Türkiye ile Fransa arasındaki kültürel ve eğitsel ilişkiler, kökleri Osmanlı’nın kapitülasyonlar dönemine uzanan, dünyanın en eski ikili kanallarından biridir. Karaköy’ün, Harbiye’nin ve Moda’nın tarihi binalarındaki Saint-Joseph Fransız Lisesi, Saint-Benoît Fransız Lisesi, Notre-Dame de Sion, Sainte-Pulchérie ve Saint-Michel gibi okullar, iki dilli maarif geleneğinin en saygın kaleleri arasında sayılır.

Son yıllarda ise hem bu tarihi okulların hem de doğrudan Fransa’ya bağlı çalışan Pierre Loti (İstanbul) ve Charles de Gaulle (Ankara) okullarının statüsü, iki başkent arasında konuşulan bir başlık haline geldi. Uluslararası teamüller, egemenlik, karşılıklılık ilkesi ve öğrencilerin kazanılmış hakları arasındaki bu ince satranç, sınıftaki tahtadan elçilik salonlarının avizelerine uzanır.


Fransız Sarayı’nda Saat 16.30

Mayısın ılık bir perşembe öğleden sonrası, saat 16.30. Beyoğlu’ndaki tarihi Fransız Sarayı’nın (Palais de France) ferforje kapıları ağır ağır açılır. Bahçedeki manolyaların arasından süzülen hafif rüzgâr, mermer basamaklardaki resmi adımlara eşlik eder.

Yüksek tavanlı salonda, kristal avizelerin altında iki heyet maun masanın iki yanına oturmuştur. Bir yanda Fransız kültür ataşeliği ve yurt dışı Fransız okullarından sorumlu ajans AEFE’nin temsilcileri; öbür yanda Türk bakanlıklarının uzmanları.

Masanın ortasında iki dilli bir taslak durur. Fransız ataşe altın dolmakalemini evrakın üzerine bırakır: — “Monsieur le Directeur, bu okullar AEFE ağının parçası. Öğrencilerimizin bakalorya yolu bizim için kırmızı çizgidir.”

Türk heyetinin başındaki kıdemli diplomat dosyasını hafifçe öne sürer: — “Ekselansları, ağınıza saygı duyuyoruz. Ama o sıralarda oturan çocukların bir kısmının pasaportunda Türkiye Cumhuriyeti yazıyor. Kendi ülkesindeki bir Türk çocuğunun kendi dilini ve tarihini öğrenmesini temin etmek bizim görevimiz. Elbette Fransa’daki vatandaşlarımızın çocuklarına da aynı hassasiyeti göstermeniz şartıyla.”

Bu diyalog bürokratik bir sürtüşmeden çok, kapitülasyon hafızası ile modern ulus devlet egemenliğinin eğitim kürsüsündeki zarif bir bilek güreşidir.


İki Ayrı Okul Ailesi

Tartışmayı anlamak için iki Fransız okul kategorisini ayırmak gerekir.

Birinci grup, kökleri 19. yüzyıla ve öncesine uzanan, Lozan döneminden beri statüleri Türk mevzuatı içinde tanımlanmış tarihi Fransız liseleridir:

Bu okullar Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı çalışır, öğrencilerini LGS ile alır ve MEB müfredatını izler. Türk dili ve edebiyatı, tarih, coğrafya ve inkılap tarihi Türk öğretmenlerce Türkçe okutulur. Saint-Benoît’nın diploması ayrıca Fransız bakaloryasına denk kabul edilir.

Moda’daki Saint-Joseph koridorlarında yüzyıldır geçerli kural bellidir: Fen ve matematik ağır bir Fransızca terminolojiyle işlenir, ama İstiklal Marşı töreninin ciddiyeti şehrin en köklü devlet liselerinden farksızdır. Bu uzlaşma, bu kurumları “yabancı misyon” olmaktan çıkarıp Türk maarifinin bir parçası yapmıştır.

Uzlaşmanın tarihi de uzundur. Notre Dame de Sion 1856’da açıldığında Hristiyan kız öğrencilere eğitim veriyordu; 1863’ten itibaren Müslüman öğrenciler de okula katıldı. Birinci Dünya Savaşı’nda kapanan okul bu yıllarda mühendislik okulu ve hastane olarak kullanıldı, 1919’da yeniden açıldı. Cumhuriyet döneminde Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlandı, 1996’da karma eğitime geçti. Saint-Joseph’in mezunları ise her haziran, 1913-1940 arasında öğrencilere dağıtılan küçük ekmekten adını alan Petit-Pain gününde buluşur. Diplomatik notalar gelir geçer; o ekmeğin adı yüz yılı aşkın süredir aynıdır.


Elçilik Okulları Düğümü

Asıl düğüm ise tarihi liselerde değil, doğrudan Fransız devletine bağlı elçilik okullarında atılır: İstanbul’da Pierre Loti, Ankara’da Charles de Gaulle.

Bu okullar esasen diplomatların ve yabancı ailelerin çocukları için açılmıştı. Zamanla Türk vatandaşı öğrencilerin, özellikle çifte vatandaş ailelerin çocuklarının sayısı arttı. 2024’te bu okulların Türk mevzuatı karşısındaki statüsü ve Türk öğrencilerin durumu iki ülke arasında tartışma konusu oldu; basına yansıyan haberlerde Ankara’nın, okulların Türk mevzuatına göre konumlanmasını ya da Türk öğrenci almamasını istediği aktarıldı.


Karşılıklılık Satrancı

Ankara’nın müzakere masasındaki en güçlü kozu, uluslararası ilişkilerin en eski ilkesiydi: karşılıklılık.

Türk tarafı, Fransa’daki büyük Türk toplumunun durumunu hatırlattı. Fransa, yabancı devletlerin gönderdiği öğretmenlerle yürütülen eski anadil ve köken kültürü programı ELCO’yu sona erdirip yerine EILE adlı yeni bir sistem getirmişti. Türk tarafına göre yeni sistemde Türkçe derslerinin açılması bürokratik engellere takılıyordu.

Tartışma böylece bir okul denetiminden çıkıp iki hükümetin masasına taşındı. Velilerin WhatsApp gruplarında ise mesele çok daha somut bir soruya indirgendi: “Seneye kayıt yenilenecek mi?” Bu soruya ne Paris’ten ne Ankara’dan net bir cevap geldiği günlerde, veli grubu birden uluslararası hukuk seminerine döndü.


Censeur ile Türk Başyardımcının Odası

Notalar havada uçuşurken koridorlarda hayat devam eder. Fransız liselerinin yönetiminde iki kilit figür vardır: okulun Fransız eğitim yöneticisi, eski adıyla censeur; ve Türk mevzuatının temsilcisi Türk müdür başyardımcısı.

Karaköy’deki Saint-Benoît’da bir öğle arası, censeur’ün odasında içilen kahve sırasında geçen türden bir konuşma, gerilimin sahadaki yansımasını özetler: — “Chère Madame, bakanlıktan yeni bir yazı geldi. Din kültürü dersinden muaf öğrenciler için ne uygulandığını soruyorlar. Bir de inkılap tarihi saatleri bakalorya hazırlık etütleriyle çakışmasın.”

Censeur pencereden Galata Köprüsü’ne bakar, omuz silker: — “Mon cher, biz felsefede Voltaire okutuyoruz, eleştirel akıl bizim omurgamız. Ama müfettişlerin hassasiyetini de anlıyorum. Programı öyle kuralım ki ne Paris’teki müfettiş itiraz etsin ne Ankara’daki.”

Bir yanda felsefe hocasıyla Fransızca varoluşçuluk tartışan, öbür yanda İstiklal Marşı töreninde en önde duran gençler; iki yüzyıllık Frankofon geleneğin Türk modernleşmesiyle kurduğu bağı her gün yeniden üretirler. Bu iki başlı yönetim bir kriz kaynağından çok, bir arada yaşama sanatının icra edildiği bir atölyedir. Censeur ile başyardımcı anlaşmadan o binalarda tek bir zil çalmaz.


Galatasaray: Masanın Devrilmeyen Ayağı

Bu satrancın en sağlam ayağı ise Galatasaray Lisesi’dir. 14 Nisan 1992’de Türkiye ile Fransa arasında imzalanan protokolle ilkokulu, liseyi ve üniversiteyi kapsayan Galatasaray Eğitim-Öğretim Kurumu kuruldu. Lise bugün Milli Eğitim Bakanlığı, Fransız hükümeti ve Galatasaray Vakfı tarafından tanınıyor.

İki başkent arasında hangi nota gidip gelirse gelsin, Galatasaray’ın varlığı masanın devrilmeyeceğinin sessiz teminatı sayılır.


Kapanış: İki Zil

Beyoğlu’nun taş sokaklarından Paris’in Quai d’Orsay rıhtımına uzanan bu hikâye, eğitim diplomasisinin güç gösterisiyle değil, egemenlik ile saygının dengelenmesiyle ayakta kaldığını gösterir.

Saint-Benoît’da teneffüs zili çalar. Censeur ile Türk başyardımcı aynı anda saatlerine bakar; biri Paris saatine ayarlı akıllı saatine, öbürü babasından kalma köstekli saatine. İkisi de aynı dakikayı gösterir. Censeur gülümser: — “Voilà. Mutabakat.”