Türkiye’nin en parlak öğrencilerinin lise sonrası nereye gittiği sorusu, basit bir istatistik meselesi değil; ülkenin bilimsel geleceğinin ve beyin göçü tartışmasının en hassas barometrelerinden biri.

Tartışmada iki kutup sık sık karşı karşıya konur. Bir yanda köklü yabancı dilli okullar: Robert Kolej, Alman Lisesi, Galatasaray Lisesi. Öbür yanda devlet fen liseleri: Ankara Fen Lisesi, İzmir Fen Lisesi ve İstanbul Atatürk Fen Lisesi.

Yaygın anlatıya göre ilk grup mezunlarını yurt dışına, ikinci grup Türkiye’nin tıp fakültelerine ve mühendislik bölümlerine gönderir. Bu yazı, o anlatının neresinin doğru, neresinin klişe olduğunu tartışıyor.


Eylül Sabahı, Dış Hatlar

Eylül ortasında sisli bir sabah, saat 04.30. İstanbul Havalimanı’nın dış hatlar salonunda iki ayrı kuyruk.

Birinde Boston uçuşunu bekleyen bir aile. Yeni mezun kızlarının omzunda okul sweatshirt’ü, elinde kahve; anne telefonda yurt odasının kira sözleşmesini kontrol ediyor.

Elli metre ötede Frankfurt kapısında bir başka aile. Bir fen lisesi mezunu, Münih’teki bir teknik üniversiteye gidiyor. Valizinin köşesi koli bandıyla sağlamlaştırılmış; içinde kalın fizik kitapları, olimpiyat kampından kalma notlar ve annesinin sardığı ev yapımı tarhana var. Babasının elindeki zarfta bozdurulmuş euro banknotları.

Baba oğluna fısıldar: “Orada kimsenin senden üstün bir tarafı yok. Ama masrafa girme.”

Her eylül, havalimanında bu iki kuyruğun bir versiyonu yeniden kurulur.


Yabancı Dilli Okullar: Kapı Zaten Açık

Robert Kolej, Alman Lisesi ve Galatasaray Lisesi’ni yurt dışına giden öğrenciler açısından farklı kılan şey, öğrencilerin daha lisedeyken yabancı bir dilde ve çoğu zaman yabancı bir sisteme uyumlu biçimde eğitim almasıdır.

Alman Lisesi bunun en net örneği. 1868’de kurulan okulun mezunları lise diplomasının yanında Almanca dil diploması (DSD) alıyor; Yüksek Olgunluk Sınavı’nı geçenler ise Abitur diploması kazanıyor. Vikipedi’ye göre okul, İstanbul Lisesi ile birlikte Türkiye’de Abitur veren iki okuldan biri. Abitur, Alman üniversitelerine başvuruda doğrudan kullanılabilen bir diploma; bu da mezunların Almanya’ya yönelmesini kolaylaştırıyor.

Robert Kolej, 1863’te kurulan ve Vikipedi’ye göre ABD dışında sürekli faaliyet gösteren en eski Amerikan okulu. Fen ve matematik dersleri İngilizce okutuluyor. Her yıl merkezi sınavda en üst dilimden 180 ile 220 arasında öğrenci kabul eden okulun mezunlarının önemli bir bölümünün ABD ve İngiltere üniversitelerine başvurduğu biliniyor.

Galatasaray Lisesi ise farklı bir yapıya sahip. 1992’de imzalanan Türk-Fransız protokolüyle okul, ilkokuldan üniversiteye uzanan Galatasaray Eğitim Öğretim Kurumu’nun parçası oldu. Fransızca eğitim, Fransa’ya giden mezunlar için bir kapı açarken Galatasaray Üniversitesi de mezunlar için güçlü bir yurt içi seçenek sunuyor.

Bu okulların mezunlarının yüzde kaçının yurt dışına gittiğine ve bunların ne kadarının döndüğüne dair rakamlar sık sık dile getiriliyor; ama okulların ve kurumların yayımladığı, yıllara göre karşılaştırılabilir ve bağımsız olarak doğrulanmış bir veri seti kamuya açık değil. Bu yüzden bu yazıda yüzde vermiyoruz.


Fen Liseleri: Tıp ve Mühendislik Hattı

Madalyonun öbür yüzünde devlet fen liseleri var. Ankara Fen Lisesi 1964’te, İstanbul Atatürk Fen Lisesi 1982’de, İzmir Fen Lisesi 1983’te kuruldu. Üçü de pansiyonlu ve sınavla öğrenci alan devlet okulları.

Yaygın anlatıya göre bu okulların mezunları ağırlıkla Türkiye’nin önde gelen tıp fakültelerine ve ODTÜ, Boğaziçi, İTÜ, Bilkent gibi üniversitelerin mühendislik bölümlerine yerleşiyor. Okulların kendi açıkladığı yerleşme listeleri de genellikle bu tabloyu destekliyor. Pansiyonlu yaşam, yoğun etüt kültürü ve fen ağırlıklı müfredat, öğrencileri doğal olarak bu bölümlere hazırlıyor; ailelerin önemli bir kısmı için de yurt içinde parasız ya da düşük maliyetli bir üniversite eğitimi hâlâ en gerçekçi seçenek.

Atatürk Fen Lisesi’nin hikâyesi bu açıdan ilginç bir dönüşüm içeriyor: Okulda 2022-2023’ten itibaren hazırlık sınıfı uygulaması başladı, 2024-2025’te Almanca hazırlık sınıfı açıldı. Bir fen lisesinde yabancı dil hazırlığının güçlendirilmesi, iki dünya arasındaki sınırın inceldiğinin işaretlerinden biri.


Olimpiyatçılar: İki Dünyanın Kesişimi

İki kutbun en çok kesiştiği yer bilim olimpiyatları. TÜBİTAK olimpiyatlarında madalya alan ve uluslararası olimpiyatlarda Türkiye’yi temsil eden öğrencilerin önemli bir kısmı fen liselerinden geliyor.

Mezunların anlattığı hikâyelerde bu öğrencilerin önünde giderek daha sık iki yol açılıyor: Türkiye’deki bir üniversitenin bursu ya da yurt dışındaki bir üniversitenin kabul mektubu. Eskiden olimpiyatçıların büyük çoğunluğunun Türkiye’de kaldığı, son yıllarda ise yurt dışı seçeneğinin daha çekici hale geldiği sık dile getirilen bir gözlem. Ama bu gözlemi destekleyecek düzenli bir veri yine kamuya açık değil.


Yeni Rota: Avrupa’nın Teknik Üniversiteleri

Son yıllarda en çok konuşulan eğilim, yurt dışında lisans okuma fikrinin yalnızca yabancı dilli okulların değil, fen liselerinin öğrencileri arasında da yaygınlaşması. Avrupa’nın bazı teknik üniversitelerinde İngilizce lisans programlarının çoğalması, bu yönelimi kolaylaştırıyor.

Ancak Avrupa her zaman ucuz bir seçenek değil. Münih Teknik Üniversitesi 2024’ten itibaren AB dışından gelen öğrencilerden öğrenim ücreti alıyor; Baden-Württemberg eyaleti de 2017’den beri AB dışı öğrencilerden ücret talep ediyor. Bu değişiklikler, havalimanındaki ikinci kuyruktaki ailelerin hesaplarını doğrudan etkiliyor.


Mutfak Masasındaki Hesap

Yurt dışı kararı çoğu zaman bir okul koridorunda değil, bir mutfak masasında verilir. Mezunların ve velilerin anlattığı hikâyelerde sahne benzerdir: Bir yanda kabul mektubu, öbür yanda bir hesap makinesi.

Yabancı dilli okulların ailelerinin bir kısmı için soru “gidecek mi” değil, “nereye gidecek”tir. Fen liselerinin ailelerinin çoğu için ise soru daha çetindir: Burs ne kadarını karşılıyor, kira ne kadar, döviz kuru ne olur? Aynı kabul mektubu, iki farklı mutfakta iki farklı ağırlık taşır.

Bu yüzden “fen liseleri mi, yabancı kolejler mi” sorusu aslında yalnızca okulların sorusu değil. Aynı zekâya sahip iki öğrencinin önündeki seçeneklerin farklılığı, büyük ölçüde ailelerinin imkânlarından kaynaklanıyor. Okullar bu farkı kısmen kapatabiliyor; tamamen değil.


Gurbette Kurulan Masalar

Peki giden gençler bu ülkeyle bağlarını koparıyor mu? Mezunların anlattığı hikâyelerde, Münih’te bir kafede ya da Zürih’te bir laboratuvarda akşamları toplanan masalarda Robertlinin aksanı ile İzmir Fenlinin şivesi birbirine karışıyor. Masada memleket gündemi, Türkiye’deki girişimler ve mentorluk projeleri konuşuluyor.

Tersine beyin göçü her zaman bavulu toplayıp dönmekle gerçekleşmiyor. Burs fonları, Türk üniversitelerine uzatılan mentorluk ağları ve ortak projeler de bu bağın biçimleri.


Kapanış

Eylül sabahına dönelim. Frankfurt kapısındaki genç uçağa binmeden babasına döner, valizin koli bandına dokunur.

“Bunu orada değiştiririm,” der.

Baba güler: “Değiştirme. Dönüşte de lazım olur.”