Boğaz kıyısında onlarca tarihi saray, kasır ve yalı dizilidir; ama dalgaların doğrudan okul pencerelerine vurduğu, rıhtımdan kalkan tuzlu serpintinin derslik camlarını buğulandırdığı ve yüzlerce yatılı gencin bu deniz senfonisiyle uykuya daldığı yer pek azdır. Kabataş Erkek Lisesi’nin Ortaköy’deki Feriye binaları bunlardan biridir.

Kabataşlı olmak, sadece köklü bir okulun diplomasını taşımak değildir. Çırağan Sarayı ile Ortaköy Camii arasındaki rıhtımda lodosun uğultusunu dinlemek, yüksek tavanlı koğuşlarda gurbet hüznünü deniz kokusuyla bastırmak ve Behçet Necatigil’in dizelerini dalga sesleri eşliğinde ezberlemektir.


1928: Feriye’ye Nakil

Okul 7 Mart 1908’de II. Abdülhamid’in fermanıyla Kabataş Mekteb-i İdadisi adıyla kuruldu ve 18 Nisan 1908’de Kabataş’taki Esma Hatun Konağı’nda öğretime başladı. 1913’te Kabataş Mekteb-i Sultanisi oldu, 1919’da yatılı kısmı açıldı, 1923-1924’te Kabataş Erkek Lisesi adını aldı.

Okulun kaderini değiştiren dönüm noktası 1928-1929 öğretim yılıdır: Okul, 19. yüzyılın ikinci yarısında padişah yakınları için yapılmış Feriye Sarayları’ndaki bugünkü binasına taşındı. Sultan Abdülaziz’in tahttan indirildikten sonra son günlerini geçirdiği bu sahil sarayları, artık Anadolu’nun dört bir yanından gelen yatılı gençlerin yuvası olacaktı.

Öğrenciler bavullarıyla bu kapılardan girdiklerinde, başka hiçbir okulda görülmeyen bir manzarayla karşılaştı: Pencerelerin altından Boğaz’ın lacivert suları akıyor, akıntının üzerinden vapurlar geçiyordu.


Lodos Geceleri

Kabataş yatakhanesinde kış, unutulmaz bir deneyimdir. Sert lodos ve ardından inen poyraz Boğaz’ı birbirine kattığında Ortaköy rıhtımı dalgaların istilasına uğrar.

Eski yatılıların hatıralarında o geceler bir macera romanı gibi anlatılır: Dalgalar rıhtım taşlarını döver, serpinti pencerelere vurur, camlar zangırdar. Dışarıda fırtına kükrerken içeride yatılılar memleket hasretini konuşur.

Pencerelerin önünde toplanan gençler, karanlıkta akıntıya karşı ilerleyen gemilerin seyir fenerlerini izler, güvertedeki denizcilere el sallardı. O pencere önü, Anadolu’dan gelen çocukların dünyayı seyrettiği bir kürsüydü.


Behçet Necatigil: Öğrenciyken ve Öğretmenken

Kabataş’ın taş duvarlarını bir edebiyat mabedine dönüştüren isim Behçet Necatigil’dir. 1936’da Kabataş Erkek Lisesi’nin edebiyat bölümünden birincilikle mezun oldu; Yüksek Öğretmen Okulu’nu bitirdi ve askerlik dönüşü kendi okuluna edebiyat öğretmeni olarak atandı. Öğretmenlik hayatının en uzun dönemini burada geçirdi; 1960’ta Çapa Eğitim Enstitüsü’ne geçti.

“Evler şairi” sınıfa girdiğinde edebiyatı bir ezber listesi gibi değil, bir hayat biçimi gibi anlatırdı. 1952-1956 arasında, onun yönetiminde öğrencilerin çıkardığı Dönüm dergisi, genç kalemlere ilk sayfalarını açtı. Şair ve düşünür Hilmi Yavuz’un ilk şiirleri bu dergide, Necatigil’in yönetiminde yayımlandı. Yavuz da Kabataş Erkek Lisesi’ni bitirenlerdendir.

Bir okulun mezunu olarak dönüp aynı okulda yıllarca ders vermek, sonra öğrencisinin ilk şiirini kendi elleriyle dergiye koymak: Kabataş’ın edebiyat damarının özeti budur.


Süleyman Seba’nın Okul Değişikliği

Kabataş yatakhane hafızasının bir başka kahramanı, Beşiktaş Jimnastik Kulübü’nün efsanevi başkanı Süleyman Seba’dır. Babası onu Galatasaray Lisesi’ne kaydettirmişti; Seba bir yıl hazırlık sınıfında okuduktan sonra okul değiştirmek istedi ve Kabataş Erkek Lisesi’ne geçti.

İki köklü okulun arasında yapılan bu tercih, Kabataşlıların en sevdiği anekdotlardan biridir: Galatasaray’dan Kabataş’a geçen bir çocuk, yıllar sonra Türk sporunun nezaket abidelerinden biri olur. Kabataşlıların “efendilik” dediği şeyi anlatırken Seba’nın adı hep ilk sıralarda anılır.


Rıhtım ve Denizden Kaçış Hikâyeleri

Yatılı hayatı kaçınılmaz olarak firar hikâyeleri üretir. Kabataş’ınkiler duvardan atlayan diğer okullarınkine benzemez, çünkü okulun önü denizdir. Her kuşağın anlattığı hikâyelerde rıhtım, sandal, sabaha karşı dönüş ve hiç yakalanmayan bir kahraman vardır; hikâyeyi anlatan ise her zaman o kahramanı “tanıyan” biridir.

Rıhtımda ayaklarını denize sarkıtıp oturan öğrenciler karşı kıyıdaki Beylerbeyi Sarayı’nın ışıklarını izler, sabaha kadar memleket meselelerini tartışırdı. O rıhtım, Türkiye’nin her köşesinden gelmiş çocukların ortak bir vatan bilincinde eridiği yerdi.


Yatakhane Geceleri

Feriye yatakhanelerinde hayat, okul nizamı ile öğrenci yaratıcılığının çatıştığı bir dengede akardı. Akşam etütlerinde çıt çıkmaz, başlar ders kitaplarına gömülürdü. Işıklar söndükten sonra ise asıl gece başlardı: fısıltıyla anlatılan memleket hikâyeleri, battaniye altında okunan kitaplar, uzaktan gelen bir vapur düdüğü.

Bir ranzada Erzurum’un karını anlatan bir çocuk, karşı ranzada Aydın’ın zeytinliklerini sayıklayan bir başkası. Sabah kalk ziliyle herkes aynı koridorda, aynı lavabo kuyruğunda buluşur; kahvaltıda memleketten gelen peynir ve pekmez ortak sofraya konurdu. Kabataş yatakhanesini bir kardeşlik ocağı yapan şey, bu coğrafi mozaiğin deniz kenarında tek bir yürek haline gelmesiydi. Bugün okulda yaklaşık 900 öğrenci okuyor; bunların 250 kadarı yatılı.


Erkek Lisesinden Karma Okula

Adında hâlâ “Erkek” kelimesi taşısa da Kabataş uzun zamandır yalnızca erkeklerin okulu değil. 1992-1993 öğretim yılında karma eğitime geçildi ve İngilizce hazırlık sınıfı açıldı; 1994-1995’te kız öğrenciler için de yatılı kısım kuruldu. Feriye koğuşlarının hafızası böylece ikiye ayrıldı: Bir yanda “erkek lisesi” yıllarını anlatan eski kuşaklar, öbür yanda aynı pencerelerden aynı Boğaz’a bakan kızlı erkekli yeni kuşaklar.

Okul 1998-1999’da Anadolu lisesi oldu, 2006-2007’de hazırlıkla birlikte beş yıllık eğitime geçti. 2009’da Almanca’yı birinci yabancı dil olarak okuyan iki sınıf açıldı, 2022’de IGCSE programı başladı. Bugün kırk civarında öğrenci kulübü var; yine de mezunlara sorarsanız okulun asıl kulübü, akşam etüdünden sonra pencere önünde toplanan o gayriresmî “Boğaz seyircileri” topluluğudur.

Her yeni dönem, yatakhane geleneklerine yeni bir katman ekledi. Ama değişmeyen bir şey var: Eylülde Anadolu’nun bir şehrinden bavuluyla gelen on dört yaşındaki bir çocuk, ilk gece yatakhanenin penceresinden dışarı baktığında aynı şeyi görüyor. Önünde akıntı, karşısında Asya kıyısı, yukarıda köprünün ışıkları.


Feriye’ye Sahip Çıkmak

Bir asrı aşkın süredir binlerce öğrenci yetiştiren Feriye binaları, Boğaz’ın nemli havası ve yılların yorgunluğuyla yıprandı. Binaların geleceği her tartışıldığında Kabataş mezunları okullarına sahip çıktı. Kabataşlılar için o binalar bir gayrimenkul değil; Necatigil’in sesini, Seba’nın adımlarını ve fırtınada camları döven dalgaların hatırasını taşıyan bir emanettir.


Kabataş’ın Yazılı Olmayan Kuralları

  1. Rıhtıma hürmet: Rıhtım okulun kalbidir; denize ve okulun tarihine saygısızlık edilmez.
  2. Yatılılık kardeşliği: Gündüzlü de olsa her Kabataşlı yatılı arkadaşının memleket hasretini paylaşır.
  3. Efendilik ahdi: Zekâ takdir edilir; ama asıl değer efendiliktir. Kibir Feriye kapısından giremez.
  4. Necatigil şiiri: Her mezunun ezberinde en az bir Necatigil dizesi vardır.

Kapanış

Bugün Ortaköy’den bir vapurla geçerken başınızı kaldırıp Feriye pencerelerine bakarsanız, bir pencerede bir öğrenciyi görebilirsiniz. Elinde bir kitap, gözü denizde.

Belki de o an sınıfta okutulan bir Necatigil şiirini ezberlemeye çalışıyordur. Lodos çıkar, bir dalga rıhtımı aşar, serpinti cama vurur. Öğrenci kitabı kapatır.

Ezber bitmemiştir; ama şiirin neden yazıldığını o an anlamıştır.