Cağaloğlu’nda, Bâb-ı Âli Yokuşu’nun kıvrıldığı yerde, kemerli taş kapısıyla şehri selamlayan bir okul yükselir: Cağaloğlu Anadolu Lisesi.
Bugün Almanca eğitimi ve DSD diplomasıyla öğrencilerini Almanca konuşulan ülkelerin üniversitelerine hazırlayan bu okul, sadece modern bir yabancı dil lisesi değildir. 1850’de Sultan Abdülmecid’in annesi Bezmiâlem Vâlide Sultan’ın aracılığıyla Vâlide Mektebi adıyla kurulan, 1911’de İnas İdadisi’ne dönüşen, yarım asır boyunca İstanbul Kız Lisesi adıyla okumuş kadın kuşakları yetiştiren bir hafıza binasıdır.
Ve bu binanın merdivenlerinde yankılanan adımlar, Bâb-ı Âli’nin yüz yılı aşkın matbuat hafızasına karışır.
Teneffüste Bâb-ı Âli
Ekimin serin bir sabahı, ikinci teneffüs. Hazırlık sınıfından iki öğrenci okulun kapısından çıkıp yokuşa bakar. Biri telefonundan Almanca kelime listesine, öbürü yokuşun aşağısına bakmaktadır.
— “Burası eskiden gazetelerin sokağıymış, biliyor muydun?” — “Hangi gazetelerin?” — “Hepsinin. Tarih hocası anlattı. Matbaalar bu yokuştaymış, mürekkep kokusu sınıflara kadar gelirmiş.”
Arkadaşı burnunu havaya kaldırır, derin bir nefes alır: — “Şimdi sadece simit kokuyor.” — “O da bir şeydir.”
Zil çalar; ikisi koşarak içeri girer, merdivende bir öğretmene çarpmamak için son anda durur. Yokuş, yüz yıldır olduğu gibi, arkalarından bakmaya devam eder.
Vâlide Mektebi’nden İnas İdadisi’ne
Bezmiâlem Vâlide Sultan, Osmanlı saray kadınları arasında eğitime ve halk sağlığına en çok emek verenlerdendi; bugünkü Bezmialem Vakıf Üniversitesi’ne adını veren Gureba Hastanesi de onun eseridir. 21 Mart 1850’de Cağaloğlu’nda açılan Vâlide Mektebi, bu hayır geleneğinin bir parçasıydı ve Türkiye’nin ilk sivil lisesi olarak anılır.
Binayı maarif tarihinde ayrıca özel kılan, 1911’de İnas İdadisi’ne dönüşmesidir. II. Meşrutiyet’in kadın hakları tartışmalarının ortasında, kız çocukları bu binada idadi düzeyinde eğitim almaya başladı. Cebirden kimyaya, mantıktan Fransızcaya, o güne kadar kız çocuklarına pek açılmamış dersler bu sınıflarda okutuldu. Bu sıralardan yetişen kuşaklar, kadınların yükseköğretime girdiği yılların ilk öğrencileri arasında yer aldı.
Bir kız öğrencinin o yıllarda Cağaloğlu yokuşunu her sabah çıkması, bugün kolay bir yürüyüş gibi görünse de, döneminde bir aile kararı, bir mahalle konuşması ve bazen bir cesaret meselesiydi. Okulun kapısından giren her kız, arkasından gelecek kardeşleri için de bir kapı aralıyordu.
Bâb-ı Âli Yokuşu: Matbaa Sesleri
Okulun ruhunu belirleyen şey, konumudur. Cağaloğlu, uzun yıllar Türk basınının gayriresmi başkentiydi. Bâb-ı Âli Yokuşu ve çevresi, gazetelerin, matbaaların ve yayınevlerinin sokağıydı.
O yıllarda okulun öğrencileri için gazete, uzaktan gelen bir nesne değil, köşe başında kurumamış mürekkebiyle satılan bir sabah ritüeliydi. Köşe yazıları teneffüste tartışılır, manşetler sınıf panosuna asılırdı. Okul, bir fildişi kule değil; memleketin siyasi ve fikri nabzının attığı bir yokuşun tam ortasındaydı. Gazeteler zamanla yokuştan ayrılıp şehrin başka semtlerine, plazalara taşındı; matbaaların sesi kesildi. Okul ise yerinde kaldı. Bugün Bâb-ı Âli denince akla gelen eski binaların arasında, hâlâ her sabah aynı saatte zili çalan nadir kurumlardan biri, bu okuldur.
1933-1983: İstanbul Kız Lisesi
Cumhuriyet döneminde okul, 1933’te İstanbul Kız Lisesi adını aldı ve yarım asır boyunca şehrin en bilinen kız okullarından biri olarak eğitim verdi.
Beyaz yakalı üniformalarıyla bu okulun öğrencileri, İstanbul sokaklarında modern ve özgüvenli cumhuriyet kadınının simgelerinden biriydi. Kimya laboratuvarında deney yapan, konferans salonunda yazarları dinleyen, bahçede tartışan kızlar; sonraki yıllarda avukat, öğretmen, doktor, akademisyen olarak hayata karıştı. Yeni bina 1968-1969 öğretim yılında açıldı; eski bina bugün ikinci derece tarihi eser statüsünde.
1983: Almanca Ekolü
1983’te okul, Almanca öğretim yapan bir Anadolu lisesine dönüştü ve karma eğitime geçti; ilk mezunlarını 1989-1990 öğretim yılında verdi.
Eğitim bir yıl hazırlık ve dört yıl lise olarak sürer. Almanca birinci, İngilizce ikinci yabancı dildir; Almanca dersleri Alman ve Türk öğretmenlerce yürütülür ve hazırlıkta haftada yirmi saattir. Öğrenciler hazırlık sonunda DSD A2, 10. sınıfta DSD I, 12. sınıfta DSD II sınavlarına girer. Okula 2010’da PaSch plaketi verildi. Cağaloğlu, yokuşun birkaç yüz metre ötesindeki İstanbul Erkek Lisesi ile birlikte şehrin Almanca eğitim veren köklü devlet okullarındandır; komşuluk, iki okulun öğrencileri arasında hem dostluk hem tatlı bir rekabet üretir.
Okulun kampüsünde Osmanlı dönemine ait el yazmalarını da barındıran bir kütüphane, laboratuvarlar, bir spor salonu ve kız öğrenciler için bir pansiyon bulunur. Bir öğrenci aynı gün içinde DSD sınavına hazırlanıp, öğleden sonra kütüphanede yüz yıllık bir el yazmasının önünden geçebilir.
Binanın Hayal Gücü
Bir binanın tarihi ne kadar eskiyse, öğrencilerin hayal gücüne o kadar malzeme verir. Gece etüdünden çıkarken gıcırdayan ahşap merdivenler, kütüphanenin yüksek tavanında yankılanan rüzgâr, yokuşun aşağısından gelen uzak sesler… Her kuşak bu binaya kendi hikâyesini ekler; bir öncekinin hikâyesine biraz abartı katarak.
Bâb-ı Âli’nin eski matbaaları gibi, bu hikâyelerin de bir kısmı kapanır, bir kısmı yeniden basılır. Ama hepsinin ortak noktası, binanın yaşı karşısında duyulan saygıdır. Yüz yetmiş yıllık bir binada kimse kendini tam olarak sahibi gibi hissetmez; herkes biraz misafirdir.
Sahaflar ve Kitap Kokulu Teneffüsler
Okulun hemen yakınındaki tarihi sahaflar ve kitapçılar, öğrencilerin hayatının bir parçasıdır. Beyazıt Sahaflar Çarşısı’na yürüyerek gidilebilen bir okulda, sararmış bir felsefe kitabı ya da ikinci el bir edebiyat dergisi, haftalık harçlığın en değerli kalemi olabilir.
Bir sahafın tozlu rafında, sayfa kenarına kurşun kalemle not düşülmüş eski bir Almanca gramer kitabı bulan öğrenci, o notları kimin yazdığını merak eder. Belki bu okuldan biri, belki yokuşun öbür ucundaki okuldan. Sahaflar, bir okulun kitaplarının mezun olduktan sonra gittiği yerdir; bir sonraki kuşak onları oradan geri alır.
Yazılı Olmayan Kurallar
- Öncü kadın mirasına saygı: Okul, kız çocuklarının idadi eğitimine açılan ilk okullardandır; eşitlik okulun temel ilkesidir.
- Bâb-ı Âli’nin fikri hürriyeti: Basının kalbinde yetişen bir öğrenci her fikri sorgular, kalemin namusuna inanır.
- Merdiven hürmeti: Tarihi binanın merdivenleri bir emanettir.
- İki dil, iki kanat: Almanca ve Türkçe aynı özenle konuşulur; her öğrenci hem Goethe’ye hem Nâzım Hikmet’e aynı ciddiyetle yaklaşır.
- Kardeşlik: Dünyanın hangi üniversitesinde karşılaşılırsa karşılaşılsın, “Cağaloğlu’nlu olmak” anında bir güven doğurur.
Kapanış
Haziranın son günü, karne alan hazırlık öğrencileri yokuştan aşağı iner. Biri durup okulun kapısına bakar.
— “Seneye buraya Almanca konuşarak gireceğiz.” — “Kapı Türkçe anlıyor ama.” — “Olsun. Yüz yetmiş yıldır her dili anlamış bu kapı.”



