Türkiye’de tiyatro ve sinema tarihi, Batılılaşma serüveninin en rafine ve en sancılı maceralarından biridir. Şehir Tiyatroları’ndan Devekuşu Kabare’ye, Dostlar Tiyatrosu’ndan Ortaoyuncular’a uzanan bu sahneye yön veren isimlerin özgeçmişlerine bakınca, iki okulun adı sık sık karşınıza çıkar: Beyoğlu’ndaki Galatasaray Lisesi ve Boğaz sırtlarındaki Robert College.

Bu iki okul, kendi sahneleri, edebiyat kulüpleri ve çok dilli münazara gelenekleriyle, modern Türk aydınının sahneye çıkma cesaretini kazandığı birer laboratuvar gibi çalıştı.


Molière’den Beyoğlu’na: Galatasaray’ın Sahne Damarı

Türk tiyatrosunun Batılı anlamda kurumsallaşmasının arka planında Fransız klasikleri vardır. Molière’i Türkçeye uyarlayan ve Bursa’da tiyatro binası açtıran Ahmet Vefik Paşa’nın çevirileri, Fransızca eğitim veren okullarda büyüyen kuşaklar için tanıdık bir başlangıç noktasıydı. Galatasaray’ın Fransız edebiyatı derslerinde okunan Molière, bir gün o öğrencilerin bazılarının sahnede oynayacağı Molière’di.

Haldun Taner bu damarın en büyük ismidir. Ortaöğrenimini 1935’te Galatasaray Sultanisi’nde tamamladı; Türk tiyatrosunun en büyük oyun yazarlarından biri oldu. 1964’te yazdığı Keşanlı Ali Destanı, geleneksel Türk seyirlik oyunlarıyla Brecht’in epik tiyatrosunu buluşturan bir dönüm noktasıydı. Zeki Alasya ve Metin Akpınar’la birlikte yola çıkan Devekuşu Kabare, toplumsal çelişkileri ince bir ironiyle sahneye taşıdı.

Ferhan Şensoy da bu okulla bağlantılı isimlerdendir: 1961’de girdiği Galatasaray’da bir süre okudu, liseyi 1970’te Çarşamba Lisesi’nde bitirdi. 1972-1975 arasında Fransa ve Kanada’da tiyatro eğitimi aldı. Ortaoyuncular’ı kurdu; Şahları da Vururlar ve tek kişilik Ferhangi Şeyler ile Türk tiyatrosunun gişe rekorlarını kırdı. Şensoy’un Galatasaray yılları kısa sürdü; ama okulun Fransızca-Türkçe arasında gidip gelen o dil oyunu, onun metinlerinde kendine bir yer buldu.


Bebek’ten Yale’e: Robert’in Sahnesi

Galatasaray tiyatroyu Fransız klasik edebiyatıyla beslerken, Robert College sahneye başka bir ufuk getirdi: Anglo-Sakson oyunculuk teknikleri, müzikaller ve prodüksiyon disiplini.

Haldun Dormen liseyi Robert Kolej’de bitirdi, tiyatro eğitimini Yale Üniversitesi’nde aldı. Kurduğu Dormen Tiyatrosu, müzikaller ve komedilerle onlarca oyuncunun yetiştiği bir okula dönüştü; Erol Günaydın, Altan Erbulak, Nevra ve Metin Serezli gibi isimler bu sahnede seyirciyle buluştu. Dormen’in tiyatrosu bir anlamda okulun devamıydı: Disiplinli provalar, zamanında kalkan perde, ve sahneden inince bile bozulmayan bir nezaket.

Genco Erkal ortaöğrenimini Robert Kolej’de, yükseköğrenimini İstanbul Üniversitesi Psikoloji Bölümü’nde tamamladı. 1969’da arkadaşlarıyla kurduğu Dostlar Tiyatrosu, Nâzım Hikmet’ten Brecht’e politik tiyatronun en kalıcı adreslerinden biri oldu. Gogol’ün Bir Delinin Hatıra Defteri’ni yıllarca oynayan Erkal’ın sahnede tek bir iskemleyle salonu büyüleyen diksiyonu, bir kuşağın tiyatro hafızasında yer etti. Robert’in münazara salonlarında öğrenilen hitabet, onun elinde bir siyasi tiyatronun sesine dönüştü.

Engin Cezzar ilkokuldan sonra Robert Kolej’de okudu; ABD’de Yale’in tiyatro bölümünde ve Actors Studio’da eğitim aldı. Eşi Gülriz Sururi ile birlikte kurdukları toplulukta, Haldun Taner’in Keşanlı Ali Destanı’nda canlandırdığı Keşanlı Ali karakteriyle özdeşleşti. Galatasaraylı bir yazarın oyunu, Robertli bir oyuncunun sesiyle hafızalara kazındı: İki okulun en güzel ortaklığı belki de budur.

Nevra Serezli ise Amerikan Kız Koleji’nden mezun oldu; sahnede ve ekranda canlandırdığı zeki, esprili kadınlarla sevildi.


Kültür Yönetimi: Şakir Eczacıbaşı

Tiyatro ve sinema sadece oyunculukla değil, kurumlarla da ayakta durur. Robert Kolej mezunu Şakir Eczacıbaşı, Türk Sinematek Derneği’nin kurucuları arasındaydı ve on yıl başkanlığını yaptı; 1993’ten ölümüne dek İstanbul Kültür ve Sanat Vakfı’nın yönetim kurulu başkanıydı. Fotoğraf makinesiyle de, kurumlarla da sanatın yanında duran bir isimdi. Bir sinematek, bir vakıf, bir festival takvimi: Sahnede görünmeyen ama sahnenin ayakta kalmasını sağlayan işler. Okul tiyatrosunda ışık masasının başında duran öğrenci de, aslında bu işin ilk provasını yapar.


Perdeye Geçiş

Sinemaya geçildiğinde de okulların izleri vardır, ama her zaman beklenen okulun değil. Anayurt Oteli’nin yönetmeni Ömer Kavur, liseyi Kabataş Erkek Lisesi’nde okudu, sinemayı Paris’te öğrendi. Bu da bir hatırlatmadır: Sahnenin soy ağacı yalnızca iki okuldan ibaret değildir; Boğaz’ın kıyısındaki başka bir lisenin rıhtımı da bir yönetmen yetiştirebilir.


Neden Bu İki Okul?

Bu isimlerin iki okulda toplanmasının tek bir sırrı yoktur; birkaç sıradan nedeni vardır. Birincisi dil: Molière’i Fransızca, Shakespeare’i İngilizce okuyarak büyüyen bir genç, oyun metnine bir yabancı gibi değil, bir okur gibi yaklaşır. İkincisi zaman: Yatılı bir okulda akşam etüdünden sonraki saatler, prova için biçilmiş kaftandır. Üçüncüsü cesaret: Hazırlık sınıfından itibaren sınıfın önüne çıkıp konuşmak zorunda kalan bir çocuk, sahneden korkmayı erken bırakır.

Ama listenin kendisi de bir uyarı taşır. Bu isimlerin bir kısmı okulu bitirmedi, bir kısmı başka liselerden geldi, bir kısmı tiyatroyu okulda değil, okul bittikten sonra keşfetti. Okul bir kapı açar; içeri girmek, perdenin önünde ter dökmek yine kişinin kendi işidir.


Okul Sahnelerinin Büyüsü

Bir oyuncunun sahne tozunu ilk yuttuğu yer, kariyerinin estetik pusulasını belirler. Galatasaray’da Tevfik Fikret Salonu, Robert’te okulun salonları, kuşaklar boyu ilk tiyatro denemelerine ev sahipliği yaptı.

Bir okul oyununun provasını düşünün. Akşam etüdünden sonra, yarı karanlık salonda on dört kişi; biri metni hâlâ ezberlememiştir, biri ışık masasında sigortayla uğraşır, öğretmen sahnenin kenarında oturmuş, eliyle ritim tutar. “Bir daha,” der. “Baştan.” Ve sahne, otuzuncu kez baştan başlar. Bu otuz tekrar, yıllar sonra bir profesyonel sahnede perde açılmadan önceki sakinliğin kaynağıdır.

Okul tiyatrosunun bir kuralı her yerde aynıdır: Mikrofonsuz konuşmayı öğrenirsiniz. Arka sıradaki veliye sesinizi ulaştırmak, on beş yaşında bir gencin ilk sahne dersidir. İkinci ders ise replik unutulduğunda gülümsemeye devam etmektir; üçüncüsü, perde kapanınca kostümü katlayıp yerine koymak.


Kulisin Yazılı Olmayan Kuralları

  1. Sahne tozu yutan saygı görür: Kuliste kıdem rolün büyüklüğüyle değil, disiplinle ölçülür. Provaya geç gelmek en ağır kusurdur.
  2. Dil hassasiyeti: Diksiyon, cümlenin vurgusu, kelimenin hakkı; bunlar lisedeki edebiyat hocasının kulak terbiyesinden geçer.
  3. Prömiyer dayanışması: Bir mezunun oyunu sahneye çıktığında okul arkadaşları fuayeyi doldurur. Alkışın bir kısmı oyuna, bir kısmı eski günlere aittir.

Kapanış: Aynı Oyun, İki Okul

Haldun Taner’in kalemi Galatasaray’dan, Engin Cezzar’ın sesi Robert’ten geldi; Keşanlı Ali Destanı bu iki okulun aynı sahnede buluştuğu yerdir.

Bugün iki okulun tiyatro kulübünden iki öğrenci bir festivalde karşılaşsa ve hangi oyunu sahneleyeceklerini tartışsa, cevap muhtemelen aynı olur. Galatasaraylı der ki: “Yazarı bizden.” Robertli gülümser: “Kahramanı bizden.”

Ve ikisi birlikte perdeyi açar.