Türkiye’de araştırma üniversitesi fikrinin en bilinen iki örneği, iki vakıf üniversitesidir: 1984’te Prof. Dr. İhsan Doğramacı’nın öncülüğünde Ankara’da kurulan Bilkent Üniversitesi ve 1993’te Vehbi Koç’un vakfıyla İstanbul’da açılan Koç Üniversitesi.

Bu iki kurumun akademisyenlerinin özgeçmişlerine baktığınızda, lise satırında sık sık aynı isimlerle karşılaşırsınız: Ankara Fen Lisesi, TED Ankara Koleji, Robert Kolej, İstanbul Erkek Lisesi, İzmir Fen Lisesi.

Ama bu bir “lise soyağacı” mı, yoksa Türkiye’nin akademik yetenek havuzunun doğal bir yansıması mı?


Büyük Akademik Döngü

Bilkent ve Koç’ta görev yapan profesörlerin hayat hikâyelerinde sık tekrarlanan bir döngü var: Türkiye’de seçici bir lise, ardından ODTÜ, Boğaziçi ya da Bilkent’te lisans, sonra ABD ya da Avrupa’da doktora ve yıllarca yurt dışında akademik kariyer, en sonunda da Türkiye’ye dönüş.

Döngünün en zor kısmı genellikle dönüş kararıdır. Yurt dışında kalıcı bir kadro, oturmuş bir laboratuvar ve uluslararası bir öğrenci grubu bırakıp Türkiye’ye dönmek, akademisyenlerin anlattığına göre, kariyerlerinin en uzun düşündükleri kararıdır. Araştırma bütçeleri, laboratuvar olanakları ve aile bağları bu kararda belirleyici olur.

Bu döngünün her aşaması bir filtre gibi çalışır. Lise, matematik ve yabancı dil temelini; lisans, araştırmaya ilk adımı; doktora ve yurt dışı yılları, uluslararası bir bilimsel ağı kazandırır. Türkiye’ye dönen akademisyen, bu ağı ve deneyimi yanında getirir.

Sonuçta, bir kampüse dönen bir profesörün koridordaki komşusunun, yirmi beş yıl önce aynı lisenin kantininde aynı tost sırasında beklediği biri çıkması şaşırtıcı değildir.


Abdullah Atalar: Ankara Fen’den Rektörlüğe

Bu döngünün en bilinen örneklerinden biri Prof. Dr. Abdullah Atalar’dır. Atalar, 1970’te Ankara Fen Lisesi’ni birincilikle bitirdi. 1974’te ODTÜ Elektrik ve Elektronik Mühendisliği’nden bölüm birincisi olarak mezun oldu. Stanford Üniversitesi’nde 1976’da yüksek lisansını, 1978’de akustik mikroskopi üzerine doktorasını tamamladı.

1995-1996’da Stanford’da misafir profesör olarak çalıştı. Mart 2010’da Bilkent Üniversitesi rektörlüğüne getirildi ve 24 Mayıs 2022’ye kadar bu görevi yürüttü.

Bir lise birincisinin, yıllar sonra bir araştırma üniversitesinin rektörü olması, Ankara Fen Lisesi’nin kuruluş amacının, yani temel bilim ve teknolojide öncü insanlar yetiştirme hedefinin, en somut örneklerinden biri sayılır.


Refet Gürkaynak: TED Ankara’dan Princeton’a

Bilkent’in iktisat bölümünde de benzer bir hikâye var. Prof. Dr. Refet Gürkaynak, TED Ankara Koleji’nden mezun olduktan sonra 1996’da Bilkent İktisat’ı bitirdi. Princeton Üniversitesi’nde 2001’de yüksek lisansını, 2004’te doktorasını tamamladı.

2001-2005 arasında ABD Merkez Bankası Sistemi’nin (Federal Reserve) para politikası biriminde ekonomist olarak çalıştı. 2005’te Bilkent’e döndü, 2014-2020 arasında iktisat bölümünün başkanlığını yaptı. Londra merkezli Ekonomi Politikası Araştırma Merkezi’nin (CEPR) para politikası programının başkanlığına 2021’de getirildi.

TED Ankara Koleji’nin İngilizce eğitimi, Bilkent’in İngilizce programı ve Princeton: Gürkaynak’ın yolu, başkent okullarının uluslararası akademiye açılan koridorunun tipik bir örneği.


Bilkent’in Kendi Mezunları

Döngünün ilginç bir varyasyonu, Bilkent’in kendi mezunlarının yurt dışından dönüp aynı kampüste hoca olmasıdır.

Prof. Dr. Hilmi Volkan Demir bunun örneklerinden biri. 1998’de Bilkent Elektrik ve Elektronik Mühendisliği’nden mezun olan Demir, Stanford’da 2000’de yüksek lisansını, 2004’te doktorasını tamamladı ve aynı yıl Bilkent’e öğretim üyesi olarak döndü. Fizik ve elektrik-elektronik bölümlerinde ortak görev yapan Demir, Ulusal Nanoteknoloji Araştırma Merkezi’nde müdür yardımcılığı yürüttü; 2009’dan itibaren Singapur’daki Nanyang Teknoloji Üniversitesi’nde de ortak atamayla çalıştı. Vikipedi, onu Ankara Fen Liseliler Derneği üyeleri arasında sayıyor.

Bir öğrencinin aynı kampüse önce öğrenci, sonra hoca olarak girmesi, akademik döngünün en kısa versiyonudur: Ankara’dan Stanford’a, Stanford’dan yine Ankara’ya.


Kampüse Dönenler

Bu iki örnek, daha geniş bir eğilimin parçası. Bilkent ve Koç gibi kurumlar, yurt dışında kariyer yapmış Türk akademisyenleri ülkeye geri çekmeyi hedefleyen araştırma bütçeleri ve laboratuvar olanakları sundu.

Koç Üniversitesi’nin 2009-2021 arasındaki rektörü Prof. Dr. Umran İnan’ın hikâyesi bunun en çarpıcı örneklerinden. ODTÜ’de 1972’de lisans, 1973’te yüksek lisans yapan İnan, 1977’de Stanford’da elektrik mühendisliği doktorası aldı ve yıllarca orada profesör olarak çalıştı; Stanford’un uzay ve telekomünikasyon laboratuvarlarını yönetti. Antarktika’daki bir zirveye, üst atmosfer araştırmaları nedeniyle 1994’te “İnan Zirvesi” adı verildi.

İnan’ın hangi liseden mezun olduğu kamuya açık kaynaklarda yer almıyor. Bu da bir şeyi hatırlatıyor: Akademisyenlerin lise geçmişi çoğu zaman özgeçmişlerde yazmaz; bu yüzden “hangi lise kaç profesör çıkardı” sorusuna güvenilir bir cevap vermek zor.


Lise Haritası Gerçekten Var mı?

Akademisyenlerin lise geçmişlerine dair kapsamlı, doğrulanmış bir liste yok. Bu yüzden “Bilkent’in omurgası Ankara Fen ve TED Ankara, Koç’unki Robert ve İstanbul Erkek” gibi iddialar, ancak örnekler üzerinden tartışılabilir.

Örneklerin işaret ettiği şey ise oldukça basit: Türkiye’de seçici ve yabancı dilde güçlü eğitim veren okulların mezunları, yurt dışında doktora yapma ve uluslararası akademik kariyer kurma konusunda avantajlı bir başlangıç yapıyor. Bu okullar arasında Ankara Fen Lisesi gibi devlet okulları da, Robert Kolej ve TED Ankara Koleji gibi özel okullar da, İstanbul Erkek Lisesi gibi köklü Anadolu liseleri de var.

Kadın akademisyenlerin hikâyelerinde ise uzun bir kız okulu geleneğine sahip okullar da öne çıkıyor. Kökleri 1873’te Bahçecik’te açılan bir kız okuluna uzanan Üsküdar Amerikan Lisesi, bugün IB Diploma Programı ve seçili AP dersleri sunan bir okul. Kuşaklar boyunca kızların İngilizce eğitimle bilime ve akademiye yönelmesinde bu tür okulların rolü, lise haritası tartışmasının çoğu zaman gözden kaçan bir parçası.

Coğrafya da rol oynuyor. Ankara’da büyüyen bir öğrenci için ODTÜ ve Bilkent doğal duraklar; İstanbul’da büyüyen biri için Boğaziçi ve Koç. Lise haritası, biraz da şehir haritasıdır.


Koridorda Devre Selamı

Akademisyenlerin anlattığı küçük sahnelerden biri, kampüs koridorunda iki profesörün karşılaşmasıdır. Biri öbürüne, öğrencilerin şaşkın bakışları arasında, “devrem” diye seslenir.

Bu tür bağlar akademik kararları belirlemez; atamalar ve fonlar resmî kurallara ve hakem süreçlerine bağlıdır. Ama ortak bir lise geçmişi, ortak projelere, ortak doktora öğrencilerine ve uzun dostluklara zemin hazırlayabiliyor.


Kapanış

Bilkent kampüsünde bir laboratuvarda, genç bir doktora öğrencisi hocasının eski bir fotoğrafına bakıyor: Ankara Fen Lisesi’nin 1970 mezuniyet töreni.

Fotoğraftaki genci tanıyamaz. Hocası güler: “Birinci sıradaki benim.”

Öğrenci fotoğrafı yerine koyar, deney düzeneğine döner. Hocası arkasından ekler: “O zaman da laboratuvar kapanana kadar çıkmazdım.”