Türkiye’de üniversite sınavının sayısal puan türünde en üst dilime giren gençlerin önemli bir kısmının yıllardır değişmeyen hedefleri arasında üç isim öne çıkar: Hacettepe Tıp, Cerrahpaşa Tıp ve İstanbul Tıp, yani Çapa.
Bu fakültelerin amfilerinde ve hastane koridorlarında dolaşan hekimlerin hikâyelerini dinlediğinizde, sık sık aynı okulların adlarını duyarsınız: Ankara Fen Lisesi, İzmir Fen Lisesi, Atatürk Fen Lisesi, Adana Fen Lisesi. Hekimlerin kendi aralarında “beyaz önlüklü devreler” diye anlattığı bir ağ.
Bu yazı o ağın hikâyesini, neresinin anlatı, neresinin gerçek olduğunu ayırarak anlatmaya çalışıyor.
Temel Bilimden Tıbba
Fen liseleri 1964’te ilk kurulduğunda hedef, Türkiye’nin temel bilim ve teknoloji ihtiyaçlarını karşılayacak gençler yetiştirmekti. Ankara Fen Lisesi’nin kuruluşunda Cahit Arf ve Erdal İnönü gibi isimlerin bulunduğu komisyonun hayalinde daha çok matematikçiler, fizikçiler ve mühendisler vardı.
Zamanla tablo değişti. Hekimliğin toplumsal prestiji ve iş güvencesi, fen lisesi mezunlarının önemli bir kısmını tıp fakültelerine yönlendirdi. Bugün fen liselerinin mezun buluşmalarında her devrede birkaç hekim bulmak zor değil. Bu dönüşüm, fen liselerinin kurucu fikriyle bugünkü gerçekliği arasındaki ilginç bir gerilimi de içeriyor: Temel bilimci yetiştirmek için kurulan okullar, aynı zamanda tıp fakültelerinin önemli kaynaklarından birine dönüştü.
Okulların her yaz açıkladığı yerleşme listeleri de bu eğilimi doğruluyor.
Amfide Yatakhane Alışkanlığı
Hekimlerin fen lisesi yıllarına dair anlattıklarında üç alışkanlık öne çıkar.
Kavram haritası: Tıp eğitiminin ilk yıllarındaki yoğun anatomi terminolojisi ve karmaşık metabolik yolaklar, olimpiyat ya da sınav hazırlığında büyük konuları parçalara ayırmaya alışmış öğrenciler için tanıdık bir yük.
Yatakhane dayanıklılığı: On dört yaşından itibaren yatılı okulda ailesinden uzakta, gece geç saatlere kadar etüt odalarında çalışmış bir öğrenci için uzun nöbetler daha az yabancıdır. Hekimlerin sık kullandığı bir şaka var: “İlk nöbetimde uykusuzluğa değil, yemekhanenin kapanış saatine şaşırdım.”
Grup çalışması: Amfide yan yana oturan öğrencilerden birkaçının aynı fen lisesinden gelmesi, ders notlarının paylaşılmasından sınav öncesi çalışma gruplarına kadar hazır bir dayanışma ağı demek.
Bu alışkanlıklar yalnızca fen liselilere özgü değil; ama hekimlerin kendi anlatısında fen lisesi yılları, tıp fakültesinin ilk zorluklarına bir tür ön hazırlık olarak anılıyor.
TUS ve Branş Seçimi
Tıp fakültesini bitiren bir hekimin uzmanlık eğitimine başlaması için girdiği Tıpta Uzmanlık Sınavı (TUS), Türkiye’nin en zorlu eleme sınavlarından biri. Hekim sohbetlerinde, en çok tercih edilen branşlara yerleşenler arasında fen lisesi mezunlarının sıkça bulunduğu söylenir.
Bu iddiayı destekleyen ya da çürüten bir veri kamuya açık değil; TUS sonuçlarında adayların hangi liseden mezun olduğu yayımlanmıyor. Bu yüzden “fen liseliler en iyi branşları parselledi” gibi iddialar, hekimlerin gururlu sohbetlerinin ötesine geçmiyor.
Ameliyathanede Devre Hukuku
Hekimlerin anlattığı hikâyelerin en sevilenlerinden biri, ameliyathanede aynı liseden iki hekimin karşılaştığı anlardır.
Uzun bir ameliyatın ortasında beklenmedik bir durum çıktığında, hikâyedeki kıdemli cerrahın asistanına tek bir bakışı yeter. Ameliyat bittiğinde, steril önlükler çıkarılıp kahve makinesinin başına geçildiğinde, profesör genç cerraha döner: “Devrem, o dikişi iyi attın.” Asistan için bu söz, yıllarca yetecek bir özgüven kaynağıdır.
Bu sahnelerin ne kadarının gerçek, ne kadarının anlatıyla süslenmiş olduğu bilinmez. Ama hastane koridorlarında okul kimliğinin bir tanışma ve güven aracı olarak kullanıldığı, hekimlerin kendi ifadeleriyle sık sık dile getiriliyor.
Kampüsün İçindeki Lise
Fen liselerinin bazılarının üniversite kampüslerinin içinde ya da hemen yanında olması, tıp hikâyesine ilginç bir boyut katıyor.
İzmir Fen Lisesi 1984’ten beri Bornova’daki Ege Üniversitesi kampüsünün içinde. Aynı kampüste üniversitenin tıp fakültesi ve hastanesi de bulunuyor. Bir lise öğrencisi için her gün beyaz önlüklü hekimlerin ve tıp öğrencilerinin arasından geçerek okula gitmek, mesleği erkenden tanımak demek.
Mezunların anlattığı hikâyelerde bu yakınlık sık sık bir merak kıvılcımı olarak anılır: Kampüsteki bir konferansa sızan lise öğrencileri, hastane kantininde tıp öğrencileriyle sohbet edenler, ileride hangi bölümü seçeceğine o koridorlarda karar verenler.
Ankara Fen Lisesi’nin ODTÜ arazisinin içinde olması mühendisliğe, İzmir Fen’in Ege Üniversitesi kampüsünde olması tıbba bir pencere açıyor. Okulun adresi, kimi zaman bir öğrencinin mesleğini sessizce seçiyor.
Adana’nın Taş Binası
Fen liselerinin tıp hikâyesi yalnızca büyük şehirlerde geçmiyor. Adana Fen Lisesi 2 Eylül 1987’de kuruldu ve eğitime “Eytamhane” ya da “Taş Bina” olarak bilinen tarihi bir yapıda başladı. 1909’da yetim kalan Ermeni çocukları için açılan bina, sonraki on yıllarda kız okulu, öğretmen okulu, eğitim enstitüsü ve Adana Anadolu Lisesi olarak kullanıldı.
Bugün Taş Bina’da dokuzuncu ve onuncu sınıfların derslikleri, rehberlik servisi, revir ve üst katta pansiyon öğrencilerinin yatakhanesi var. Yeni ek binada laboratuvarlar ve kütüphane bulunuyor. Çukurova’dan tıp fakültelerine uzanan yolun önemli duraklarından biri, bu yüz yılı aşkın binadır.
İstanbul Atatürk Fen Lisesi ise 1982’de Kadıköy’de, Marmara Üniversitesi’nin Göztepe kampüsüne komşu kırk dönümlük tarihi bir bahçede kuruldu. Okulun bulunduğu yerde bir zamanlar V. Murat’a ait bir av köşkü vardı; köşk 1960’larda yıkıldı.
Kongreler ve Ağlar
Hekimlerin anlattığı bir başka sahne, ulusal tıp kongrelerinin koridorlarıdır. Farklı şehirlerden gelen hekimlerin, kahve molalarında birbirlerine “Hangi fen?” diye sorması, bir tanışma ritüeli olarak anlatılır.
Bu ağların kariyer üzerindeki etkisini ölçmek zor. Akademik atamalar ve kadrolar resmî kurallara bağlı; okul bağlarının bu süreçlerde ne kadar rol oynadığına dair güvenilir bir bilgi yok. Ama mezun ağlarının mentorluk, vaka danışmanlığı ve meslektaş dayanışması gibi gayriresmî alanlarda işlediği, hekimlerin kendi hikâyelerinde açıkça görülüyor.
Yazısız Kurallar
- Devrem dikişi: Bir üst devrenin övgüsü, bir sertifikadan değerlidir.
- Not paylaşımı: Amfide notlarını saklayan, yurt ahlakını unutmuştur.
- Nöbet devri: Aynı okuldan bir meslektaşa devredilen hasta, en az kendi hastası kadar emin ellerdedir.
- Alçakgönüllülük: Ameliyathanede okul sorulmaz; okul, ameliyat bittikten sonra kahve başında sorulur.
Kapanış
Bir üniversite hastanesinin acil servisinde gece yarısı. Nöbetçi asistan dosyaya bakarken arkasından bir ses gelir: “Bunu nasıl çözdün?”
Döndüğünde karşısında aynı fen lisesinden yıllar önce mezun olmuş bir profesör vardır.
Asistan gülümser: “Koridor tahtası yöntemiyle hocam. Biri başlattı, biri bitirdi.”



