Bab-ı Ali’nin kalbinde, Cağaloğlu yokuşunun kıvrımındaki tarihi yerleşke, Türk matbuatının doğuşuna tanıklık ettiği kadar Cumhuriyet maarifinin köklü ekollerinden birine de ev sahipliği yapar. 21 Mart 1850’de Bezmiâlem Vâlide Sultan’ın aracılığıyla Vâlide Mektebi adıyla kurulan ve Türkiye’nin ilk sivil lisesi olarak anılan Cağaloğlu Anadolu Lisesi, bugün Almanca eğitimi ve öğrencilerine kazandırdığı düşünce disipliniyle tanınır.

Son on yılda bu okulun koridorlarında en çok konuşulan konulardan biri, köklü okulların “proje okul” statüsü ve bunun öğretmen kadrolarına etkisi oldu. Bu tartışma, bir okulun kurumsal hafızasının nerede saklandığı sorusunu da beraberinde getirdi.


Valide Mektebi’nden Almanca Ekolüne

Okulun yüz yetmiş yılı aşan hikâyesi birkaç ad değişikliğiyle anlatılabilir: 1911-1933 arasında İnas İdadisi, 1933-1983 arasında İstanbul Kız Lisesi. 1983’te Almanca öğretim yapan Anadolu lisesi statüsüne geçerek karma eğitime başladı ve ilk mezunlarını 1989-1990 öğretim yılında verdi.

Okul, Divanyolu üzerindeki II. Mahmud Türbesi’nin arkasında, Babıali Caddesi’ne paralel uzanan eski ve yeni iki binadan oluşur; yeni bina 1968-1969’da açıldı, eski bina ikinci derece tarihi eser statüsündedir. Kampüste Osmanlı dönemine ait el yazmalarını da barındıran bir kütüphane vardır.

Eğitim bir yıl hazırlık ve dört yıl lise olarak sürer. Almanca birinci, İngilizce ikinci yabancı dildir; hazırlık sınıfında haftada yirmi saat Almanca okutulur. Öğrenciler hazırlık sonunda DSD A2, 10. sınıfta DSD I, 12. sınıfta DSD II sınavlarına girer. Okula 2010’da PaSch plaketi verildi.

Bu akademik başarının taşıyıcısı, eğitim sosyolojisinin sevdiği tabirle “öğretmenler odası”dır: Olimpiyat takımlarını hazırlayan, zümre geleneklerini kuran, okul tiyatrosundan orkestraya sosyal hayatı besleyen kıdemli öğretmenler. Yeni gelen öğretmen bu odada okulun felsefesini, bir yönetmelikten değil, çay ocağının önündeki sohbetlerden öğrenir.


Bir Haziran Akşamı

Haziranın son haftası. Okul boşalmış, karneler dağıtılmış. Fizik laboratuvarında yirmi yılını bu okulda geçirmiş bir öğretmen, dolabındaki deney setlerini tek tek koliye koyar. Bir sarkaç, bir prizma, kenarları kararmış bir manyetik alan düzeneği.

Kapı aralanır; iki son sınıf öğrencisi başını uzatır. Ellerinde sınıfın imzaladığı bir kart vardır.

— “Hocam, seneye olimpiyat takımına kim girecek?” — “Yeni gelen arkadaş. İyi biridir, merak etmeyin.” — “Ama sizin gibi anlatamaz ki.”

Öğretmen gülümser, prizmayı öğrencilerden birinin eline verir: — “Bunu laboratuvarda bırakın. Yeni hoca ilk derste soracak: ‘Bu prizma neden burada?’ Siz de anlatırsınız. Böylece ben de burada kalırım.”

Öğrenciler prizmayı dolaba geri koyar. Öğretmen koliyi bantlar, ışığı söndürür. Koridorda bir süre durup panodaki eski olimpiyat fotoğraflarına bakar; sonra merdivenden iner. Okulun kurumsal hafızası denen şey, o akşam bir koli ile bir prizmanın arasında bölünmüştür.


Proje Okul Modeli

2010’ların ortasında merkezi sınavla en yüksek dilimden öğrenci alan pek çok tarihi lise “proje okul” kapsamına alındı. Bakanlığın gerekçeleri kâğıt üzerinde makuldü:

  1. İdari esneklik: Uluslararası projeler ve yabancı dil protokolleri yürüten okullarda karar süreçlerinin hızlanması.
  2. Kadro dinamizmi: Öğretmen görevlendirmelerinin okulun özel ihtiyaçlarına göre yapılabilmesi.
  3. Deneyimin paylaşımı: Köklü okullarda biriken tecrübenin başka okullara da taşınması.

Model, öğretmenlerin bu okullardaki görev sürelerini belirli bir süreyle sınırladı. Sürenin dolmasıyla kıdemli öğretmenlerin okuldan ayrılması, sistemin en çok tartışılan sonucu oldu.


Kurumsal Hafıza Gerilimi

Proje okullarında görev süreleri dolan öğretmenlerin ayrılması, bazı köklü liselerde öğrenci ve velilerin tepkisine yol açtı ve basına yansıdı. Tartışmanın merkezindeki kavram, eğitim bilimcilerin “kurumsal hafıza” dediği şeydi.

Bir okulun kendine has kültürünü, sınav hazırlık tekniklerini, laboratuvar disiplinini ve öğrenci kulüplerini ayakta tutan öğretmenlerin aynı anda ayrılması, bir okulun hafızasının bir yaz tatilinde boşalması demekti. Cağaloğlu gibi Almanca dil diploması programı yürüten bir okulda bu kaygı daha da büyüktü: DSD sınavlarına hazırlık, yıllar içinde oturmuş bir Türk-Alman öğretmen koordinasyonu gerektiriyordu.

Öğrencilerin tepkisi de çoğu zaman öğretmenlerine duydukları minnetin bir ifadesiydi. Bir okulun sadece binadan ve tabeladan ibaret olmadığı, asıl unsurun öğretmen-öğrenci bağı olduğu fikri, bu dönemde geniş bir kamuoyu bulmuş oldu. Benzer kaygılar Kadıköy Anadolu Lisesi ya da Vefa Lisesi gibi başka köklü okulların camialarında da dile getirildi.


Gelenek ve Yönetim

Kadro değişiminin ardından köklü okullarda yönetim ile okul bileşenleri arasında zaman zaman iletişim sorunları ve etkinlik takvimi tartışmaları yaşandı. Yönetimler mevzuat ve güvenlik hassasiyetlerini öne sürerken, öğrenciler ve mezunlar okul şenliklerinin ve kulüp etkinliklerinin aidiyeti pekiştiren gelenekler olduğunu savundu.

Bu dönem, köklü bir okulda yöneticilik yapmanın mevzuatı uygulamaktan ibaret olmadığını gösterdi. Bir okulun ritüellerini tanıyan, öğrenci inisiyatifine alan açan ve mezunların hafızasına saygı duyan bir yönetim, kurumsal huzurun en sağlam teminatıdır. Yeni gelen bir müdürün ilk haftasında okulun eski fotoğraflarına bakarak geçirdiği bir öğleden sonra, çoğu zaman yazdığı on genelgeden daha çok işe yarar.


Mezunların Rolü

Mezunlar bu süreçte okulun yanında durdu. Mentorluk, sınav hazırlığına rehberlik, kütüphaneye destek gibi yollarla akademik sürekliliği korumaya çalıştılar. Bir okulun mezun ağı, tam da böyle dönemlerde işe yarar: Kadro değişebilir, ama mezunların okula olan bağı değişmez. Bir mezunun eski hocasını yeni okulunda ziyaret etmesi, o hocanın Cağaloğlu’nda kurduğu geleneğin başka bir okulda filizlenmesi; bunlar da kurumsal hafızanın beklenmedik yollardan yayılma biçimleridir. Belki de proje okul tartışmasının en ironik sonucu budur: Bir okulun hafızası dağıldıkça, şehrin başka köşelerine taşınır.


DSD Ekolünün Sürekliliği

Cağaloğlu’nun en güçlü kozu, DSD II ile Almanca konuşulan ülkelerin üniversitelerine açılan kapıdır. Rotasyon döneminin en büyük kaygısı bu programın sürekliliğiydi. Yeni gelen öğretmenlerin okulun geleneğine uyum sağlaması ve Alman öğretmenlerle kurulan koordinasyonun yeniden örülmesiyle program devam etti. Okulun 2010’da aldığı PaSch plaketi, bu ortaklığın bugün de duvarda asılı duran belgesidir.


Kapanış: Çay Ocağı

Bugün Cağaloğlu’nun öğretmenler odasında, çay ocağının başında yeni gelmiş bir öğretmen ile okulda yıllarını geçirmiş bir öğretmen yan yana durur.

— “Hocam, DSD sözlüsünde öğrencilerin en çok zorlandığı konu ne?” — “Konu değil hocam, saat. Alman komisyon dakik gelir, bizim çocuklar heyecandan erken. İki saat bahçede beklerler. O iki saati iyi geçirsinler, gerisi kolay.”

Yeni öğretmen not alır, sonra defterini kapatıp çayını tazeler. Okulun hafızası, bir yönetmelikle değil, böyle bir cümleyle bir sonraki kuşağa geçer.