İstanbul Boğazı’nın en görkemli kıyı şeridinde, Çırağan Sarayı ile Ortaköy Camii arasına bir inci kolye gibi dizilen Feriye Sarayları, Osmanlı hanedanının son dramatik yıllarına tanıklık etmiş yapılardır. Sultan Abdülaziz’in 30 Mayıs 1876’da tahttan indirildikten sonra getirildiği ve 4 Haziran 1876’da bilekleri kesilmiş halde ölü bulunduğu bu sahil sarayları, 1928-1929 öğretim yılından bu yana Kabataş Erkek Lisesi’nin yuvasıdır.

Son yıllarda Ortaköy sahilinden geçenlerin gözüne çarpan iskeleler, brandalar ve şantiye çitleri ise yalnızca bir mühendislik projesini değil, Türkiye’nin en örgütlü mezun camialarından birinin binasıyla kurduğu duygusal bağı da görünür kıldı.


Çırağan’dan Feriye’ye

Feriye Sarayları, Balyan ailesinden mimarların imzasını taşır. Dolmabahçe (1856) ve Çırağan (1872) sarayları kalabalık hanedana yetmeyince, Boğaz kıyısına ek binalar yapıldı. Padişahın uygun gördüğü hanedan mensupları ve kışlık konağı olmayanlar burada otururdu. “Feriye” adı da bu ikincil, ek yapı niteliğinden gelir.

Yüksek tavanlı sofalar, Boğaz’a açılan büyük pencereler ve saray süslemeleri… 3 Mart 1924’te hilafetin kaldırılmasıyla hanedan mensupları buradan ayrıldı; binalar bir süre boş kaldı, ardından eğitim kurumlarına verildi.

1927’de binaların bir bölümüne Yüksek Denizcilik Okulu yerleşti. 1928-1929’da başka bir bölümüne Kabataş Erkek Lisesi taşındı. 7 Mart 1908’de II. Abdülhamid’in fermanıyla kurulan ve 18 Nisan 1908’de Kabataş’taki Esma Hatun Konağı’nda öğretime başlayan okul, böylece bugünkü adresine kavuştu. 1967’den itibaren binaların bir kısmı Galatasaray Lisesi’nin kız bölümü olarak kullanıldı; o binalar 1992’den beri Galatasaray Üniversitesi’nindir.

Genç Cumhuriyet için bunun sembolik anlamı büyüktü: Bir zamanlar şehzadelerin ve hanım sultanların oturduğu saraylar, Anadolu’nun dört bir yanından gelen çocukların ranzalarıyla, etüt masalarıyla doldu.


Yatılılığın Kalbi

Kabataş’ı diğer köklü okullardan ayıran en önemli şeylerden biri yatılılık kültürüdür. 1919’da açılan yatılı kısım, Feriye’ye taşındıktan sonra okulun kimliği haline geldi. Behçet Necatigil’in hem öğrenci hem öğretmen olarak bulunduğu, Süleyman Seba’nın Galatasaray’dan geçip mezun olduğu bu binalarda yatakhaneler, okulun manevi merkezidir.

Yatakhanelerin pencereleri doğrudan Boğaz’a açılır. Kış gecelerinde rıhtıma vuran lodos dalgalarının sesi, etütten sonra ranzalarda fısıldaşan çocuklar ve sabahın erken saatinde geçen ilk vapurun düdüğü, kuşaklar boyunca Kabataşlıların ortak hafızasını oluşturdu.

Taşradan gelen bir çocuk için Kabataş yatakhanesi, büyük şehrin yabancılığına karşı sığınılacak bir ada, sınıf farklarının silindiği bir mektepti. Bu yüzden binaların fiziki durumuna dair her haber, camiada sıradan bir tadilat meselesi olarak değil, okulun kimliğine dair bir mesele olarak algılandı.


Feriye Lokantası Örneği

Mezunların binalara sahip çıkma refleksinin eski bir örneği var. Feriye binalarının bakımsız kalmış bir bölümü, 1995’te Kabataş Eğitim Vakfı tarafından restore edilerek lokanta olarak açıldı. Bugün Ortaköy sahilinde yemek yiyen pek çok kişi, oturduğu binanın bir okul vakfının girişimiyle ayağa kalktığını bilmez.

Mezunlar bu lokantayı anlatırken genellikle gururla “bizim vakfın eseri” der. Bu deneyim, Kabataşlıların gözünde bir şeyi kanıtladı: Tarihi bir yapıyı ayakta tutmak yalnızca devletin işi değildir; mezunlar da sorumluluk alabilir.


2013 Yangını: Komşudaki Uyarı

22 Ocak 2013’te Feriye’deki Galatasaray Üniversitesi binasında çıkan yangında çatı çöktü, bina kullanılamaz hale geldi; tarihi eşyaların ve kitapların önemli bir kısmı yok oldu. Yangın binasının restorasyon projesi 16 Ocak 2016’da onaylandı, restorasyonun tamamlandığı 22 Mayıs 2019’da duyuruldu.

Yan binadaki bu felaket, Kabataşlılar için de bir uyarıydı. Aynı kıyı şeridinde, aynı dönemde yapılmış ahşap ağırlıklı saray yapıları, ihmale ve kazaya karşı ne kadar savunmasız olduklarını göstermişti.


2017: Yatakhane Restorasyonu

2017’de Kabataş Erkek Lisesi’nin yatakhane binasının, depreme karşı dayanıksız bulunduğu gerekçesiyle restore edilmesi kararlaştırıldı. İstanbul Valiliği tarihi dokuya zarar verilmeyeceğini, yalnızca sonradan eklenen bölümlerin yıkılacağını açıkladı. Bazı uzmanlar ise iş makinelerinin tarihi dokuya zarar verdiğini öne sürdü.

Bu tartışma Kabataş camiasında büyük yankı uyandırdı. Mezunlar şantiyeyi yakından izledi, sosyal medyada fotoğraflar paylaşıldı, binaya dair her gelişme okul grupları arasında hızla dolaştı. Bir yanda can güvenliği ve deprem gerçeği, öbür yanda bir asırlık hafızayı taşıyan duvarlara duyulan hassasiyet vardı.

Vikipedi’nin aktardığına göre restorasyon süreci uzun süre devam etti. Yatılı öğrencilerin hangi binada kalacağı, çalışmaların ne zaman biteceği gibi sorular, velilerin ve mezunların gündeminden hiç düşmedi.


Rant Kaygısı

Camianın bu kadar hassas davranmasının arkasında bir de kaygı yatar. Ortaköy ile Beşiktaş arasındaki sahil şeridi, İstanbul’un en değerli arazilerinden biridir; çevresinde lüks oteller ve restoranlar sıralanır.

Mezun sohbetlerinde dile getirilen korku şudur: Yatılılık bir kez buradan çıkarılırsa, binaların başka bir işleve devredilmesi kolaylaşabilir. Bu bir iddia değil, bir kaygıdır; ama Kabataşlıların her restorasyon haberini neden bu kadar dikkatle okuduğunu açıklar. Mezunların tezi nettir: Rıhtım ve tarihi koğuşlar okula, yatılı öğrencilere aittir.


Feriye’nin Bugünü

Bugün Kabataş’ta yaklaşık 250’si yatılı olmak üzere 900 kadar öğrenci okuyor. Ana binanın yanında kız ve erkek yatılı bölümlerini, yemekhaneyi ve kantini barındıran ayrı bir bina var. Komşu binalarda ise İTÜ Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi ve Galatasaray Üniversitesi bulunuyor.

Komşuların hikâyesi de Feriye’nin hikâyesidir. Yüksek Denizcilik Okulu 1981’de Tuzla’ya taşınarak İTÜ Denizcilik Fakültesi oldu; boşalan binalarda 1982’de Ziya Kalkavan adını taşıyan meslek lisesi eğitime başladı, 2019’daki bir protokolle bina İTÜ Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’ne devredildi. Galatasaray Lisesi’nin kız bölümü olarak açılan binalar ise 1992’den beri Galatasaray Üniversitesi’ne ev sahipliği yapıyor.

Feriye kıyısı, böylece Türkiye’nin belki de en kalabalık “eğitim sarayları” sahili oldu. Bir zamanlar şehzadelerin oturduğu odalarda bugün lise öğrencileri, üniversite öğrencileri ve denizcilik eğitimi alan gençler aynı rıhtımı paylaşıyor.


Kapanış

Kabataş’ın Feriye mücadelesi, mermer basamakların ve çürüyen kirişlerin tamiratından ibaret değil. Bir kamu okulunun tarihi binasıyla kurduğu bağı korumak için mezunların ne kadar ısrarcı olabileceğini gösteren bir hikâye.

Restorasyon tartışmaları sürerken okul hayatı da devam etti: Dersler sürdü, LGS’de okulu kazanan çocuklar eylülde bavullarıyla geldi, mezunlar baharda pilav gününe toplandı. Şantiye çitinin bir tarafında iş makineleri, öbür tarafında teneffüste rıhtıma koşan öğrenciler: Feriye’nin son on yılının en tipik manzarası buydu.

Abdülaziz bu binalara bir sürgün olarak gelmiş, birkaç gün sonra burada ölmüştü. Yüz elli yıl sonra aynı duvarlar, her eylül yeniden dolan koğuşlarıyla tam tersini anlatıyor.

İskeleler kalkar, brandalar sökülür. Dalga sesi ise hiç değişmez.