Metropollerde son yirmi yılda mantar gibi türeyen kolej kampüsleri dışarıdan bakınca birer mimari güç gösterisidir. İtalyan mermeriyle kaplı fuayeler, cam piramitli kütüphaneler, yarı olimpik havuzlar ve nizamiyede bekleyen lüks SUV konvoyları. Velilerden her eylül eğitim, yemek ve servis adı altında küçük servetler tahsil edilir.
Ama bu pırıltılı binaların döner kapısından girip bodrum kattaki loş öğretmenler odasına indiğinizde, eğitim sisteminin en iyi saklanan sırrıyla karşılaşırsınız: özel sektör öğretmeninin geçim ekonomisi.
Öğrenci başına bir lüks otomobil bedeli fatura kesen zincir kolejlerin bir kısmı, o sınıfta haftada otuzu aşkın saat ders anlatan, akşamları veli telefonlarına bakan ve hafta sonu etüde koşan üniversite mezunu öğretmene asgari ücreti ya da birkaç bin lira fazlasını uygun görür.
Sabah 07.45: Öğretmenler Odasında 3’ü 1 Arada Hüzün
Pazartesi, saat 07.45. Ataşehir’de gökdelenlerin gölgesine kurulmuş, dış cephesi LED ekranlarla kaplı bir özel okul. Yağmur çiselerken bodrum kattaki lise öğretmenler odasının kapısı aralanır.
İçeri 31 yaşındaki biyoloji öğretmeni Merve girer. Metrobüs ve iki aktarmalı minibüs yolculuğundan sonra ıslanmış pardösüsünü askıya asar, su çeken botlarını kalorifer peteğinin altına iter. Plastik kettle’dan su doldurur, sarı ambalajlı 3’ü 1 arada kahveyi bardağa boşaltır.
Telefonunda banka bildirimi parlar: “Hesabınıza 24.500 TL maaş ödemesi aktarılmıştır.”
Birkaç dakika sonra 10-A’nın kapısını açar. Ön sıradaki 15 yaşındaki öğrencinin ayağındaki sınırlı üretim spor ayakkabının fiyatı 42 bin liradır. Sınıftaki tek bir çocuğun ayakkabısı, o sınıfta haftada altı saat genetik anlatan öğretmenin iki aylık geçiminden pahalıdır.
Merve tahtaya DNA sarmalını çizerken sesindeki titremeyi bastırmaya çalışır. Dün akşam ev sahibinin arayıp kiranın 22 bin liraya çıktığını söylediği telefon, zihninde balyoz gibi zonklamaktadır.
On Aylık Sözleşme
Sektörde en çok şikâyet edilen uygulama on aylık sözleşmedir. Sendika temsilcilerinin anlattığına göre normalde bir yıllık olması gereken sözleşmeler bazı kurumlarda on ay üzerinden yapılıyor; haziran gelince öğretmenler istifaya zorlanıyor ya da sözleşme “yenilenmiyor.”
Sonuç her yıl aynıdır:
- Öğretmen temmuz ve ağustosta maaşsız kalır,
- Sağlık sigortası kesilir,
- Kıdem birikmez; belirli süreli sözleşme, işe iade yolunu da zorlaştırır.
Eylül gelince aynı öğretmen, idareyle arası iyiyse yeni bir sözleşmeyle yeniden başlar. Bu döngü yıllarca sürebilir; öğretmen her eylül aynı kapıdan girer, ama sistemde her eylül yeni başlamış gibi görünür. Beş yıllık hoca, kâğıt üzerinde beş kere stajyerdir. Yazın kirasını ödeyemeyen genç öğretmenler Bodrum’da, Çeşme’de otellerde çalışır, yaz okullarında çocuk bakar.
Bunun arka planında 2014’te yapılan bir yasa değişikliği vardır. 5580 sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanunu’nda, özel okul öğretmeninin ücretinin dengi resmi okuldaki öğretmenin aylığının altına düşemeyeceğini söyleyen fıkra, 6528 sayılı Kanun’la kaldırıldı. Özel sektör öğretmeninin elindeki tek yasal kalkan böylece gitti. Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası o günden beri bu fıkranın geri gelmesi için Ankara’da eylem yapıyor, açlık grevine kadar giden protestolarla TBMM’nin kapısını çalıyor. Pankartlardaki cümle hep aynı: “Taban maaş haktır.”
Sendikaya gelen şikâyetler arasında maaşın geç ödenmesi ve sigortanın eksik yatırılması da var. Bir öğretmen hakkını aramak için müdürün odasına çıktığında aldığı cevap da çoğu zaman tanıdıktır: — “Hocam, piyasanın şartları bu. Dışarıda atanamamış binlerce öğretmen var. Masamda sizin branşınız için bekleyen yirmi CV duruyor.”
İki Ayrı Gezegen: Köklü Vakıflar ve Zincirler
Özel öğretim tek bir dünya değildir; öğretmenlik iki kutba bölünmüştür.
- Köklü vakıf okulları ve yabancı liseler: Koç Okulu, Enka Okulları, Robert Kolej, TED Ankara Koleji, Üsküdar Amerikan ve Fransız liseleri gibi kurumlar, öğretmenlerine genellikle piyasanın üstünde maaş, özel sağlık sigortası ve mesleki gelişim desteği sunar. Hocaların yirmi yıl aynı kürsüde kaldığı görülür.
- Zincir ve franchise kolejler: Sektörün kitlesel gövdesi. Burada öğretmen çoğu zaman haftada otuz saatin üstünde derse giren, hafta sonu etüt veren, akşam veli çağrılarına bakan bir çalışandır.
Kayıt dönemi bunlara bir mesai daha ekler. Öğretmenlerin broşür dağıttığı, kayıt günlerinde velileri kapıda karşıladığı haberlere konu oldu. Cumartesi dersten sonra toplantı odasında, elinde kurumsal bir metin, tanımadığı velileri arayan fizik öğretmeni sahnesi bu yüzden kimseye yabancı gelmez: — “Alo, iyi günler Berna Hanım… Bursluluk sınavımıza başvurmuşsunuz. Bu hafta sonu erken kayıt avantajlarımız var, sizi kahveye davet etmek isteriz…”
Ömrünü kuantum mekaniğine ya da Dostoyevski’ye adamış bir eğitimcinin tele-satışçıya dönüştürülmesi, sektörün ulaştığı noktanın en hazin resmidir. Üstelik telefonun öbür ucundaki veli kayıt olursa, o çocuk bir gün o öğretmenin sınıfına oturacak ve kimse bu ilk görüşmeyi hatırlamayacaktır.
Müşteri Memnuniyeti Mengenesi
Maddi sıkıntının ötesinde öğretmeni asıl yıpratan, okulun kendini bir hizmet işletmesi, veliyi de müşteri olarak görmesidir.
Velinin bir kısmı faturayı ödediği andan itibaren öğretmeni bordrolu hizmetkârı sayar. Kimya yazılısında 65 veren öğretmenin telefonu gece 22.30’da çalar: — “Merve Hanım iyi geceler! Oğlum eve ağlayarak geldi. Kimyadan nasıl 65 verirsiniz? Biz bu okula servet ödüyoruz! Çocuğun ortalamasını düşürüyorsunuz, bu çocuk yurt dışına gidecek! Sizin maaşınızı ben evdeki yardımcıya veriyorum!”
Ertesi sabah müdür öğretmeni çağırır: — “Hocam aileyi idare etmek zorundayız. O veli seneye iki yeğenini getirecek. Bir proje ödevi verin, notu toparlayalım. Müşteriyle polemiğe giremeyiz.”
Merve o gece uyuyamaz; sabah ilk dersten önce not çizelgesini açıp uzun uzun bakar. Not defterindeki pedagojik otorite, tek bir silgi darbesiyle müşteri memnuniyetine feda edilir.
Köşede sessizce çayını yudumlayan yirmi beş yıllık edebiyat hocası Selim Bey, ağlayan Merve’nin omzuna elini koyar: — “Merve kızım, üzülme. Bu zincirde on iki yıldır çalışıyorum. Ne patronlar gördüm, ne veliler… Tahtaya yazdığın her kelime bu binanın sahibinden daha kalıcıdır. Onlar para sayar, biz insan yetiştiririz.”
Kapanış: Tebeşir Tozu
Bütün bunlara rağmen genç öğretmenler neden her sabah ütülü gömleklerini giyip o sınıfların kapısını açar?
Çünkü tahtaya dönüp arkasını döndüğünde sıralardan kendisine bakan on dört yaşındaki çocukların merakı, sistemin bütün hesaplarını bir anlığına unutturur. Bir çocuğun ilk integralini çözdüğü andaki göz ışıltısı, öğretmeni mesleğe bağlayan en tatlı prangadır.
Akşam 17.30’da döner kapıdan çıkıp metrobüse yürüyen Merve, sınav kâğıtlarını göğsüne bastırır. Telefon titrer; yine bir veli. Açmaz. Durakta, sırt çantasında aynı spor ayakkabıları taşıyan 10-A’lı öğrenci yanına gelir:
— “Hocam, DNA’yı bugün anladım galiba.”
Merve gülümser. Kira hâlâ 22 bin liradır; ama bu cümle, bu ay o bildirimden daha değerlidir.



