Her yıl mayıs ayının son perşembe sabahı, belirli bir gelir grubundaki ailelerin WhatsApp gruplarında, yönetim kurulu toplantı aralarında ve Göktürk kahvecilerinde tek bir konu konuşulur: kolejlerin yeni dönem kayıt yenileme faturaları. 2026-2027 takvimi yaklaşırken açıklanan rakamlar artık hane bütçesinin bir kalemi değil, çok uluslu bir şirketin çeyrek dönem bilanço krizine benzeyen kolektif bir statü telaşıdır.

İstanbul’un önde gelen özel okullarında eğitim ücreti; zorunlu yemek, genel gider, kırtasiye lisansı ve servisle birleşince bazı okullarda yıllık faturanın 1 milyon TL’yi aştığı artık haber bile olmuyor; en üst segmentte bu toplamın iki milyonu geçtiği veli gruplarının ortak tahmini (editoryal tahmin). İki çocuklu bir beyaz yakalı ailenin anaokulundan liseye ödeyeceği toplam, Boğaz’da deniz gören bir dairenin fiyatıyla yarışıyor. Peki veliler neden kredi çekip şirket kâr paylarını peşinen okul muhasebesine devretmeye devam ediyor?


Sabah 09.30: Muhasebe Koltuğunda Soğuk Duş

Mayıs ayının üçüncü haftası, saat 09.30. Sarıyer ile Kemerburgaz arasındaki ormanlık arazide, mimarisi İskandinav kampüslerini andıran özel bir okulun kayıt lobisindeyiz. Havada taze çekilmiş kahve, deri koltuk ve çam kokusu var. Sükûnet, sıradaki velilerin yüzündeki gerginliği gizlemeye yetmiyor.

Masanın bir tarafında uluslararası bir lojistik şirketinin finans direktörü Murat Bey oturuyor. Önünde iPad’i açık, ekranda renkli hücrelerle donatılmış bir Excel tablosu. Karşısında, ipek fularıyla okulun mali işler koordinatörü Nermin Hanım. Masanın ortasındaki antetli kâğıtta nihai toplam yazılı: 2.385.000 TL.

Murat Bey gözlüğünü burnunun ucuna kaydırıyor: — “Nermin Hanım, geçen sene 980 bin ödedik. Bakanlık ara sınıflar için tavanı yüzde 30,74 açıkladı. Bizim simülasyona göre bu rakam en fazla 1,3 milyon olmalıydı. 2,4 milyon ne demek? Şirkette iki fabrikanın yıllık bilişim bütçesi bu!”

Nermin Hanım’ın nezaket maskesi bir milim oynamıyor: — “Murat Beyciğim, bakanlığın katsayısına harfiyen uyduk; saf eğitim bedelimiz tavanın altında kaldı. Ancak bu rakamın içinde zorunlu dijital platform, uluslararası sosyal etkinlik akreditasyon fonu ve inovatif beslenme protokolümüz var. Emre’nin sınıfındaki 18 velimizden 15’i dün imzaladı bile. Cuma 17.00’ye kadar yenilemezseniz sistem otomatik olarak yedek adaya geçiyor.”

Murat Bey yutkunuyor. Şirkette yüz milyonluk satın alma sözleşmelerini tek kaş hareketiyle reddeden adam, 11 yaşındaki oğlu sınıf arkadaşlarından kopmasın diye o sözleşmeyi titreyen bir elle imzalıyor.


“Yan Hizmet” Kamuflajı: Steakhouse Fiyatına Tabldot

Bakanlığın ara sınıf eğitim ücretine getirdiği tavan, kolej muhasebelerinin yaratıcılığını başka bir seviyeye taşıdı. Tavan eğitim ücretini bağlıyor; yemek ve servis ise bu oranların dışında kalıyor. Kanunla kısıtlanan kalemin açığı, “yan hizmetler” adı altında kapanıyor.

Bu kamuflajın en bilinen örneği, veli toplantılarının ve şikâyet sitelerinin bir numaralı maddesi olan zorunlu yemek paketidir. Bir eğitim yılında öğrencinin okulda bulunduğu gün sayısı 180 civarıdır; yıllık yemek ücretini bu sayıya bölen her veli, aynı sonuca varır: çocuğun öğle yemeği, şehrin iyi bir restoranındaki iş menüsünden pahalıdır.

Bebek sırtlarındaki bir kolejin veli grubunda patlayan kavga, ironiyi özetliyor: — “Eşimle Zorlu’daki İtalyan restoranında öğle menüsü yesek bu kadar tutmuyor! Çocuk akşam geliyor, ‘Anne bugün yine salçalı makarna ve soğuk tavuk baget vardı’ diyor. Üstelik dışarıdan beslenme çantası getirmeyi de yasakladılar.”

Okulun resmi gerekçesi ise pedagojik bir başyapıttır:

“Alerjen çapraz bulaşma risklerini sıfıra indirmek ve yemek salonundaki sosyo-pedagojik eşitlik algısını muhafaza etmek amacıyla kampüs dışından gıda getirilmesi yasaktır.”

Yani evden getirilen peynirli tost hem eşitliği bozuyor hem salmonella riski taşıyor; o salçalı makarnanın faturası ise steakhouse’tan kesiliyor.


Kitap, Kırtasiye ve “Dijital Lisans” Sihirbazlığı

Faturanın ikinci kara deliği, ağustosta velilerin telefonuna SMS olarak düşen “Kırtasiye ve Dijital Eğitim Kiti”dir. Bir e-ticaret portalının linki paylaşılır; linkte sınıfa özel bir “öğrenim paketi” tanımlıdır. Paket masaya serildiğinde manzara şudur:

  • Dört ince yardımcı fasikül,
  • İki yabancı yayınevine ait İngilizce çalışma kitabı,
  • Okul arması basılmış üç telli defter,
  • Ve paketin fiyatının büyük kısmını oluşturan o meşhur madde: “Global Dijital Öğrenme Portalı Erişim Kodu”.

Veliler bu kodun ne işe yaradığını sene boyunca araştırır. Çoğu zaman öğrencinin yıl içinde üç kez girip iki online test çözdüğü, sonra unuttuğu bir platformdur. Ama o şifre olmadan ödev sistemine girilemez; kart sanal posa uzatılır. Kırtasiyeciler Çarşısı’nda birkaç bin liraya toplanacak materyal, “uluslararası dijital entegrasyon” etiketiyle katlanarak satılır.


Beyaz Yakalıların Tasfiyesi

Bu fiyat patlamasının en derin sonucu, geleneksel orta-üst sınıfın kolej bahçelerinden sessizce çekilmesi.

Yirmi yıl önce kariyerinin zirvesindeki bir tıp profesörü, bir hukuk bürosunun kıdemli ortağı ya da kıdemli bir mühendis, maaşından ayırdığı makul bir tasarrufla çocuğunu Robert Kolej, Koç Okulu, Enka Okulları, Hisar Okulları ya da TED Ankara Koleji’ne gönderebiliyordu. Bugün iki çocuklu bir profesör çiftin maaşları, tek çocuğun okul ve servis faturasına yetişmekte zorlanıyor.

Boşalan sıraları yeni bir zümre dolduruyor: sınır ötesi e-ticaret yapan genç girişimciler, kripto ve arbitrajla ani sermaye edinenler, geliri dövizle yatan gayrimenkulcüler. Okul aile birliği kokteyllerinde eskiden “Felsefe kulübünde hangi klasikleri okutalım?” tartışılırdı; şimdi Dubai’de şirket kurulumu, Karadağ’da oturum izni ve Bodrum’da iskele bağlama ücretleri konuşuluyor.


“Arkada Yedek Liste Bekliyor”

Peki veliler neden örgütlenip tüketici hakem heyetine ya da MEB şikâyet hattına gitmez? Cevap, kolej muhasebelerinin en etkili enstrümanında gizli: yedek liste kırbacı.

Bir veli muhasebe odasında sesini hafifçe yükselttiğinde aldığı cevap klişeleşmiş bir nezaket suikastıdır: — “Kemal Bey, kurumumuzun mali vizyonu bu yıl aile bütçenizle uyuşmuyorsa sizi zor durumda bırakmak istemeyiz. Nakil evraklarınızı yarım saatte hazırlarız. Kapıda sizin sınıfınız için bekleyen 43 kişilik bir transfer listemiz var.”

Veli donakalır. Çocuğu başka okula verse oradaki fatura da farklı değildir. 8. ya da 11. sınıftaki bir çocuğu arkadaşlarından koparmanın bedeli hiçbir tasarruf hesabıyla ölçülmez. Hak aramak, çocuğun “sorunlu velinin çocuğu” diye anılmasını göze almak demektir. Sonunda veli grubunun yöneticisi annenin teslimiyet mesajı ekrana düşer: — “Kızlar, okul hiç geri adım atmıyor. Peşin ödemede yüzde 5 indirim varmış, ben kart limitlerini birleştirip ödedim, başka çare yok…”


Boğaz Manzaralı İpotek

Haziranın ilk haftasında kayıt defterleri kapanır, teminat mektupları teslim edilir, on taksitlik senetler kasaya kilitlenir. Bir sonraki mayısa kadar sürecek on bir aylık finansal nefes dönemi başlar. Çeşme’deki otel iki hafta kısalır, araba yenileme iki yıl ertelenir.

Çünkü bu coğrafyada kolej faturası sadece eğitim hizmeti değil, belirsiz bir geleceğe karşı satın alınmış en pahalı sigorta poliçesidir. Veli o parayı yatırırken oğlunun trigonometri öğrenmesinden çok, gelecekteki iş ortaklarını ve kriz anında telefonu açacak okul arkadaşlarını satın aldığını düşünür.

Eylül sabahı nizamiye kapısında uzayan otomobil kuyruğunda motorlar rölantide çalışırken, arka koltukta armasını düzelten çocuğun kulağına çalınan cümle hep aynıdır: — “Bu yıl çok çalışman lazım canım. Baban senin için bir ev parasını buraya bıraktı.”

Çocuk başını sallar. Aklında ise tek soru vardır: Ev parası verilen yerde öğle yemeği neden salçalı makarna?