Küresel finansın merkezlerinden Londra’da, Thames kıyısındaki tarihi finans bölgesi The City ve 1990’lardan sonra yükselen kuleleriyle Canary Wharf, dünya sermayesinin en yoğun aktığı yerler arasında. Yatırım bankalarında, varlık yönetim şirketlerinde, fonlarda ve danışmanlık firmalarında çalışan Türk finansçılar da bu kalabalığın bir parçası.

Bu topluluğun kendi anlattığı hikâyelerde sık sık bir “kolejliler kulübü”nden söz edilir: İstanbul’un köklü okullarından gelip Londra’da birbirini bulan finansçılar. Anılan okullar genellikle aynıdır: Robert Kolej, Üsküdar Amerikan Lisesi, Kadıköy Anadolu Lisesi, Galatasaray Lisesi ve Alman Lisesi.


Canary Wharf, Sabah 07.40

Kasım ayının gri bir sabahı. Canary Wharf metro istasyonunun uzun yürüyen merdivenlerinde elinde kahvesiyle yukarı çıkan iki genç. Biri bir yatırım bankasının analisti, öbürü bir varlık yönetim şirketinde yeni başlamış bir araştırmacı.

Asansörde yan yana düşerler. Biri öbürünün telefon kılıfındaki küçük okul çıkartmasını fark eder.

“Moda mı?” diye sorar.

“Moda,” der öbürü. “Sen?”

“Bebek tepesi.”

Asansör yirmi üçüncü katta durur. Kartvizit alışverişi yapılmaz; ama akşam bir mesaj gelir: “Cumartesi kahvaltı?”

Londra’daki Türk finansçıların anlattığı hikâyelerin çoğu böyle başlar. Bir okul işareti, bir semt adı, sonra bir kahvaltı daveti.


Boğaz’dan Thames’e

Türkiye’deki bir liseden Londra’nın finans kuruluşlarına uzanan yol, anlatıldığı haliyle birkaç durak içerir. Önce İngilizce eğitim veren ya da güçlü bir yabancı dil programı olan bir lise. Sonra ya doğrudan İngiltere’de bir üniversite ya da Türkiye’de lisans ve ardından Londra’da yüksek lisans. En sonunda bir bankada staj ve ilk iş.

Bu rotada lisenin rolü, büyük ölçüde dil ve özgüvendir. Robert Kolej’de fen ve matematik dersleri İngilizce okutuluyor; Üsküdar Amerikan Lisesi IB Diploma Programı ve seçili AP dersleri sunuyor; Kadıköy Anadolu Lisesi bir yıllık İngilizce hazırlık ve dört yıllık lise sistemiyle çalışıyor. Alman Lisesi mezunları Abitur, Galatasaray mezunları Fransızca eğitimle yetişiyor.

Bu okulların mezunlarının uluslararası finans kariyerlerine yönelmesi, dil avantajı düşünüldüğünde şaşırtıcı değil. Ama bu yolun ne kadar kalabalık olduğu, kimsenin saymadığı bir sorudur.


Masalar ve Klişeler

Londra’daki Türk finansçıların kendi aralarında dolaşan klişeler, okul kimliklerinin finans dünyasına nasıl taşındığını eğlenceli biçimde anlatır.

Hikâyeye göre Robertliler birleşme-satın alma masalarında, müzakere ve sunum becerileriyle öne çıkar. Üsküdar Amerikan mezunları, okulun uzun kız okulu geleneğinden gelen bir özgüvenle portföy yönetiminde ve araştırma masalarında anılır. Kadıköy Maarifliler, Moda’dan getirdikleri rahatlıkla işlem salonlarının hızlı temposuna uyum sağlar. Galatasaraylılar Kıta Avrupası’yla çalışan masalarda Fransızcalarıyla, Alman Lisesi mezunları da Frankfurt bağlantılı işlerde Almancalarıyla fark yaratır.

Bu klişelerin hiçbiri ölçülmüş değil. Ama Londra’daki bir pazar kahvaltısında bunları dinlerseniz, herkesin kendi okuluna en parlak rolü biçtiğini fark edersiniz.


Pazar Kahvaltıları

Hafta içi uzun saatler boyunca finansal modellerin başından kalkamayan Türk finansçılar, pazar günleri Londra’nın farklı semtlerindeki kafelerde bir araya gelir. Masada dönen sohbetler, anlatıldığına göre, faiz oranlarından çok eski öğretmenlerin anılarına, Türkiye’deki yaz planlarına ve yeni iş değişikliklerine kayar.

Masanın etrafında farklı kuşaklar oturur: Londra’da yirmi yılını doldurmuş bir yönetici, birkaç yıllık bir analist ve geçen ay gelmiş bir stajyer. Kıdemliler finans dünyasının yazısız kurallarını anlatır, gençler İstanbul’daki okullarının son haberlerini getirir.

Bu kahvaltıların en önemli işlevi, yeni gelenleri ağa katmaktır. Londra’ya yeni gelmiş genç bir analist için ev bulmak, banka hesabı açmak, iş yükünün stresiyle baş etmek kolay değil. Kıdemli mezunların bu süreçte yol göstermesi, hikâyelerin en sık tekrarlanan kısmıdır.


Referans Mektubu

Finans dünyasında işe alımda referansın önemi bilinir. Türk finansçıların anlattığı hikâyelerde, bir bankada kıdemli bir yöneticinin aynı okuldan gelen genç bir adayı önermesi sık geçer.

Burada dikkatli olmak gerekir. Büyük finans kuruluşlarının işe alım süreçleri çok aşamalıdır; tek bir notun bir adayı işe aldırdığı iddiası abartılıdır. Ama bir tanıdığın tavsiyesinin, binlerce başvuru arasında bir adayın dosyasına ikinci kez bakılmasını sağlayabileceği de doğrudur. Okul ağları burada kapıyı açmaz; sadece kapının nerede olduğunu gösterir.


Yüzük ve Rozet

Mezunların anlattığı küçük sahnelerden biri de mezuniyet yüzükleri ve rozetlerdir. Londra’da bir toplantı odasında karşı taraftaki kişinin parmağında tanıdık bir okul yüzüğü görmek, gerginliği anında azaltır.

Bu sahne, İstanbul’daki iş dünyasının Londra’ya taşınmış bir versiyonu. Aynı okulun mezunu olmak, Türkiye’de de, Londra’da da, kimin kiminle konuştuğunu etkileyen görünmez bir işaret.


Türkiye Masası

Londra’daki Türk finansçıların işlerinin bir kısmı doğrudan Türkiye’yle ilgilidir. Türk şirketlerinin ve bankalarının uluslararası piyasalardan borçlanması, yabancı yatırımcıların Türk şirketlerine ortak olması ya da Türk şirketlerinin yurt dışında satın alma yapması gibi işlemlerde, uluslararası bankaların Türkiye ile ilgilenen ekipleri devreye girer.

Bu ekiplerde Türkçe bilen, Türkiye’nin hukukunu ve iş kültürünü tanıyan finansçıların bulunması doğal bir avantaj. Mezunların anlattığı hikâyelerde, bir işlemin iki tarafında aynı okuldan gelen iki kişinin karşılaşması, Levent’teki satın alma müzakerelerinin Londra versiyonu olarak anlatılır: Önce eski bir hoca hatırlanır, sonra işe geçilir.

Bu bağların işlemlerin sonucunu ne kadar etkilediğini ölçmek mümkün değil. Ama masanın iki tarafında ortak bir dil ve ortak bir geçmiş bulmanın, uzun ve yorucu müzakereleri biraz daha insani kıldığı söylenir.


Dönüş Yolu

Londra hikâyelerinin bir de dönüş tarafı var. Yıllarca Londra’da çalıştıktan sonra İstanbul’a dönen, bir holdingin finans biriminin başına geçen ya da kendi yatırım şirketini kuran finansçılar da bu topluluğun bir parçası.

Dönüş kararının arkasında genellikle aile, yaşam maliyeti ve Türkiye’deki fırsatlar vardır. Dönenler, Londra’daki ağlarını İstanbul’a taşır; Londra’da kalanlar ise İstanbul’daki eski okul arkadaşlarıyla bağlantıyı sürdürür.

Böylece iki şehir arasında, büyük ölçüde okul ağları üzerinden işleyen bir köprü oluşur. Bir yanda The City’nin kuleleri, öbür yanda Levent’in plazaları; ortada ise aynı lisenin bahçesinde başlamış arkadaşlıklar.


Kapanış

Cumartesi sabahı, Londra’da bir kafe. Asansörde tanışan iki genç karşılıklı oturuyor. Biri Moda’dan, öbürü Bebek’ten.

Sohbet bir süre işlerden açılır. Sonra Robertli sorar: “Sizde martı vardı, değil mi?”

Kadıköy Maarifli gülümser, telefonunu çevirir. Kılıfın üstünde küçük bir martı. “Thames’te de var,” der. “Onlar bizimkiler kadar cesur değil ama.”