Ankara’nın kalbinde, Sıhhiye’de, Abdi İpekçi Parkı’nın birkaç sokak ötesinde yükselen sade ve ağırbaşlı bina, başkentin en köklü liselerinden birine aittir. 1886’da Ankara İdadisi olarak kurulan, 1938’de Atatürk’ün onayıyla onun adını taşıyan ilk lise olan Ankara Atatürk Lisesi, eski kuşakların dilinde hâlâ Taş Mektep’tir.

İstanbul’un köklü okulları imparatorluk mirasını ve şehir burjuvazisini temsil ederken, Ankara’nın Taş Mektep’i sıfırdan kurulan bir başkentin bakanlık koridorlarını, yargı salonlarını ve hariciye masalarını besledi. Burası, gösterişten uzak ama iddialı bir başkent okuludur.


Taş Mektep’ten Bruno Taut’a

“Taş Mektep” adı aslında okulun ilk binasından gelir. 1886’da beş yıllık bir idadi olarak açılan okul, 1908’de Ankara Sultanisi oldu; 1924’te Tevhid-i Tedrisat Kanunu’nun ardından Ankara Erkek Lisesi adını aldı. 1938’de yapılan öneriyi Atatürk onayladı ve okul Türkiye’de onun adını taşıyan ilk lise oldu.

Bugünkü binanın hikâyesi daha da ilginçtir. Sıhhiye’deki yapıyı Bruno Taut ve Franz Hillinger tasarladı. A ve C blokları 1937-1938’de yapıldı, B blok sonradan eklendi; okul 10 Ekim 1940’ta bu binaya taşındı. Alman modern mimarlığının en önemli isimlerinden birinin Ankara’ya bıraktığı eserlerden biri, her sabah ders zili çalan bir lisedir.


Sıhhiye’de Sabah Ayazı

Aralık ayının kırağılı bir sabahı. Ankara ayazı Sıhhiye’nin geniş caddelerinde dolaşır, parktaki ağaçlar beyaza kesmiştir. Kızılay yönünden yürüyen ve montlarının yakalarını kulaklarına kadar çekmiş öğrenciler, okulun merdivenlerini tırmanır.

Kapıdan girildiğinde burna çarpan koku eski parke cilası, kütüphanenin sararmış kâğıtları ve döküm kaloriferlerin ısıttığı ağırbaşlı bir başkent havasıdır. Merdiven boşluğunda nöbetçi öğretmenin sesi yankılanır:

“Evladım, elin cebinde merdiven çıkılmaz. Bu koridorlardan Orhan Veli geçti, Çağlayangil geçti. Adımını ona göre at.”

Öğrenci elini cebinden çıkarır. Koridorun sonundaki panoda okulun mezunlarının fotoğrafları asılıdır; kimini tanır, kimini hiç duymamıştır. Ama hepsinin bir zamanlar aynı merdivenden aynı ayazda çıktığını bilir.


Tanpınar’ın Sınıfı ve Sesimiz

Taş Mektep, Türk şiirinin en büyük kırılmalarından birine de beşiklik etti. Orhan Veli Kanık, annesiyle Ankara’ya taşındıktan bir yıl sonra Ankara Erkek Lisesi’ne yatılı olarak girdi. Ortaokulun yedinci sınıfında Oktay Rifat ile tanıştı; birkaç yıl sonra Melih Cevdet Anday ile arkadaş oldu.

Orhan Veli’nin lisedeki ilk yılında edebiyat öğretmeni Ahmet Hamdi Tanpınar’dı. Tanpınar, öğretmeni olduğu sürece genç şaire öğütler verdi, onu yönlendirdi. Üç arkadaş lise yıllarında birlikte Sesimiz adında bir dergi çıkardı.

Yıllar sonra hece ve aruz kalıplarını yıkıp Türk şiirine sokağın dilini taşıyacak Garip akımının üç şairi, ilk denemelerini bu okulun sıralarında yaptı. Hocaları ise Beş Şehir’in yazarıydı. Tanpınar’ın yanı sıra Şükrü Elçin, Selahattin Tansel ve köy enstitülerinin mimarlarından İsmail Hakkı Tonguç da okulun öğretmenleri arasında anılır.

Edebiyat damarı sonraki kuşaklarda da sürdü: Şair Can Yücel de Taş Mektep mezunudur.


Tahta Bavullu Yatılılar

Taş Mektep’in uzun yıllar boyunca bir yatılı bölümü vardı; Orhan Veli de yatılı öğrencilerdendi. Pansiyon 1987-1988 öğretim yılının sonunda kapandı.

Eski yatılıların anlattığı sahne hep aynıdır: Eylülde Anadolu’nun bir şehrinden kalkan tren Ankara Garı’na yanaşır, elinde bavulu, cebinde mektubu olan on üç-on dört yaşında bir çocuk Ulus’u yürüyerek geçip okula ulaşır. Koğuşta bir yanda başkentli bir bürokratın oğlu, öbür yanda taşradan sınavla gelmiş bir çocuk aynı ranzanın altında ve üstünde uyurdu.

Akşam etüdünde aynı geometri problemine kafa kafaya verilir, yemekhanede aynı mercimek çorbası içilirdi. O koğuşlarda kurulan arkadaşlıklar, yıllar sonra başkentin bakanlık koridorlarında yeniden karşılaşacaktı.


Hariciye, Yargı ve Ekonomi

Taş Mektep’in mezun listesi, Cumhuriyet’in yönetici kadrosunun bir kesitine benzer. Dışişleri Bakanı İhsan Sabri Çağlayangil, yine Dışişleri Bakanlığı yapmış Hikmet Çetin, Başbakan Şükrü Saracoğlu ve TBMM Başkanı Hüsamettin Cindoruk bu okulun mezunlarıdır. Hukukta Anayasa Mahkemesi Başkanı Mustafa Bumin ve hukukçu Hıfzı Veldet Velidedeoğlu; ekonomide Maliye Bakanı Hikmet Uluğbay ve ekonomist Mahfi Eğilmez listede yer alır.

Liste sadece devlet adamlarından ibaret değil. İş dünyasının en tanınmış ismi Vehbi Koç, dünyaca ünlü beyin cerrahı Gazi Yaşargil, ressam Burhan Doğançay, bilim tarihçisi Aydın Sayılı ve tarihçi İlber Ortaylı da Taş Mektep’ten geçti.

Gazeteciliğin de bir Taş Mektep kanadı var: Altan Öymen, Hasan Cemal, Mehmet Barlas, Güneri Cıvaoğlu, Cüneyt Arcayürek ve Cüneyt Özdemir. Sahnede ve perdede Müşfik Kenter ve Kartal Tibet. Spor yorumculuğunda Erman Toroğlu.

Bu kadar farklı yöne dağılan bir mezun listesinin ortak paydası, başkentin ortasında, bakanlıklara birkaç durak mesafede büyümüş olmaktır.


Karma Eğitim ve Anadolu Lisesi

1974-1975 öğretim yılında okul karma eğitime geçti. Taş Mektep’in “erkek lisesi” dönemini bilen eski kuşaklar için bu, okulun ruhunu değiştiren bir eşikti; yeni kuşaklar içinse okul hep kızlı erkekli bir başkent lisesiydi.

Kızların gelişiyle okulun mezun listesi de değişti; listede bugün siyasetçi Berna Burçak Başbuğ gibi isimler de var. Taş Mektep’in koridorlarında artık iki ayrı kuşağın hatırası yan yana duruyor.

1991-1992’de okul Anadolu lisesi oldu. Yatılılığın sona ermesi ve Anadolu lisesi statüsü, Taş Mektep’i taşradan gelen çocukların okulundan çok başkentli ailelerin sınavla girmeye çalıştığı bir okula dönüştürdü. Ama mezunlar arasında hâlâ en çok anlatılan hikâyeler, pansiyon yıllarından kalanlardır.


Başkentin Lise Haritası

Ankara’nın lise haritası İstanbul’unkinden daha gençtir. Cumhuriyet’in ilk on yıllarında başkentte köklü bir lise denince akla ilk gelen Taş Mektep’ti. Sonraki on yıllarda haritaya TED Ankara Koleji, 1964’te kurulan Ankara Fen Lisesi ve yeni Anadolu liseleri eklendi; sınavla öğrenci alan okulların sayısı arttıkça Taş Mektep’in tekeli kırıldı.

Ama eski mezunlar bu tabloya kendi gözlüğüyle bakar. Onlara göre Ankara’nın öbür okulları sonradan gelmiştir; Taş Mektep ise başkentin başkent olmasından önce de oradaydı. 1886’da kurulan bir okul, 1923’te Ankara’nın başkent ilan edilişini, 1930’larda şehrin sıfırdan inşasını ve Sıhhiye’nin bir bakanlıklar semtine dönüşmesini içeriden izledi.

Taş Mekteplilerin en sevdiği övünç cümlesi de buradan gelir: “Biz Ankara’dan eskiyiz.” Tarihsel olarak tam doğru değildir; ama başkentten eski olduğu kesindir.


Kapanış

Bugün Sıhhiye’den geçen birçok kişi, okulun binasının Bruno Taut imzası taşıdığını bilmez. Ders zili çalar, öğrenciler koşturur, bina yine sıradan bir okul binası gibi görünür.

Belki de Taş Mektep’in en iyi tarifi budur. Orhan Veli de burada sıradan bir yatılıydı; Tanpınar da sıradan bir edebiyat öğretmeni.

İkisi de sonradan okuldan büyük çıktı. Okul buna hiç şaşırmadı.