Kadıköy’de Moda Caddesi’nin yüksek taş duvarlarının ve demir kapısının ardında, İstanbul’un en köklü okullarından biri yükselir: Saint-Joseph Fransız Lisesi. Temeli 1857’de Beyoğlu’nda “Pensionnat Saint-Joseph” adıyla atılan, 1870’te Kadıköy’deki kendi binasına geçen bu okul; Frères des Écoles Chrétiennes’in, yani Lasalyen frerlerin okuludur. Denize açılan U biçimli binası, Fransız tedrisatı ve geniş bahçesiyle bilinir.
Ama Saint-Joseph’in asıl hazinesi, okulun giriş katında, cam vitrinlerin ardında saklı durur: Doğa Bilimleri Merkezi.
Burası sıradan bir lise biyoloji laboratuvarı değildir. Kurtlardan geyiklere, boz ayıdan Akdeniz fokuna, binlerce böcekten nadide minerallere uzanan, kökleri yüzyılı aşkın bir doğa tutkusuna dayanan bir koleksiyondur.
Okulun Kendisi
Merkezin hikâyesini anlamak için önce okulun hikâyesine bakmak gerekir. Frerlerin İstanbul’daki ilk yatılı okulu 1857’de Beyoğlu’nda açıldı; 1864’te Moda’ya geçildi, ama bina satılınca yeniden Beyoğlu’na dönüldü. Sultan Abdülaziz’in izniyle Kadıköy’deki arazide yeni binanın temeli 16 Ağustos 1870’te atıldı ve dersler aynı yılın 2 Kasım’ında başladı.
Bina sonraki yıllarda eklenen kanatlarla büyüdü. 1903’te kurulan Ticaret Enstitüsü için 1906 ve 1907’de yeni binalar yapıldı ve okul bugünkü U biçimini aldı. 1900’de okulda üç yüz yatılı öğrenci vardı. Bugün okul her yıl hazırlık sınıflarına iki yüz civarında öğrenci alıyor.
Yani merkezin vitrinleri, yüz elli yıllık bir okulun içinde, yüz on altı yıllık bir müzedir. İkisi de aynı inatla ayakta durur.
Frerlerin Bilimsel Tutkusu
Koleksiyonun doğuşu, okulda görev yapan iki frerin, Frère Possesseur Jean ile Frère Paramont-Félix’in yıllar süren merakına dayanır. Bu iki öğretmen uzun yıllar boyunca böcek ve taş topladı.
Katolik eğitim geleneğinde doğayı incelemek, kâinatın düzenini anlamanın en asil yolu sayılırdı. Kurutma kâğıtları, kavanozlar ve kelebek ağlarıyla dolaşan iki frerin sabrını hayal etmek zor değildir: bir böceğin kanadındaki desenin Latince adını bulmak için geçen geceler, bir taş parçasını doğru çekmeceye yerleştirmek için yapılan tartışmalar. Bugün bir lise öğretmeninden beklenenlerin listesi uzundur; ders planı, sınav, veli toplantısı, nöbet. O listede “elli yıl sürecek bir koleksiyon kurmak” yoktur. İki frerin hikâyesini ilginç kılan da budur: kimse istemediği halde, kimse ölçmediği halde, yıllarca aynı işi sabırla yapmışlardır.
1910: Okulun İçinde Bir Müze
Toplanan örnekler büyüyünce, iki frer 1910’da okulun tabiat bilgisi müzesini kurdu. Vitrinler yerleştirildi, örneklerin altına etiketler yazıldı.
O yıllarda bir lisenin içinde böyle bir koleksiyon olması, şehirde nadir rastlanan bir şeydi. Okulun öğrencileri doğa bilimlerini yalnızca kitaptaki çizimlerden değil, cam çekmecelerdeki gerçek örneklerden öğrendi.
Bugün merkezde yaklaşık 1.200 çeşit taş ve maden ile 10.000 çeşit böcek, kuş ve hayvan bulunur. Aralarında kurt, geyik, boz ayı ve Akdeniz foku gibi büyük memeliler de vardır.
Koleksiyonun Mücevherleri
Merkezin en etkileyici bölümü memelilerin durduğu vitrinlerdir. Akdeniz foku, bugün nesli tehlike altında olan türlerden biridir; onun bir lisenin vitrininde durması, ziyaretçiye hem bir hayranlık hem de hafif bir suçluluk duygusu verir. Kurtların ve geyiklerin duruşu, yüz yıl önceki tahnitçilerin ustalığını hâlâ gösterir.
Böcek çekmeceleri ise başlı başına bir zaman kapsülüdür. Kelebekler, kınkanatlılar, örümcekler… Çoğu, şehrin bugünkü betonu henüz dökülmeden toplanmıştır. Bir öğrenci bu çekmeceleri açtığında, Moda’nın bir zamanlar nasıl bir bahçe olduğunu da görür. Ve belki ilk kez, bir kelebeğin kanadındaki desenin bir isminin olduğunu, birinin o ismi bulmak için gece yarısına kadar oturduğunu düşünür.
Taşlar ve Mineraller
Mineral dolaplarında kuvarslar, piritler, kükürt kristalleri ve fosiller dizilidir. Frerlerin topladığı taşlar, öğrencilere yerkabuğunu avuçlarına alabilecekleri bir somutlukla gösterir. Saint-Joseph’te okuyan bir genç için jeoloji, coğrafya kitabındaki bir ünite değil, teneffüste elinde evirip çevirdiği parıltılı bir taştır.
Restorasyon ve Yeni Merkez
Zaman, nem ve ışık bu koleksiyonu da yıprattı. Okul, merkezi yeniden tasarlamak için harekete geçti. Yeni merkezin tasarımı, okulun matematik öğretmeni Yaprak Bener Chapdelaine ile biyoloji öğretmeni Laurent Chapdelaine’e aittir. Restoratör Xavier Filoreau beş yıl boyunca parçaları tek tek restore etti.
Bir matematik öğretmeni ile bir biyoloji öğretmeninin birlikte bir müze tasarlaması, okulun ruhuna da uygun bir ayrıntıdır: biri düzeni, öbürü canlıyı temsil eder. Beş yıl süren restorasyon ise frerlerin sabrının yüz yıl sonraki karşılığıdır. Bir okulun bir restoratörü beş yıl boyunca bekleyebilmesi de ayrı bir ders: Bazı işler bir öğretim yılına sığmaz.
Bahçe: Moda’nın Saklı Botanik Köşesi
Okulun ana binasını çevreleyen bahçe, merkezin açık havadaki devamı gibidir. Yüksek duvarlarla caddenin gürültüsünden ayrılan bu bahçede yaşlı ağaçlar ve kuşlar yaşar.
Biyoloji derslerinde öğretmenler öğrencileri bahçeye çıkarır; ağaç kabuklarını, yaprakları, böcekleri doğanın içinde inceletir. Betonlaşan şehrin ortasında bu bahçe, öğrencilerin zihnine tabiatı koruma bilincini sessizce yerleştirir.
Mektep Mitolojisi
Saint-Joseph’in koridorlarında dolaşan her öğrencinin hafızasında bu vitrinlerin ayrı bir yeri vardır. Okulun yatılı kalabalığı düşünülürse, akşam etüdünden dönerken vitrinlerin önünden geçen çocukların neler hayal ettiğini tahmin etmek zor değildir: camın ardında gözleri parlayan bir kurt, gece yarısı kıpırdadığından emin olunan bir baykuş.
Okulun Fransız disiplini, adabı ve frerlerin bıraktığı ağırbaşlı sükûnet, bu merkezin bilimsel ciddiyetiyle uyum içindedir.
Petit-Pain Günü ve Vitrin Önünde Fotoğraf
Saint-Joseph mezunlarının her haziran okulda buluştuğu Petit-Pain günü, adını 1913-1940 arasında öğrencilere ikram edilen küçük ekmekten alır. Mezun buluşmalarında eski öğrencilerin okulun koridorlarında, çocukluklarında hayranlıkla baktıkları vitrinlerin önünde fotoğraf çektirmesi de şaşırtıcı değildir.
Zaman akmış, saçlar ağarmış, şehir değişmiştir; ama vitrindeki kurt aynı kurttur.
Saint-Joseph’in Yazılı Olmayan Kuralları
- Bilime saygı: Doğa Bilimleri Merkezi okulun mabedidir; vitrinlere dokunulmaz.
- Kusursuz Fransızca: Fransızca bir ders değil, okulun düşünme dilidir.
- Lasalyen dayanışması: Saint-Joseph mezunları dünyanın neresinde olurlarsa olsunlar birbirlerine görünmez bir bağla bağlıdır.
- Nezaket: Koridorlarda bağırmak, okulun ahlakına aykırıdır.
- Emanete vefa: Mezun olduktan sonra da merkezi, bahçeyi ve kütüphaneyi korumak her kuşağın borcudur.
Bugün Moda Caddesi’nden geçerken Saint-Joseph’in pencerelerine baktığınızda, bir buçuk asırlık bir merak hikâyesini selamlarsınız. Giriş katındaki vitrinin önünde bir hazırlık öğrencisi durur, Akdeniz fokuna uzun uzun bakar ve öğretmenine sorar: — “Monsieur, bu fok buraya nasıl geldi?”
Öğretmen gülümser: — “Senin gibi, mon petit. Biri onu bulup okula getirdi; gerisini o zaman hallettik.”



