrenciler, mimarlık tarihini kitaplardan önce koridorlarda öğrendi. Bir Bruno Taut merdiveninden her sabah yukarı çıkmak, bir mimarlık dersinden daha kalıcı bir iz bırakabilir.


Ağa Han Listesinde Liseler

Ağa Han Mimarlık Ödülü, İslam dünyasındaki mimarlık için verilen en prestijli ödüllerden biri. Türk mimarlar bu ödülü defalarca kazandı ve kazananların lise geçmişleri ilginç bir tablo çiziyor.

Turgut Cansever ve Emre Arolat Galatasaray’dan, Han Tümertekin bir Fransız okulundan, Sedad Hakkı Eldem ise Münih’teki bir Alman lisesinden geliyor. Dört mimar, dört farklı okul hikâyesi; ortak noktaları yabancı dilde güçlü bir eğitim ve Avrupa mimarlığıyla erken bir tanışıklık.

Bu tablo, “tek bir okul mimar yetiştirir” iddiasından çok, yabancı dil ve kültürel açıklığın mimarlık kariyerlerinde önemli bir rol oynadığı fikrini destekliyor.


Kapanış

Bir ulusal mimari proje yarışmasının jüri salonu. Duvarlarda onlarca pafta asılı; iki mimar bir paftanın başında duruyor. Biri Galatasaraylı, öbürü Fransız okulundan.

Galatasaraylı paftaya bakar: “Işık güzel.”

Öbürü başını sallar: “Malzeme dürüst.”

Pafta birinci seçilir. Mimarı ise ne Galatasaraylıdır ne Fransız okulundan. Jüri bunu sonradan öğrenir ve kimse şaşırmaz.