Türkiye’nin en keskin genç zihinlerinin yarıştığı bilim olimpiyatları, ülkenin entelektüel çıtası en yüksek ve en acımasız maratonudur. TÜBİTAK Bilim İnsanı Destek Programları Başkanlığı’nın (BİDEB) yürüttüğü matematik, fizik, kimya, biyoloji ve bilgisayar olimpiyatları, her yıl binlerce adayı önce ulusal kürsülere, sonra uluslararası yarışmalara (IMO, IPhO, IChO, IBO, IOI) taşır.

Bu piramidin tepesinde, kamplar ve milli takım seçme sınavları aşamasında yaşanan rekabet ise hiç bitmeyen kulis tartışmalarının konusudur: soru komisyonlarının zevki, açık uçlu ispatlara verilen kısmi puanlar, itiraz dilekçeleri ve köklü devlet fen liseleri ile büyük bütçeli özel okullar arasındaki denge. Kulis ne derse desin, son sözü yine kâğıttaki ispat söyler.


Kamp Otelinde Saat 23.45

Şubatın ortası, bir kamp otelinin lobisinde saat 23.45. Dışarıda ayaz camları dondururken içeride halılara tükenmez kalem mürekkebi, yüzlerce sayfa saman kâğıt ve saatlerdir demlikte bekleyen bayat çay kokusu sinmiştir.

Konferans salonunda tatilciler çoktan uyumuşken, Türkiye’nin dört bir köşesinden gelmiş on altı yaşındaki matematik ve fizik meraklıları ayaktadır. Ayaklarında otel terlikleri, bellerinde hırkalar, gözlerinin altında uykusuzluk morlukları. Tahtada bir eşitsizliğin genellemesi ve ikinci dereceden kalanlar karalanmıştır.

Köşedeki koltukta bir Ankara Fen’li ile bir İzmir Fen’li fısıldaşır: — “Barış, jürinin ikinci soru için hazırladığı çözümü gördün mü? Sentetik geometri yerine trigonometrik açılım yapmış. Bizim koç ‘koordinat sistemine taşırsanız jüri sıfır basar’ diyordu. Yarın koordinat kurarsak kâğıt yanar mı?” — “Yanmaz ama tam puan da vermezler. Jüri şık ispat sever. Burada tek puan, milli takımla eve dönüş arasındaki fark.”

Gece ilerledikçe salonda bir tür sessiz ticaret başlar: biri sayılar teorisinden bir püf noktası verir, karşılığında geometride bir şekil çizimi alır. Kimse kimseye borçlu kalmaz; çünkü yarın sabah hepsi rakiptir, ama bu gece hepsi aynı tahtanın başındadır. Masalarda devrilen karton bardaklar ve buruşturulmuş denklem kâğıtları, bu gençlerin sıradan bir lise hayatı yaşamadığının kanıtıdır.


İkinci Aşama: Yarım Puanın Anatomisi

Birinci aşama çoktan seçmelidir; kutucuk ya doğrudur ya yanlış. Asıl drama, madalyaların rengini belirleyen ve çözüm adımlarının satır satır yazıldığı ikinci aşamada başlar. Burada bilimsel değerlendirmenin doğasından gelen bir sorun vardır: kısmi puan.

  1. İspat estetiği: Öğrenci sonuca ulaşamamış ama yolda özgün bir ara sonuç (lemma) kanıtlamış olabilir. Bir değerlendirici bu adımı cömertçe puanlarken, diğeri “sonuca varmayan ispat eksiktir” diyebilir.
  2. Deney belirsizliği: Fizik seçmelerinin deney aşamasında aletin kalibrasyonu ya da küçük bir ölçüm sapması grafiği eğebilir. Tanınan tolerans, madalyanın rengini değiştirebilir.
  3. Yarım puanlık uçurum: Sıralamanın sınırında yarım puan, kampa veda etmekle milli takım aday kadrosuna girmek arasındaki kahredici çizgidir.

Bu yüzden kampa gelen her öğrencinin ilk öğrendiği şey, ispatın yalnızca doğru değil okunaklı olması gerektiğidir. “Açıktır ki” diye başlayan bir satır, değerlendiricinin gözünde çoğu zaman “burada bir şey atladım” demektir. Sınavdan çıkan öğrencilerin koridorda yere oturup kâğıtlarını ezberden tartışması, ameliyat kapısındaki cerrahların kritiğini andırır.


Soru Komisyonları ve Hoca Ekolleri

Soru komisyonlarında üniversitelerden akademisyenler ve geçmişte madalya kazanmış eski olimpiyatçılar yer alır. Kulislerin en sevdiği konu, kimin soru yazdığıdır:

  • Kombinatorik seven bir heyet geldiğinde soruların sayılar teorisine ve sayma problemlerine kaydığı, geometri ağırlıklı bir heyetle klasik sentetik geometrinin öne çıktığı konuşulur.
  • Bu da okulların olimpiyat koçları arasında bir “tahmin” yarışı başlatır. Hangi hocanın son makalesinde ne çalıştığı, öğretmenler odasında fısıltıyla tartışılır.

Kıdemli bir devlet fen lisesi koçunun sözleri meseleyi özetler:

“Biz çocuğa bütün teoriyi öğretiyoruz. Ama soruyu yazanın tarzını sezmek ayrı bir sanat. Çocuk o masada sadece matematikle değil, bir hocanın estetiğiyle de yarışır.”

Kulis ne kadar konuşursa konuşsun, soruyu kimin yazdığını bilmek ispatı yazmaya yetmez. Bunu en iyi, kampa her yıl aynı tahminlerle gelip her yıl başka bir soruyla şaşıran koçlar bilir.


Devlet Fen Liseleri ve Özel Okullar: Kamp Lobisindeki Kartvizit

Son on beş yılda olimpiyat haritasındaki en çarpıcı değişim, devlet fen liseleri ile güçlü bütçeli özel ve vakıf okulları arasındaki kaynak farkıdır.

Bir yanda Ankara Fen, İzmir Fen ve İstanbul Atatürk Fen gibi köklü devlet okulları vardır. Öğrenciler kısıtlı bütçelerle, mezun derneklerinin desteğiyle ve mesai sonrası gönüllü etüt veren öğretmenlerle hazırlanır.

Öte yanda TEVİTÖL gibi üstün yetenekli öğrencilere yönelik vakıf okulları ve olimpiyata yatırım yapan özel okullar yer alır. Bu okulların deneyimli antrenörlerle çalıştığı, başarılı öğrencilere burs teklif ettiği bilinir; veli kulislerinde bu teklifler futbol transfer dönemine benzetilir.

Kamp lobisinde, birinci aşamayı dereceyle geçmiş Anadolulu bir öğrencinin yanına bir özel okul temsilcisinin yaklaştığı sahne, olimpiyatçılar arasında anlatılan en tanıdık hikâyedir: — “Tebrikler evlat. Çözümünü uzaktan izledim. Bizim okula geçersen seni deneyimli antrenörümüzle çalıştırırız, burs da konuşuruz.”

Devlet fen liselerinin mezun vakıfları ise kendi öğrencilerini tutmak için burs fonları kurar. Transfer dönemi, yani, sadece futbolda değil.


İtiraz Odası

Değerlendirmeye güveni korumak için kâğıtların birden fazla değerlendirici tarafından okunması ve itiraz hakkı, olimpiyat dünyasının uluslararası standartlarındandır. İtiraz döneminde okul koçları ve öğrenciler dilekçelerini birer anayasa mahkemesi savunması gibi yazar: — “Üçüncü sorunun b bendinde öğrencinin kullandığı Cauchy-Schwarz uygulaması, resmi çözümdeki aritmetik-geometrik ortalama eşitsizliğiyle eşdeğerdir. Kırılan puanın iadesini talep ederiz.”

Bazen o puan geri gelir ve listeler güncellenir. O gün kamp otelinin koridorunda yükselen sevinç çığlığı, bir şampiyonluk golünden farksızdır.


Madalyanın Ağırlığı

Uluslararası olimpiyata giden takım, yaz başında bir kez daha kampa girer. Aileler havalimanında bayrakla uğurlar, okul panosuna fotoğraf asılır; çocuk ise uçakta bile bir geometri sorusunu çevirmektedir.

Uluslararası bir olimpiyatta kürsüye çıkan genç için madalya bir metal parçası değil, dünyanın en iyi üniversitelerinin kapısını aralayan bir anahtardır. Burslar, kabul mektupları ve araştırma kampları o madalyanın peşinden gelir.

Ama bu zirvenin bedeli uykusuz geçen gençlik yılları, sosyal hayattan feragat edilmiş hafta sonları ve binlerce sayfalık ispat yalnızlığıdır. Çocuk kampa gittiğinde anne evde dua ederken, çocuk bir kamp otelinin konferans salonunda asal sayıların sırrını çözmeye çalışır.

Gece yarısı Barış’ın telefonu titrer. Annesidir: — “Oğlum yattın mı? Yarın sınav var.” — “Yattım anne.”

Barış telefonu kapatır, tahtaya döner. İkinci sorunun koordinat sistemini çoktan kurmuştur.