Beyoğlu’nun dar sokaklarına, Karaköy yokuşlarına ve Moda’nın korularına baktığınızda yükselen neogotik pencereler, çan kuleleri ve ağır döküm kapılar… Alman Lisesi, Saint-Joseph Fransız Lisesi, Saint-Benoît, Notre Dame de Sion, Sainte-Pulchérie, Sankt Georg Avusturya Lisesi ve İtalyan Lisesi.

Bu kurumların kökleri Osmanlı’nın 19. yüzyıl modernleşmesine, bazılarınınki daha da eskiye uzanır. Türkiye’nin Batı dünyasıyla kurduğu kültürel köprülerin ayaklarıdır. Son yıllarda ise tarihlerinin en tuhaf sınavını veriyorlar: giderlerinin önemli bir kısmı euro ve dolarla, gelirleri ise bakanlığın tavanına tabi Türk lirasıyla. Yönetim kurulu odaları pedagoji toplantısından çok döviz kriz masasına benziyor.


Tünel’de Sabah 08.30: Schulleiter’in Masasında Kayan Kur

Kasımın yağmurlu bir salı sabahı, saat 08.30. Tünel’deki Şahkulu Sokağı’nda, Alman Lisesi’nin yüksek tavanlı Schulleiter odasındayız. Ahşap parkenin cilası, deri ciltli Goethe ve Schiller külliyatı, radyatörlerden yükselen hafif buğu.

Masanın başında Almanya’dan görevlendirilmiş Schulleiter Herr Hoffmann, yanında yirmi yıllık Türk müdür başyardımcısı Nilgün Hanım oturuyor. iPad’de euro/TL grafiği yukarı tırmanıyor; masadaki raporda bakanlığın son tavan genelgesi duruyor.

Herr Hoffmann gözlüğünü masaya bırakır: — “Nilgün Hanım, bakanlığınız devam eden öğrenciler için artışı yüzde 30,74 ile sınırladı. Ama Almanya’dan gelen öğretmenlerimizin maaşları, sigortaları, uçuşları euro. Münih’ten sipariş ettiğimiz spektrometre euro, Abitur sınav masrafları euro, Klett’in kitapları euro. Bu makasla bütçeyi nasıl dengeleyeceğiz?”

Nilgün Hanım başını sallar: — “Haklısınız ama mevzuat açık. Liste fiyatını tavanın bir kuruş üstünde ilan edersek inceleme başlar. Veliler Abitur’dan vazgeçmek istemiyor; ama döviz onların bütçesini de kemiriyor.”

Taş duvarlar arasında yankılanan bu çaresizlik, yabancı okulların yapısal açmazının en somut resmidir.


Bütçenin Anatomisi: Giderler Euro, Gelir Tavanlı Lira

Bir yabancı lisenin bütçesine bakınca neden zincir kolejlerden farklı bir ligde kan kaybettiği anlaşılır:

  1. Yabancı öğretmenler: Okulların en büyük varlığı, ana dili Almanca, Fransızca ya da İtalyanca olan öğretmenlerdir. Bir kısmı kendi ülkelerinin kurumları (ZfA, AEFE gibi) aracılığıyla görevlendirilir; maaşları, lojmanları ve sağlık sigortaları döviz bazlıdır.
  2. Uluslararası diplomalar: Abitur ve benzeri programların sınav ve akreditasyon masrafları Avrupa’ya dövizle ödenir.
  3. İthal materyal: Orijinal Almanca ve Fransızca ders kitapları, telif hakları ve laboratuvar sarf malzemeleri yurt dışından gelir.

Zincir kolejler açığı yemek ve kırtasiye kalemleriyle kapatmaya çalışırken, yüz elli yıllık bir okul aynı yola girmeye utanır; en azından ilk birkaç yıl. Gelir tarafında temel kaynak velinin ödediği öğrenim ücretidir. Tavan enflasyonu geriden takip ettiğinde, döviz giderleriyle lira geliri arasındaki fark özkaynaklardan ve burs fonlarından yer.


Pera Palace’ta Bir Çalışma Yemeği

Mesele okul muhasebesinin dışına taşar; elçiliklerin kültür ataşeleri de konuyu her fırsatta Ankara’nın gündemine getirir. Argümanları bellidir: bu okulların tarihî statüsü, kâr amacı gütmeyen yapıları ve kur yüzünden Türkiye’ye gelmekte tereddüt eden öğretmenler.

Pera Palace’ın tarihi salonunda gayriresmi bir yemekte, Avrupalı bir kültür ataşesi ile bir bürokrat arasında geçtiği anlatılan türden bir konuşma meseleyi özetler: — “Bu okullara ticari işletme gözüyle bakamayız. Öğretmenlerimiz kültür elçisidir. Bütçe yüzünden öğretmen geri çağırmak zorunda kalırsak, zedelenen sadece bir lise olmaz.”

Bürokrat çay bardağını tabağına bırakır: — “Sayın Ataşe, kanun önünde bütün özel okullar eşittir. Velinin satın alma gücünü korumak bizim görevimiz. Euro maliyetleriniz yüksekse kendi devletinizin desteğini devreye sokun.”

Bu bilek güreşi her kayıt döneminden önce perde arkasında aylarca sürer. Elçilik bir rapor yazar, bakanlık bir genelge yayımlar, okul bir bütçe revizyonu hazırlar. Herkes haklıdır; fatura yine Tünel’deki masaya gelir.


Tarihî Duvarların Restorasyon Faturası

Zincir kolejlerin hiç tanımadığı bir yük daha var: tescilli tarihî binalar.

  • Saint-Joseph’in 1870’te temeli atılan Moda yerleşkesi ve giriş katındaki, 1910’da kurulan müzeden gelişen Doğa Bilimleri Merkezi: yaklaşık 1.200 taş ve maden örneği, on bin çeşit böcek, kuş ve hayvan,
  • Saint-Benoît’nın girişindeki, Galata’nın Ceneviz döneminden kalan çan kulesi,
  • Harbiye’deki Notre Dame de Sion’un yüksek tavanlı salonları.

Bu binalarda bir çatlağın sıvanması bile koruma kurulu onayı ve restoratör mimar ister. Deprem güçlendirmesi, horasan harcı enjeksiyonları ve özel taş teknikleri, yeni bir betonarme okulun maliyetini kolayca geçer. Yönetimler bu işler için mezunlardan ve Avrupa’daki vakıflardan bağış toplamaya mecburdur. Restoratörün faturası da elbette euro’dur; çünkü tarihî taşın da bir kuru vardır.


Üç Kuşaklık Ailelerin Sınavı

Krizin en hüzünlü yüzü veli profilinde görülür.

Bu okulların velisi sanıldığı gibi yalnızca yat sahibi süper zenginler değildir. Omurgayı üç kuşaktır aynı okula giden aileler oluşturur: dede 1965 Saint-Joseph mezunudur, anne 1996 Alman Lisesi çıkışlıdır; evde Fransızca ve Almanca konuşulur, piyano çalınır. Çoğu cerrah, mimar, akademisyen, mühendis ya da tercümandır. Fatura iki maaşın toplamına yaklaştığında bu aileler duvara toslar.

Mezunlar derneği lokalinde çayını yudumlayan 45 yaşındaki bir mimar anne durumu özetler: — “Ben bu okulun bahçesinde büyüdüm. Kızımın da bu koridorlarda Fransızca tiyatro yapmasını hayal ediyordum. Ama iki çocuğun faturası iki maaşımızı geçiyor. Kendi okulumuza çocuğumuzu gönderebilmek için dededen kalan Erenköy’deki evi ipotek ettirmeyi düşünüyoruz. Bu okul bizim kimliğimiz.”

Son kale, mezun derneklerinin burs ve dayanışma fonlarıdır. Her mayıs dernek bültenlerinde sessiz bir çağrı yayımlanır: “Mirasımıza sahip çıkıyoruz.” Yurt dışında çalışan kıdemli mezunlar havuza bağış aktarır; bursu alan ailenin adı açıklanmaz. Kimsenin gururu kırılmasın diye her şey sessizce, dernek kasasıyla okul muhasebesi arasında halledilir. Lokalde o yıl kimin çocuğunun burs aldığını herkes bilir ama kimse söylemez; bu da okulun kendi geleneğidir.

Yine de eski mezun ailelerin yerini döviz geliri olan yeni velilere bıraktığı her yıl, koridorların dokusu biraz daha değişir.


Kapanış: Karaköy’de Saat 16.30

Saat 16.30. Saint-Benoît’nın çan kulesinden yükselen ses, Galata Köprüsü’nün uğultusuna karışır. Kapı açılır; okul fularlarıyla yüzlerce genç Kemeraltı Caddesi’nin kalabalığına dağılır. Kimi Fransızca felsefe tartışır, kimi Almanca fizik formülleri mırıldanır.

Bu kurumlar imparatorluğun çöküşünü, iki dünya savaşını, 1929 buhranını ve sayısız devalüasyonu gördü. Her birinde bütçe toplantısı bugünkü kadar gergindi, her birinde birileri okulun kapanacağını söyledi. Kurlar rekor kırabilir, bütçeler açık verebilir; okulların takvimi döviz ekranlarından daha uzundur.

Tünel’de Herr Hoffmann akşam raporunu kapatır, Nilgün Hanım’a döner: — “Bugün kur kaç oldu?” — “Sormayın Herr Hoffmann. Okul bizden yaşlı; kurdan da yaşlı. O dayanır, biz dayanalım.”