Cağaloğlu yokuşunun tepesinde, Haliç’e ve Marmara’ya aynı anda bakan, Alexandre Vallaury’nin tasarladığı eski Düyun-ı Umumiye binası yalnızca bir mimari şaheser değildir; Türk eğitim tarihinin en özgün kamu okulu modellerinden birine ev sahipliği yapar. 1884’te Numune-i Terakki Mektebi olarak başlayan, 1933’ten beri bu binada okuyan İstanbul Erkek Lisesi, iki ülkenin eğitim felsefesini tek çatıda buluşturan istisnai bir devlet okuludur.

Koridorlarında yürümek, sabah İstiklal Marşı’yla başlayıp Almanya’dan gelen öğretmenlerin girdiği fizik ve matematik dersleriyle süren iki dilli, iki başlı bir dengeye tanıklık etmektir. Bu yapı, Ankara’daki maarif bürokrasisi ile Almanya’nın yurt dışı okul kurumları arasında müfredat, sınav takvimi ve yetki sınırları üzerine süregiden bir müzakereyi de kaçınılmaz kılar.


İki Başlı Mimari

Okuldaki Türk-Alman işbirliği, iki ülke arasındaki kültür anlaşmasına ve bu çerçevede yapılan düzenlemelere dayanır. Bu düzenleme okulu sıradan bir yabancı dil ağırlıklı Anadolu lisesi olmaktan çıkarıp iki devletin ortak emek verdiği bir okula dönüştürmüştür.

Mimari kabaca şöyledir:

  1. İdari liderlik: Okulun idari amiri, Milli Eğitim Bakanlığı’nın atadığı Türk müdürdür. Resmi temsil, mevzuat, disiplin ve resmi yazışmalar ondan sorulur.
  2. Alman bölümü: Almanya’dan görevlendirilen Alman bölüm başkanı (Leiter der deutschen Abteilung), Alman öğretmenlerin akademik işleyişinden ve Alman müfredatının uygulanmasından sorumludur.
  3. Müfredat taksimi: Okulun kendi tanımına göre matematik, fen bilimleri, Almanca, İngilizce ve Almanca müzik gibi dersler Alman öğretmenlerce Alman müfredatına göre; Türk edebiyatı, tarih ve coğrafya gibi dersler Türk öğretmenlerce Türk müfredatına göre işlenir.

Kâğıt üzerinde kusursuz bir sentez gibi görünen bu yapı, iki ülkenin hiyerarşi anlayışı ve bürokratik refleksleri karşı karşıya geldiğinde koridorlarda hassas müzakereler gerektirir.


Abitur ve DSD: Diplomanın Bedeli

Okulu diğer devlet okullarından ayıran en büyük ayrıcalık, mezunlara açılan iki yoldur: Abitur sınavına girerek Alman lise bitirme diplomasını almak ya da DSD B2/C1 dil diplomasıyla Almanya’da geçerli bir belge edinmek. Okul, Alman Lisesi ile birlikte Türkiye’de Abitur veren iki okuldan biridir.

Abitur, Alman üniversitelerine genel giriş yeterliliği sağlayan bir diplomadır; bu yüzden velilerin gözünde bir “pasaport”tur. Ama bu pasaportun bedeli ağırdır. Almanya’nın belirlediği standartlar; laboratuvar saatlerinin eksiksiz tamamlanmasını, ezbere değil bağımsız akıl yürütmeye dayalı sınavları ve kapsamlı sözlü sınavları zorunlu kılar.

Türk öğrencinin aynı anda hem YKS’ye hem Abitur’un ağır akademik yüküne hazırlanması, okulun pedagojik planlamasının en kritik başlığıdır. Takvimler çakıştığında okul yönetimi ile Alman bölümü arasında uzun uzlaşma toplantıları yapılır; koridordaki öğrenci ise bu toplantıların sonucunu tek bir cümleyle özetler: “Bu hafta iki sınav var.”


Alman Bölüm Başkanının Seçimi

Alman bölüm başkanı sıradan bir okul yöneticisi değildir. Almanya’nın yurt dışı okullardan sorumlu kurumu ZfA’nın süreçleriyle, deneyimli Alman lise yöneticileri arasından seçilir. Adayda aranan; okul yöneticiliği tecrübesi, kültürlerarası diplomasi yeteneği ve kriz yönetimi refleksidir.

Okulda görev yapan Alman öğretmenler de benzer bir süreçle gelir; özlük hakları Almanya’daki sistemden yönetilir. Böylece aynı öğretmenler odasında iki ayrı kamu personel rejimi, iki çalışma kültürü yan yana yaşar. Çay ocağının önünde bu iki rejimin buluştuğu nokta ise basittir: Alman öğretmen çayın kaçıncı bardak olduğunu not eder, Türk öğretmen saymayı çoktan bırakmıştır.


Sınav Komisyonu Ritüeli

Her bahar sonu yaşanan Abitur maratonu okul takviminin doruk noktasıdır. Sınavların güvenilirliği için Almanya’dan bir sınav temsilcisi gelir.

Bu dönemde sınav salonları bir tecrit alanına dönüşür. Sözlü sınavda öğrenci, komisyon karşısında matematiksel bir ispatı ya da bir biyoloji tezini Almanca savunur. Kapıda bekleyenlerin sessizliği kutsaldır. İçeriden çıkan her öğrenciye aynı soru sorulur: “Ne sordular?” Cevap çoğu zaman bir konu başlığından ibarettir, ama bekleyenler o başlığı bir kehanet gibi ezberler. Bir sonraki öğrenci içeri girerken yanındaki arkadaşı fısıldar: “Entropi soruyorlarmış, entropi.” İçeride ona sorulan ise genetik çıkar.

O odadan başarıyla çıkan on sekiz yaşındaki genç için kazanılan şey bir belgeden fazlasıdır: bir komisyonun karşısında Almanca düşünebildiğinin kanıtı.


Yönetim Tartışmaları ve Okul İklimi

Köklü kurumlarda yönetici atamaları ve okul içi etkinlik politikaları, zaman zaman öğrenci ve mezun camiasının hassasiyetle takip ettiği tartışmalara yol açar.

2016 mezuniyet töreninde öğrencilerin okul müdürünün konuşması sırasında sırtlarını dönmesi kamuoyunda geniş yankı buldu; öğrenciler bu tavrı okulun çok sesli ve özgürlükçü ikliminin korunması talebi olarak açıkladı. Aynı yıl, Alman öğretmenlerin derslerde Noel’i ele alışına ilişkin basına yansıyan haberler de iki ülke arasında açıklamalara konu oldu.

Bu tartışmalar her seferinde aynı soruya döner: İki başlı bir okulda son söz kimindir? Okulun yüz kırk yıllık cevabı ise hep aynı olmuştur: Kimin olursa olsun, zil zamanında çalar.


Mezun Camiası

Okulun gücünün arkasındaki en sağlam sütun, mezunlarının kurduğu yapılardır. İstanbul Erkek Liseliler Derneği, mezunlar arasındaki bağı canlı tutar ve okulun tarihsel hafızasını belgeler. İstanbul Erkek Liseliler Eğitim Vakfı (İELEV) ise okulu destekler, burs verir ve kendi bünyesinde açtığı okullarla Türk-Alman pedagoji ekolünü özel sektörde de yaşatır.

Bu camia, okulun ikili yapısında bir aksama olduğunda hem Ankara’da hem Almanya’da kurumsal bir sesle konuşma refleksine sahiptir. Mezunların bu refleksi bazen bir dilekçeyle, bazen bir basın açıklamasıyla, çoğu zaman ise bir mezunlar yemeğinde kaldırılan kadehle kendini gösterir.


Sarı ve Siyah

İstanbul Erkek Lisesi’nin sarı-siyah renkleri hakkında anlatılan rivayet herkesçe bilinir: 1915’te Çanakkale’ye gönüllü giden son sınıflardan elli kadar öğrencinin 19 Mayıs taarruzunda şehit düştüğü, okulun o yıl mezun veremediği ve ardından pencerelerin siyaha boyandığı anlatılır.

Bu hafıza, okulda okuyan her gencin omzuna ağır bir sorumluluk yükler: hem ülkesine bağlı kalmak hem de dünyanın en ileri bilimsel standartlarını yakalamak. İki dilli eğitim ve Abitur, bu iki yükün aynı sırt çantasına sığdırılma biçimidir.


Kapanış: Zil

Düyun-ı Umumiye binasının taş koridorlarında ders zili çalar. Türk müdür odasının kapısını açar, Alman bölüm başkanı kendi odasınınkini. İkisi koridorda karşılaşır.

— “Günaydın Herr Direktor.” — “Guten Morgen Müdür Bey.”

Aralarından sarı-siyah atkılı bir öğrenci koşarak geçer, iki dilde birden özür diler ve merdivenlerden aşağı kaybolur. İki müdür arkasından bakar. İkisi de aynı anda saatine bakar: öğrenci üç dakika geç kalmıştır.