Son on yılda okul seçiminde belki de en dramatik dönüşüm, sosyal medyanın sahneye girmesi oldu. Bir okulun veli gözündeki itibarı artık yalnızca mezunlarıyla, öğretmenleriyle ya da kütüphanesiyle değil; Instagram akışının renk uyumuyla, kampüs üzerinden süzülen drone çekimleriyle ve kayıt dönemindeki kısa videoların izlenme sayısıyla da ölçülüyor.
Özel okullar arasındaki rekabet, köklü kurumlardan yeni zincir okullara kadar pek çok okulu bir dijital tanıtım yarışının içine çekti.
Sabah 07.15: Drone Vızıltısı
Mayıs ayının serin bir sabahı. Şehrin dışındaki bir kolej kampüsünün üzerinde bir drone vızıldıyor.
Bahçedeki çimlerin üzerinde, kahvaltısını henüz yapmamış dördüncü sınıf öğrencileri ellerinde kemanlarla sabah rüzgârında bekliyor. Kameranın arkasındaki sosyal medya sorumlusu megafonla sesleniyor:
“Çocuklar, biraz daha enerjik! Yayları aynı anda kaldırın! Kuzey, kameraya öyle bakma tatlım, gülümse!”
Biraz ötede, robotik atölyesinin camına “Geleceğin Kodlayıcıları” yazılı bir afiş asılmış. İçeride iki öğrenci bozuk bir robot kolunu kameraya hareket ediyormuş gibi gösteriyor. Biyoloji laboratuvarında ise renkli sıvılar ışık altında parlatılıyor.
İki hafta sonra kayıt dönemi başlayacak. Hazırlanacak kırk beş saniyelik video, okulun broşüründen de, açık kapı gününden de daha çok izlenecek; pek çok veli okulu ilk kez bu ekranda görecek.
Aynı Şampiyonu Paylaşan Kurumlar
Sosyal medya yarışının en tartışmalı cephesi, sınav sonuçlarının açıklandığı yaz aylarında açılır. Bir öğrenci merkezi sınavda derece yaptığında, tebrik görselleri dakikalar içinde hazırlanır.
Veliler sık sık aynı tabloyla karşılaştıklarını anlatır: Aynı öğrencinin fotoğrafı, birkaç farklı kurumun tanıtımında birden yer alır. Okulu “anaokulundan beri bizim öğrencimiz” der; hafta sonu kursu “kampımızla şampiyon oldu” der; deneme sınavı platformu “sınavlarımızın birincisi” der.
Bu çoklu sahiplenme, eğitim çevrelerinde yıllardır eleştiriliyor. Bir çocuğun başarısının birkaç kurum arasında bir reklam malzemesine dönüşmesi, hem velilerde hem öğretmenlerde rahatsızlık yaratıyor. Bazı velilerin anlattığına göre, derece yapan öğrencilere kurumların cazip teklifler sunduğu da konuşuluyor; ama bu iddiaların ne kadar yaygın olduğunu doğrulamak zor.
Öğretmenler Odasında Video Mesaisi
Sosyal medya yarışının en hassas noktası, öğretmenlerden beklenen yeni rol. Kırk yıldır fizik anlatan bir öğretmen, bir sabah öğretmenler odasında genç bir içerik sorumlusuyla karşılaşır:
“Hocam, harika bir trend yakaladık. Arkada müzik çalacak, siz tebeşiri tahtaya atıp kameraya göz kırpacaksınız.”
Öğretmen gözlüğünü indirir: “Kızım, ben Newton mekaniği anlatıyorum. Sınıfta gösteri yapmaya değil, ders anlatmaya geldim.”
Öğretmenlerin anlattığı hikâyelerde bu gerilim sık sık geçer. Bazı öğretmenler bu videolarda yer almaktan keyif alıyor, öğrencileriyle yeni bir iletişim kanalı buluyor. Bazıları ise mesleğin ciddiyetinin zedelendiğini düşünüyor. Okul yönetimleri ise iki talep arasında sıkışıyor: Velilerin görmek istediği parlak tanıtım ve öğretmenlerin korumak istediği pedagojik ciddiyet.
Yorum Bölümündeki Veli Mahkemesi
Okulların sosyal medya hesaplarının yorum bölümleri, yöneticilerin en çekindiği alanlardan biri. Bir bayram töreni videosunun altında birkaç dakika içinde şikâyetler birikebilir:
“Kızım dansta neden en arka sırada?”
“Menüde başka bir şey yazıyordu, videoda başka bir şey var!”
“Robotik projesi bizim oğlumundu, kapağa neden başka bir çocuk konmuş?”
Okulların iletişim ekipleri bu yorumlara geç saatlere kadar yanıt yetiştirmeye çalışır. Bir okul yöneticisinin anlattığına göre, artık en çok çekinilen şey bir denetim değil, organize bir yorum dalgasıdır.
Bütçenin Öbür Yüzü
Dijital tanıtım yarışının bir de maliyeti var. Reklam kampanyaları, prodüksiyon ekipleri ve ajans ücretleri, okul bütçelerinde giderek daha fazla yer kaplıyor.
Öğretmenlerin sık dile getirdiği eleştiri şu: Tanıtıma ayrılan kaynak artarken, öğretmen maaşları ve çalışma koşulları aynı hızla iyileşmiyor. Özel okullarda öğretmen sirkülasyonunun yüksek olması, velilerin kayıt görüşmesinde pek sormadığı ama eylülde fark ettiği bir gerçek.
Bu eleştiri bütün okullar için geçerli değil; bazı okullar öğretmenlerine yatırım yapmakla övünüyor. Ama veliler için bir ipucu var: Bir okulun tanıtım videosundaki öğretmenlerin kaçının üç yıl sonra hâlâ orada olduğuna bakmak, videodan daha çok şey anlatabilir.
Öğrencilerin Gözünden
Bu yarışın en az sorulan tarafı öğrencilerin ne düşündüğü. Lise öğrencilerinin anlattığına göre, okul videolarında yer almak bazen eğlenceli, bazen yorucu bir deneyim.
Bir öğrenci için kendi okulunun videosunda görünmek, arkadaşları arasında küçük bir ün demek. Ama aynı sahnenin yedi kez çekilmesi, ders arasında kameraya gülümsemek zorunda kalmak ya da gerçekte çalışmayan bir deney düzeneğinin başında poz vermek, öğrencilerin dalga geçtiği konuların başında geliyor.
Öğrencilerin kendi çektikleri videolar ise çoğu zaman resmî tanıtımlardan çok daha samimi: Kantin kuyruğu, sınav öncesi panik, teneffüste çalınan bir gitar. Bu videolar okulun hesabında yer almaz; ama okulun gerçek havasını çok daha iyi anlatır.
Velilere Küçük Bir Rehber
Okul tanıtım videolarını izleyen velilere öğretmenlerin ve deneyimli velilerin verdiği tavsiyeler şaşırtıcı biçimde benzer:
- Videodaki öğretmenlere bakın: Aynı yüzler birkaç yıl sonra hâlâ okulda mı?
- Laboratuvarın kullanılıp kullanılmadığını sorun: Parlak bir laboratuvar ile sık kullanılan bir laboratuvar aynı şey değil.
- Mezunlarla konuşun: Bir okulun gerçek tanıtımı, mezunlarının anlattıklarıdır.
- Teneffüste bir okul ziyareti isteyin: Kayıt günü sahnesi değil, sıradan bir salı günü görmek daha öğretici.
Bu tavsiyelerin hiçbiri bir algoritmaya uymaz. Ama bir çocuğun önümüzdeki dört yılını geçireceği okulu seçmek, kırk beş saniyelik bir videodan daha uzun bir dikkat ister.
Mezunların Tepkisi
Köklü okulların mezunları bu dijital yarışı genellikle bir miktar şaşkınlıkla izler. Galatasaray Lisesi, İstanbul Erkek Lisesi ya da Kadıköy Anadolu Lisesi gibi okulların mezunlarının anlattığına göre, onların okullarının kimliği bir tanıtım videosuyla değil, kuşaklar boyu süren geleneklerle kuruldu: Galatasaray’ın 1934’ten beri süren pilavı, Kadıköy Maarif’in Talaş Günü, İstanbul Erkek’in Cağaloğlu’ndaki tarihi binası.
Bu okullar da elbette sosyal medyayı kullanıyor; ama mezunların gözünde onların asıl tanıtımı, yıllar sonra bahçeye dönen eski öğrencilerin kendisi.
Kapanış
Kayıt dönemi bitti. Drone kapatıldı, kemanlar kutularına kondu. Video yüz binlerce kez izlendi.
Kuzey o sabah çekimde gülümsemediği için videoda yer almadı. Öğretmeni onu teneffüste yanına çağırır: “Videoda yoktun ama kemanı en güzel sen çaldın.”
Kuzey gülümser. Bu sefer kamera yoktur; ama gülümseme, videodakilerin hepsinden daha gerçektir.



