Şişli’de, Taksim’den Harbiye’ye doğru Cumhuriyet Caddesi’nde yürürken yüksek ve kalın taş duvarların ardında yükselen bina, Türkiye’de modern kız eğitiminin en köklü kalelerinden biridir: Notre Dame de Sion Fransız Lisesi.
27 Kasım 1856’da, Kırım Savaşı’nın hemen ardından İstanbul’a gelen on bir Sion rahibesinin Harbiye’deki “Maison du Saint-Esprit” adlı yatılı okulun yönetimini devralmasıyla açılan okul, Vikipedi’ye göre Türkiye’de resmen açılan ilk kız lisesi sayılır. Burası; yatılı yılların disiplini, çıt çıkmayan koridorları, piyano dersleri, Fransız adabımuaşereti ve okumuş kadın kuşaklarıyla mektep mitolojisinin en zarif sayfalarından biridir.
1856: Harbiye’de Bir Kız Okulu
Tanzimat’ın ardından imparatorluk Batılılaşma yolunda reformlara girişmişti; ama kız çocuklarının eğitimi hâlâ mahalle mekteplerinin ötesine pek geçemiyordu. Sion rahibelerinin açtığı yatılı okul bu boşluğu doldurdu.
Okul önce Hristiyan öğrencilerle başladı; kısa süre sonra Musevi, 1863’ten itibaren de Müslüman öğrenciler katıldı. Gramer ve dinin yanında coğrafya, matematik, tarih, piyano ve edebiyat klasikleri okutuldu. Farklı dinlerden kızların aynı yatakhanede uyuduğu, aynı yemekhanede yan yana yemek yediği bir okul, on dokuzuncu yüzyıl İstanbul’u için başlı başına bir deneydi. Paşa konaklarının kızları zamanla bu sıralara oturdu; Fransızcayı anadili gibi konuşan, dünya edebiyatını bilen hanımefendiler yetiştirmek, ailelerin gözünde okulun asıl vaadiydi.
Şapel ve Taş Koridorlar
Yerleşkenin merkezindeki şapel, yüksek tonozları, renkli vitrayları ve akustiğiyle okulun törenlerine ve konserlerine ev sahipliği yapar. Taş koridorlar ve kapalı kapılar, nesiller boyu yatılı öğrencilerin hayal gücünü besledi. Her köklü okulun olduğu gibi burada da her merdiven başının bir hikâyesi, her kapalı kapının ardında bir “eskiden burası…” cümlesi vardır.
“Le Grand Silence”
Katolik yatılı okulların klasik düzeninde akşam saatleri “büyük sessizlik” demekti: yatakhane zili çaldıktan sonra koridorlarda fısıltı bile hoş karşılanmaz, ışıklar söner, gün biterdi. Rahibelerin yönettiği bir kız yatılısının akşamlarını da bu düzen içinde hayal etmek zor değildir: yumuşak tabanlı ayakkabılarla koğuşları dolaşan bir nöbetçi, nefesini tutarak uyumaya çalışan on üç yaşında kızlar.
Sessizlik bu gelenekte bir ceza değil, bir terbiye yöntemidir: gürültüden uzakta düşünmeyi, sabrı ve kendini dinlemeyi öğretmenin yolu. Sion’un yatılı kısmı 1972’de kapandı; ilkokul bölümü bir yıl önce, 1971’de. Ama okulun adıyla anılan sessizlik, yatakhaneler boşaldıktan sonra da okulun karakterine yapışıp kaldı. Bugün bile okulun kütüphanesine girildiğinde sesi kendiliğinden alçalan ziyaretçi, farkında olmadan yüz yetmiş yıllık bir düzene uyar.
Beyaz Yakalar ve Adabımuaşeret
Eğitim derslikte bitmezdi; her adım bir görgü imtihanıydı. Üniformaların üzerine her sabah ütülenmiş beyaz yakalar takılır, saçlar arkadan taranıp kurdeleyle bağlanırdı.
Görgü derslerinde bir salona nasıl girileceği, nasıl tokalaşılacağı, bir operada nasıl oturulacağı ve bir davette hangi çatalın kullanılacağı santim santim öğretilirdi. Bu bir züppelik değil; dönemin dünyasında bir kadının kendi haysiyetiyle her ortamda saygı görmesini sağlayacak bir zırh olarak tasarlanmıştı.
Zırhın en ince parçası dildi. Fransızca, bu okulda bir ders olmaktan çok bir davranış biçimiydi: rica etmenin, itiraz etmenin, bir tartışmadan nezaketle çekilmenin dili. Türkçe ise aynı titizlikle konuşulacaktı; argo, her iki dilde de kapının dışında kalırdı. İki dilde de kelimenin hakkını veren bir kuşak, sonraki yıllarda çevirmen, yazar, diplomat ve öğretmen olarak bu titizliği taşıdı.
Savaş Yılları
Birinci Dünya Savaşı’nda Osmanlı ile Fransa karşı karşıya gelince okul kapandı. Bina bu yıllarda bir mühendislik okulu ve hastane olarak kullanıldı; okul 1919’da yeniden öğretime başladı. Rahibelerin yüzyıllık düzeni birkaç yıllığına yerini sargı bezlerine ve mühendislik çizimlerine bıraktı; 1919’da kapılar yeniden açıldığında koridorlar aynı koridorlar, ülke ise bambaşka bir ülkeydi.
Cumhuriyet döneminde okul Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlandı, ders programı laik bir yapıya kavuştu; 1989’dan itibaren okulu laik bir müdür yönetmeye başladı.
Müzik Koridoru
Okul mitolojisinin en estetik köşesi müziktir. Kız okullarında piyano, uzun yıllar “iyi eğitimin” vazgeçilmez parçası sayıldı; Sion’da da teneffüslerde ve etüt saatlerinde bir yerlerden mutlaka bir piyano sesi gelirdi. Chopin, Debussy, Satie… Aynı pasajı yirminci kez tekrar eden bir öğrencinin inadı da bu senfoninin ayrılmaz parçasıydı.
Bu okulda müzik bir yetenek gösterisinden çok bir disiplin aracıdır: Doğru notayı bulmak için sabır, yanlışı tekrar etmemek için dikkat ister. Rahibeler bunu iyi bilirdi; Sion’un sessizliğiyle piyanosu aynı terbiyenin iki yüzüdür.
Kalemi Burada Bilenenler
Sion sıraları edebiyat dünyasına da kalem yetiştirdi. Romancı Oya Baydar, ortaokul ve liseyi Notre Dame de Sion’da yarı burslu olarak okudu. Fransız edebiyatının devlerini asıllarından okuyan kuşakların Türkçeye taşıdığı keskin üslup, bu sıralarda damıtıldı.
Okul kütüphanesinin sessizliği, bu kuşaklar için bir çalışma odası olmaktan öte, bir yazı atölyesiydi. Okulun bugünkü öğrencileri de bu geleneği sürdürüyor: her yıl verilen NDS Edebiyat Ödülü’nde jüri gibi çalışan lise öğrencileri, o yıl yayımlanan romanları okuyup tartışarak yılın yazarını belirliyor.
1996: Karma Eğitim
Yaklaşık yüz kırk yıl kız lisesi olarak çalışan okul, 1996-1997 öğretim yılında erkek öğrencileri de kabul ederek karma eğitime geçti; 1997’de ortaokul kısmı kapanarak bir lise oldu.
Erkek öğrencilerin gelişi okulun zarafetini bozmadı; okul tiyatro festivalleri, edebiyat ödülü ve münazaralarla şehrin en bilinen frankofon liselerinden biri olmayı sürdürdü. Koridorlar biraz daha gürültülü oldu, futbol topu ilk kez bahçeye girdi, o kadar. Sessizlik kuralı bu kez rahibelerden değil, kıdemli öğrencilerden gelmeye başladı.
Yazılı Olmayan Kurallar
Taş binada nesiller boyu aktarılan kurallar şunlardır:
- Sessizliğin asaleti: Koridorda bağırmak okulun ruhuna hakarettir; zarafet sessizlikte saklıdır.
- Kusursuz ifade: Fransızca da Türkçe de kelimelerin hakkı verilerek konuşulur.
- Bağımsızlık: Bir Sion mezunu kendi aklıyla ve emeğiyle dimdik duran biridir.
- Mektebe hürmet: Ahşap kapılara, piyanolara ve kütüphaneye göz gibi bakılır.
- Ömür boyu kardeşlik: Dünyanın neresinde bir Sion rozeti görülürse, yaş farkı ne olursa olsun o kişi aileden sayılır.
Bugün Cumhuriyet Caddesi’nin kalabalığından sıyrılıp taş kapıdan girdiğinizde zamanın yavaşladığını hissedersiniz. Koridorun ucundaki odadan bir piyano sesi gelir; biri aynı Chopin pasajını yine yarıda kesmiştir. Kapının önünden geçen bir öğrenci durur, kapıyı tıklatmayı düşünür, sonra vazgeçer. Mektebin en eski kuralını uygular: Sessizce yoluna devam eder ve pasajın bu sefer sonuna kadar çalınmasını bekler.



