Ankara, İstanbul’un renkli ve dağınık enerjisine karşılık devlet ciddiyetiyle, planlama disipliniyle örülmüş gri binaların kentidir. Bakanlıklar aksından Hazine’ye, Merkez Bankası’ndan Dışişleri’ne kadar başkentin karar merkezlerinde dolaşırken sık sık aynı kimlikle karşılaşırsınız: “Kolejli olmak.”
Ankaray’ın “Kolej” durağına ve bir semte adını veren, 2003’ten beri Gölbaşı’ndaki yerleşkesinde eğitim veren TED Ankara Koleji, başkentin bürokrasi ve iş dünyası hafızasında özel bir yer tutar. Okulun sloganı da bu iddiayı açıkça söyler: “Kolej’li olmak ayrıcalıktır.”
1931: Bir Başkentin Okulu
Hikâye, 1928’de kurulan Türk Maarif Cemiyeti’yle, bugünkü adıyla Türk Eğitim Derneği’yle başlar. Derneğin çalışmalarıyla 1931’de Ankara’da bir anaokulu ve ilkokul açıldı; 1933’te ortaokul, 1936’da lise kısmı eklendi. TED Ankara Yenişehir Lisesi adıyla kurulan okul, Vikipedi’ye göre Türkiye’nin ilk özel okuludur.
Okul 1931’de Yenişehir’de başladı, 1937’den itibaren kendi adını verdiği Kolej semtine taşındı. Kızılay ile Cebeci arasındaki bu yerleşke, Ankara’nın sosyal hayatının merkezlerinden biri oldu.
Asıl kırılma 1953’te geldi. O yıl Türkçe, edebiyat, tarih ve coğrafya dışındaki bütün dersler İngilizceye çevrildi; okulun yönetimi de TED Ankara Koleji Vakfı’na bırakıldı. Başkentin ortasında, İngilizce eğitim veren ama yabancı olmayan bir okul doğmuştu.
Kolej Semtinde Bir Sabah
1970’lerin bir kasım sabahı. Ankara ayazı Kızılay’dan Cebeci’ye uzanan caddelerde dolaşır; dolmuşlardan inen öğrenciler okul kapısına doğru yürür. Birinin elinde İngilizce bir fizik kitabı, ötekinin koltuğunun altında akşam oynanacak maçın programı.
Kapının önünde bir öğretmen dikilmiş, gelenleri süzer. Kravatı gevşek olan bir öğrenciyi durdurur, İngilizce bir cümleyle uyarır; öğrenci aynı dilde özür diler ve içeri koşar. Bu küçük sahne, Kolej’in kendini anlatırken en sevdiği iddiayı özetler: Başkentin ortasında, Türk öğretmenlerin İngilizce ders verdiği, Türk çocuklarının İngilizce düşünmeyi öğrendiği bir okul.
Teneffüste bahçe basketbol potalarının etrafında toplanır. Akşam salona gidilecek, Kolejliler oynayacak; sabahtan herkes kadroyu tartışır. Okul ile kulüp arasındaki sınır, öğrencilerin gözünde hiçbir zaman çok net olmadı.
Bakanlıklar ve Planlama Odaları
1960’lardan itibaren Türkiye’nin kalkınma planlarının hazırlandığı, bütçesinin dengelendiği ve uluslararası kuruluşlarla müzakerelerin yürütüldüğü kurumlarda Kolejli isimlere sık rastlanır hale geldi. Kolejlilerin kendi anlatısında yol haritası bellidir: Kolej’den ODTÜ’ye ya da Mülkiye’ye, oradan Planlama’ya, Hazine’ye, Merkez Bankası’na veya Dışişleri’ne.
Bu anlatının ne kadarının istatistik, ne kadarının mezun gururu olduğunu ölçmek zordur. Ama başkentte büyümüş, İngilizceyi okulda öğrenmiş ve bakanlıklara birkaç durak uzaklıkta yaşamış bir kuşağın kamu yönetimine yönelmesi şaşırtıcı değildir. Bir bakanlığın koridorunda iki uzmanın tanışırken “Kolej’de hangi devre?” diye sorması, Ankara’nın gündelik ritüellerinden biridir.
Ali Babacan: Bir Kolej Birincisi
Bu kuşağın en tanınmış isimlerinden biri Ali Babacan’dır. 1985’te TED Ankara Koleji’ni birincilikle bitirdi; ardından ODTÜ Endüstri Mühendisliği’nden 4,00 ortalamayla birincilikle mezun oldu ve Fulbright bursuyla Northwestern Üniversitesi’nin Kellogg İşletme Okulu’nda yüksek lisans yaptı.
2002’de Ankara milletvekili oldu; ekonomiden sorumlu devlet bakanlığı, 2005-2009 arasında AB başmüzakereciliği, 2007-2009’da dışişleri bakanlığı ve 2009-2015 arasında ekonomiden sorumlu başbakan yardımcılığı yaptı. 2020’de DEVA Partisi’ni kurdu.
Kolejliler arasında Babacan’ın adı çoğu zaman siyasetten bağımsız bir gururla anılır: Okulun birincisi, ODTÜ’nün birincisi, sonra ekonominin başı. Kolej’in “başarı hikâyesi” kalıbına bundan daha uygun bir örnek bulmak zordur.
Basketbol: Kolejliler
TED Ankara Koleji’nin başkent hafızasındaki en canlı damarlarından biri basketboldur. 1954’te kurulan TED Ankara Kolejliler Spor Kulübü, adını okulun mezun ve öğrenci kimliğinden alır; renkleri lacivert, kırmızı ve beyazdır.
Kulübün erkek basketbol takımı 1972-1973’te finalde Beşiktaş’ı yenerek Türkiye Kupası’nı kazandı; 1968-1969, 1972-1973 ve 1992-1993’te ligi üçüncü bitirdi, 2013-2014’te ULEB Eurocup’ta çeyrek finale yükseldi. Kulüp basketbolun yanında masa tenisi ve kadın voleybolunda da Türkiye şampiyonlukları kazandı.
Kolejlilerin anlattığı hikâyelerde Ankara salonlarında oynanan maçlar, başkentin en doğal buluşma yerleridir. Lacivert-kırmızı atkılarla tribüne gelen mezunlar, okul yıllarındaki arkadaşlarıyla orada yeniden karşılaşır; maçın skoru kadar kimin geldiği de konuşulur.
Burslular
Türk Eğitim Derneği’nin en çok övündüğü işlerden biri, başarılı ama maddi imkânı kısıtlı öğrencilere sağladığı burslardır. Kolejlilerin anlattığı hikâyelerde, Anadolu’nun küçük şehirlerinden bursla gelip Kolej semtindeki sınıflara adım atan çocuklar önemli bir yer tutar.
Bu çocukların hikâyesi çoğu zaman benzer başlar: Küçük bir şehirde sınavda dereceye giren bir öğrenci, bir öğretmeninin ısrarıyla başvurur, bavulunu toplayıp başkente gelir. İlk aylar İngilizce derslerde zorlanır, sonra yetişir. Kolej’in mezun anlatısında bu çocuklar okulun en kıymetli emanetleri sayılır.
Bir özel okulun “ayrıcalık” sloganıyla burslu öğrencinin hikâyesi arasındaki gerilim, Kolej’in kimliğinin bir parçasıdır. Mezunlar bu gerilimi genellikle tek cümleyle çözer: Ayrıcalık okulun kapısından girmektir; içeride herkes aynı sıraya oturur.
Mezun Masaları
Ankara’da siyaset meydanlarda konuşulur; ama mezun buluşmalarının sofrasında başka bir dil konuşulur. Kolejlilerin kendi aralarında anlattığı yazısız kurallar şöyledir:
- “Biz Kolejliyiz” parolası: Farklı partilerden, farklı kurumlardan Kolejliler aynı masaya oturduğunda tartışmalar kapıda kalır; masada okul yılları konuşulur.
- Gösterişsiz vakar: Kolejli bir bürokratın makam odasında gösteriş aranmaz; okulun öğrettiği şey kibirsiz bir özgüvendir.
- Kuşaklar arası köprü: Sınavlara hazırlanan genç mezunlara kıdemli mezunlar yalnızca tüyo değil, kurum kültürü de anlatır.
- Devre sorusu: İki Kolejli tanıştığında ilk soru isim değil, devredir.
Kolej Semtinden Gölbaşı’na
2003’te okulun Kolej semtindeki tarihi yerleşkesinden Gölbaşı’nın Taşpınar Mahallesi’ndeki yeni kampüse taşınması, mezunlar arasında hâlâ nostaljiyle konuşulan bir kırılmadır. Kızılay’a yürüme mesafesindeki eski bina, kuşaklar boyunca Ankara’nın merkezinde büyümenin sembolüydü. Yeni kampüs ise şehrin dışında, geniş ve modern bir yerleşke. Eski mezunlar yeni kampüsü gezerken genellikle iki şey söyler: “Çok güzel olmuş” ve “Ama Kızılay’a yürüyemiyorlar.” Kolej’in yeni kuşakları için ise okul hep Gölbaşı’ndaydı; Kolej semti, anne babalarının anlattığı bir hikâyeden ibaret.
Bugün okulda üç program var: Millî Eğitim müfredatını izleyen Ulusal Program, Bilim İnsanı Yetiştirme (BİY) Programı ve Uluslararası Bakalorya (IB) Programı. Lisenin eğitim dili İngilizce olduğu için üçünde de dersler İngilizce işleniyor; Almanca, Fransızca ve İspanyolca da ikinci dil seçenekleri arasında.
Kapanış
Ankara’da metroya binip “Kolej” durağında inen birçok genç, durağın adının nereden geldiğini bilmez. Okul o semtten yirmi yılı aşkın süre önce ayrıldı; semt ise adını değiştirmedi.
Kolejlilerin en sevdiği övünç de belki budur. Bir okul taşınabilir.
Ama adını verdiği semt, onu hâlâ her durak anonsunda hatırlatıyor.



