Kaliforniya’nın Santa Clara Vadisi’nde, yani Silikon Vadisi’nde, büyük teknoloji şirketlerinin kampüslerinde çok sayıda Türk yazılım mühendisi, araştırmacı ve ürün yöneticisi çalışıyor. Dışarıdan bakıldığında bu topluluk, “beyin göçü” başlığı altında tek tip bir grup gibi görünür.

Ama Vadi’deki Türk mühendislerin kendi anlattıkları hikâyelere kulak verdiğinizde, içinde daha küçük ağlar fark edersiniz. Bunların en sık anılanlarından biri, fen lisesi mezunlarının ağıdır: Ankara Fen Lisesi, İzmir Fen Lisesi ve İstanbul Atatürk Fen Lisesi mezunları.


Bozkırın Tebeşir Tozundan Palo Alto’ya

Hikâyenin başlangıcı 1960’ların Ankara’sıdır. Ankara Fen Lisesi 1964’te, Millî Eğitim Bakanlığı, Ford Vakfı, ODTÜ ve AID’nin ortak projesiyle Türkiye’nin ilk fen lisesi olarak açıldı. İstanbul Atatürk Fen Lisesi 1982’de, İzmir Fen Lisesi 1983’te kuruldu; İzmir Fen ilk yılını Bornova Anadolu Lisesi’nin binasında geçirdi, 1984’te Ege Üniversitesi kampüsündeki yerine taşındı.

Mezunların anlattığı ortak karakter üç başlıkta toplanır:

  1. Yatılılık: Türkiye’nin farklı şehirlerinden gelen on dört-on beş yaşındaki çocuklar, yıllarca aynı yurtları ve etüt salonlarını paylaştı.
  2. Ezbersiz problem çözme: Bilim olimpiyatları ve zor problemler, okul kültürünün merkezindeydi.
  3. Sınıfsız rekabet: Bu koridorlarda tek saygınlık ölçüsü, bir problemi ne kadar zarif çözebildiğindi.

Mezunlara göre bu erken yaşta kazanılan alışkanlıklar, yıllar sonra Vadi’nin rekabetçi ortamında en büyük sermayeleri oldu.


Klasik Rota

Fen lisesi mezunlarının Vadi’ye uzanan yolu, anlatıldığı haliyle, birkaç durak içerir. Önce Türkiye’nin önde gelen üniversitelerinin mühendislik bölümleri: ODTÜ, Boğaziçi, Bilkent. Sonra ABD’de bir yüksek lisans ya da doktora programı. Ardından bir teknoloji şirketi.

Bu rota tek yol değil; bir kısmı doğrudan yurt dışında lisans okuyor, bir kısmı Türkiye’de kalıp uzaktan çalışıyor. Ama mezun anlatılarında en çok tekrarlanan rota budur.

Amerikan üniversitelerindeki Türk öğrenci derneklerinin güz buluşmalarında, eski devreler yeni gelenlere yardım eder: Ev bulmak, danışman hocalarla tanışmak, ilk staj için tavsiye almak. Bu yardımlaşmada lise kimliği sık sık ilk bağ olur.


Bir Öncü: Süreyya Ciliv

Vadi’deki fen liseli kuşağın öncülerinden biri Süreyya Ciliv’dir. Kadıköy Anadolu Lisesi’nde ortaokulu okuduktan sonra Ankara Fen Lisesi’ne geçti ve 1976’da mezun oldu. 1977’de ODTÜ’den ayrılıp eğitimine ABD’de devam etti; Michigan Üniversitesi’nde endüstri ve bilgisayar mühendisliğinde iki diplomayı yaklaşık üç buçuk yılda tamamladı, ardından Harvard Business School’da MBA yaptı.

1987’de Amerikalı bir arkadaşıyla birlikte Novasoft’u kurdu; IBM sonradan şirkete ortak oldu. 1997’de Türkiye’ye dönerek yaklaşık üç yıl Microsoft Türkiye’nin genel müdürlüğünü yaptı. Ardından Microsoft’un ABD’deki genel merkezinde küresel satış, pazarlama ve hizmetler grubunda yöneticilik yaptı. 9 Ocak 2007’den 31 Ocak 2015’e kadar Turkcell’in genel müdürüydü.

Ciliv’in hikâyesi, fen liseli kuşağın Vadi’ye uzanan yolunun erken bir örneği: Ankara’daki dört kişilik bir yurt odasından Amerika’da bir yazılım şirketine, oradan dünyanın en büyük teknoloji şirketlerinden birinin yönetimine.


Göçün Öbür Yüzü: Dönenler

Vadi hikâyeleri genellikle tek yönlü anlatılır: Gidenler ve kalanlar. Oysa Ciliv’in hikâyesi bunun tersini de gösteriyor. Amerika’da şirket kurup büyüdükten sonra Türkiye’ye dönüp Microsoft Türkiye’yi yönetti, sonra yeniden ABD’ye gitti, ardından bir kez daha dönüp Türkiye’nin en büyük mobil operatörlerinden birinin başına geçti.

Bu gidiş-dönüşler, beyin göçü tartışmasının çoğu zaman gözden kaçırdığı bir gerçeği hatırlatıyor: Yurt dışında edinilen deneyim, bazen yıllar sonra Türkiye’ye geri taşınıyor. Vadi’de çalışıp Türkiye’de şirket kuran, Türk üniversitelerinde ders veren ya da Türkiye’deki girişimlere danışmanlık yapan mezunların hikâyeleri de fen liselilerin anlatılarında sık geçiyor.

Göç bir kez yaşanıp biten bir olay değil; bir ömür boyunca birçok kez yön değiştirebilen bir yolculuk.


Yeni Kuşak

Bugün fen lisesi mezunları Vadi’nin farklı katmanlarında, yapay zekâ laboratuvarlarından çip tasarımına, girişimlerden büyük şirketlerin mühendislik ekiplerine kadar çalışıyor. Hangi okuldan kaç mezunun hangi şirkette olduğuna dair düzenli bir liste yok.

Ağın varlığını en iyi mezunların anlatıları gösteriyor: Kariyer sohbetlerinde “Hangi fen?” sorusunun hâlâ ilk sorulardan biri olması.


Vadi’nin Yazısız Kuralları

Vadi’deki fen liselilerin anlattığı dayanışma pratikleri şöyle özetlenebilir:

  1. Referans: Büyük şirketlerde çalışan kıdemli mezunlar, tanıdıkları genç mezunları işe alım süreçlerine önerir. Bu, Vadi’de herkesin kullandığı bir mekanizma; fen liselilerin farkı, mezunların deyişiyle, “çalışma etiğini lise yurdundan bildiği” birini önermek.
  2. Pazar kahvaltıları: Türk mühendislerin hafta sonu buluşmalarında yeni projeler, iş değişiklikleri ve memleket gündemi konuşulur.
  3. İlk ay misafirliği: Vadi’ye yeni gelen genç bir mühendisin en büyük derdi yüksek kiralar ve bürokrasidir. Kıdemli bir mezunun misafir odasını açması, mezun hikâyelerinin en sık tekrarlanan sahnesidir.
  4. Girişim desteği: Girişimcilik yoluna çıkan bir mezunun ilk yatırımcıları ve danışmanları arasında eski devrelerin olması da anlatılan örnekler arasında.

Bu pratiklerin ne kadarının yalnızca fen liselilere özgü olduğu tartışmalıdır. Aynı dayanışmayı Robert Kolej, ODTÜ ya da Boğaziçi mezunları da kendi ağları için anlatır. Belki de asıl ortak payda okul değil, gurbette tanıdık bir yüz bulmanın rahatlığıdır.


Amerikan Şirketleri Neden Sever?

Vadi’deki Türk mühendislerin kendi açıklamalarında, fen lisesi geçmişinin iş hayatına üç katkısı öne çıkar.

Birincisi matematik temeli: Olimpiyat ve zor problem kültürüyle yetişen bir mühendisin algoritma mülakatlarında rahat ettiği söylenir. İkincisi dayanıklılık: Yıllarca yurtta, ailesinden uzakta yaşamış biri için başka bir kıtaya taşınmak daha az korkutucudur. Üçüncüsü ekip çalışması: Yurt odasında başlayan ortak problem çözme alışkanlığı, büyük mühendislik ekiplerinde de işe yarar.

Bunlar ölçülmüş özellikler değil, mezunların kendi gözlemleri. Ama Vadi’de fen liselileri dinlediğinizde, hikâyelerin şaşırtıcı biçimde benzediğini fark edersiniz.


Kapanış

Palo Alto’da bir pazar sabahı. Bir kahvaltı masasında üç Türk mühendis. Biri Ankara Fen’den, biri İzmir Fen’den, biri Atatürk Fen’den.

Konu bir süre yapay zekâ modellerinden, kiralardan ve vize işlerinden açılır. Sonra biri telefonundan bir fotoğraf gösterir: Lisedeki etüt salonunun tahtasında yarım kalmış bir problem.

Üçü de sessizce telefona eğilir. Kahveler soğur. Problem, Kaliforniya’da bile yarım kalmaya razı değildir.