Küresel iş dünyasında bağlantılar genellikle profesyonel ağ profilleri, kartvizitler, referans mektupları ve gizlilik sözleşmeleriyle kurulur. Ama mezunların anlattığı hikâyelerde, bazen bütün bu protokolleri bir anda gereksiz kılan küçük bir nesne belirir: parmaktaki bir okul yüzüğü, yakadaki bir rozet, kravattaki bir iğne.
Robert Kolej, Galatasaray Lisesi, Tarsus Amerikan Koleji ya da Darüşşafaka Lisesi mezunlarının anlattığı hikâyelerde, böyle bir işaretin iki yabancıyı birkaç saniyede “devre”ye çevirdiği sahneler sık sık geçer.
West Point’ten Boğaz’a
Mezuniyet yüzüğü geleneğinin kökeni genellikle ABD’ye, 1835’te West Point Askeri Akademisi’nin mezunlarına dayandırılır. Gelenek zamanla Amerikan okullarına ve üniversitelerine yayıldı; okul arması, mezuniyet yılı ve bazen mezunun adı yüzüğe kazındı.
Türkiye’de Amerikan geleneğiyle kurulmuş okulların bu alışkanlıkla tanışması şaşırtıcı değil. Robert Kolej 1863’te Cyrus Hamlin ve Christopher Rhinelander Robert tarafından kuruldu; Tarsus Amerikan Koleji 1888’de, İzmir Amerikan Koleji 1878’de açıldı. Amerikan okul kültürünün pek çok unsuru, mezuniyet törenlerinden yıllıklara kadar, bu okullarda yerleşti.
Fransız ve Türk geleneğindeki okullarda ise yüzükten çok rozet, arma ve kravat öne çıkar. Galatasaray’ın sarı-kırmızısı, bir yakada ya da bir kravatta görüldüğünde aynı işlevi görür.
Uçakta Başlayan Sohbet
İstanbul’dan New York’a giden bir uçakta yan yana oturan iki yolcu. Biri gazete okuyor, öbürü kahvesini yudumluyor. Bir noktada biri öbürünün elindeki yüzüğe, ya da yakasındaki rozete takılır.
“Hangi devre?”
Bu soruyla açılan sohbet, mezunların hikâyelerinde çoğu zaman bir iş fikrine, bir tavsiyeye ya da en azından bir kahve davetine dönüşür. Okyanusun üzerinde, aynı okul bahçesinin hatıraları paylaşılır.
Bu tür karşılaşmaların iş dünyasında ne kadar sonuç doğurduğunu kimse ölçmedi. Ama anlatılmaları bile, okul işaretlerinin Türk iş kültüründe nasıl bir güven kısayolu işlevi gördüğünü gösteriyor.
Masada Güven
Büyük şirket işlemlerinde taraflar masaya yüzlerce sayfalık sözleşmelerle oturur. Mezunların anlattığı hikâyelerde ise pazarlığın tıkandığı bir anda iki tarafın ortak bir okul geçmişini fark etmesi, havayı yumuşatan bir dönüm noktasıdır.
Burada dikkatli olmak gerekir. Bir okul yüzüğü bir sözleşmenin yerini tutmaz; hukuki güvenceler her zaman yazılı belgelerdedir. “Biz mektepliyiz, birbirimizi aldatmayız” cümlesi bir güven ifadesi olabilir, ama aynı zamanda okul ağlarının dışında kalanlar için görünmez bir duvar da örer.
Okul işaretlerinin gücü, tam da bu ikili doğasından gelir: İçeridekilere güven verir, dışarıdakilere mesafe koyar.
Darüşşafaka: Başka Bir Anlam
Okul işaretlerinin anlamı her okulda aynı değil. Darüşşafaka Lisesi bunun en çarpıcı örneği.
Darüşşafaka Cemiyeti 1863 tarihli bir fermanla kuruldu ve Türkiye’nin eğitim alanındaki ilk sivil toplum kuruluşu sayılıyor. “Şefkat yuvası” anlamına gelen okulda, annesi ya da babası hayatta olmayan, maddi olanakları yetersiz ve sınavla seçilen öğrencilere tam burslu ve yatılı eğitim veriliyor. Bütün giderler bağışlarla ayakta duran cemiyet tarafından karşılanıyor.
Bir Darüşşafakalının okul işareti, bu yüzden bir statü göstergesinden çok bir dayanışma sözüdür. Mezunların anlattığına göre bu işaret, “kimin çocuğusun” sorusunu değil, “kimin kardeşisin” sorusunu cevaplar.
Kadın Mezunların İşaretleri
Okul işaretleri yalnızca erkek iş insanlarının takım elbiselerine eşlik eden simgeler değil. Uzun süre kız okulu olarak çalışan Üsküdar Amerikan Lisesi ve İzmir Amerikan Koleji’nin mezunları arasında da okul kimliği güçlü bir bağ.
İzmir Amerikan Koleji 1878’de kuruldu ve 1986’ya kadar kız okulu olarak çalıştı. Üsküdar Amerikan Lisesi’nin kökleri 1873’te Bahçecik’te açılan bir kız okuluna uzanıyor. Bu okulların mezunları hekimlikten hukuka, akademiden iş dünyasına kadar farklı alanlarda çalışıyor; bir toplantıda karşılaştıklarında ilk sordukları sorulardan biri yine okul oluyor.
Galatasaray’ın Renkleri, Tarsus’un Marşı
Her okulun işaret dili farklıdır. Galatasaray Lisesi mezunları için en güçlü işaret yüzük değil, renktir: Sarı-kırmızı bir kravat, bir mendil ya da bir rozet. Mezunlar bir de devre numaralarıyla anılır; “hangi devre” sorusu, Galatasaraylılar arasında bir tanışma formülüdür. Haziranda ve aralıkta yapılan mezun toplantılarında 1934’ten beri ikram edilen Galatasaray pilavı ise bu kimliğin yılda iki kez tazelendiği bir ritüeldir; yüzük takmayan bir Galatasaraylı bile pilav kuyruğunda tanınır.
Tarsus Amerikan Koleji’nde ise işaretin bir sesi var. Okulun ilk yıllarından beri cuma törenlerinden sonra okunan okul marşı, mezunların yıllar sonra bile ezbere bildiği bir şarkıya dönüşmüş. Bir mezun buluşmasında marşın ilk dizesi okununca kalabalığın geri kalanının kendiliğinden katılması, bir yüzükten çok daha güçlü bir tanıma işaretidir.
Robert Kolej mezunları için ise kampüsün kendisi bir işarettir: Okulun tarihi binalarının adları, mezunların sohbetlerinde bir parola gibi dolaşır.
İşaretin Öbür Yüzü
Okul işaretlerinin sevimli hikâyelerinin bir de gölgesi var. Bir yüzük, bir rozet ya da bir devre numarası, içeridekiler için bir güven kısayolu iken, dışarıdakiler için görünmez bir eşik olabilir.
İşe alım görüşmesinde, bir yönetim kurulu toplantısında ya da bir iş yemeğinde, aynı okuldan gelmeyenler bu işaret dilini bilmez. “Hangi devre?” sorusuna verecek bir cevapları yoktur. Okul ağlarının gücü ne kadar büyükse, bu ağların dışında kalanların hissettiği mesafe de o kadar büyük olur.
Bu yüzden bazı mezunlar, okul işaretlerini iş ortamında bilinçli olarak geri planda tutmayı tercih ediyor. Ama işaretler bir şekilde ortaya çıkar: Bir anekdotta, bir öğretmen adında, bir semt isminde.
Babadan Oğula, Anneden Kıza
Mezunların anlattığı en duygusal hikâyelerden biri, okul işaretlerinin kuşaktan kuşağa devridir. Aynı okuldan iki ya da üç kuşak mezun vermiş ailelerde, büyükbabanın ya da anneannenin yıllarca taşıdığı bir rozet, bir yüzük ya da bir kravat iğnesi, torunun mezuniyet gününde ona verilir.
Aşınmış bir rozetin üzerindeki çizikler, bir ailenin o okulla kurduğu yarım asırlık bağın izidir. Bu devir töreni hiçbir yönetmelikte yazmaz; ama mezun ailelerinin en çok anlattığı ritüellerden biridir.
Kapanış
Bir mezuniyet töreninin ardından, okul bahçesinde yaşlı bir adam torununun yakasına eski bir rozet takar. Rozetin kenarı aşınmış, rengi solmuş.
Torun rozete bakar: “Dede, bu çok eski.”
Dede gülümser: “Eski değil. Tecrübeli.”



