Ağustosun son perşembesi. Büyük şehirde köklü bir devlet lisesinin zemin katında, pencereleri demir parmaklıklı loş bir odadan dışarı ağır bir çay buharı sızar. Dışarıda otuz dört derecelik yapışkan nem ve korna sesleri; içeride eski bir klimanın hırıltısı, masaya tepeleme yığılmış fotokopi kâğıdı kolileri ve hesap makinelerinin ritmik tuş sesleri.

Kapısında “Okul-Aile Birliği” yazan bu oda, gerçekte okulun gayriresmi maliye bakanlığı, insan kaynakları departmanı ve kriz masasıdır.

Masada karşı karşıya iki kişi oturur. Bir yanda yaz boyunca patlayan hidroforu tamir ettirecek, dökülen tavanı boyatacak bütçe bulamadığı için göz altları morarmış Müdür Mahmut Bey; öbür yanda boynunda ipek fuları, elinde son model telefonu ve arkasında semtin en varlıklı elli velisinin örgütlü gücüyle Okul-Aile Birliği Başkanı Handan Hanım.


Zemin Kattaki Sığınak: Ağustos Pazarlığı

Mahmut Bey bloknotuna kurşun kalemle çiziktirdiği kalemleri üçüncü kez toplar: iç cephe boyası, kazan dairesinin brülör bakımı, birlik bütçesinden ödenen temizlik personelinin farkları, birinci dönem boyunca tüketilecek fotokopi kâğıdı.

Çayından acı bir yudum alır: — “Handan Hanım, bu dönem gelen ödenekle tarihi binanın yangın merdivenini bile zımparalatamayız. Jeneratörün mazot deposu sıfır. Kışın elektrik kesilirse 12. sınıflar deneme sınavını telefon ışığında mı çözecek? Bir çare bulamazsak eylülde kapıya kilit vururuz.”

Handan Hanım bardağını tabağına ses çıkarmadan bırakır. Yüzünde, bir satın almada rakibini köşeye sıkıştıran bir finans direktörünün tebessümü belirir: — “Mahmut Hocam, canınızı sıkmayın. Biz veliler okulumuzun yanındayız. Boya fabrikası olan velimiz Cengiz Bey cuma sabahı boyaları arka kapıya indiriyor. Jeneratörün mazotunu da lojistikçi Turgut Bey karşılıyor. Yalnız…”

Cümleyi bilerek askıda bırakır, deri ajandasını açar ve dolmakalemini masanın ortasına çevirir: — “Yalnız takdir edersiniz, bu kadar fedakârlık yapan velilerimizin çocukları için bir iki küçük ricası var.”

Mahmut Bey’in ensesinden soğuk bir ter damlası süzülür. O “küçük ricaların” mevzuatta adının ne olduğunu çok iyi bilir.


“A Şubesi” Borsası

Her eylül 9. sınıfa yeni başlayanların şube dağılımı yapılır: 9-A, 9-B, 9-C… Kâğıt üzerinde bu tesadüfi bir dağılımdır. Velilerin zihninde ise harfler borsadaki hisseler gibi değer kazanır ya da kaybeder.

Veli kulislerinde şubeler eşit değildir:

  • 9-A, “kolej şubesi”: Yirmi sekiz yıllık matematik duayeni Kemal Hoca ile derece öğrencileri yetiştirmiş edebiyatçı Leman Hanım’ın girdiği sınıf.
  • 9-E, “kaderine terk edilenler”: Emekliliği gelmiş ya da ek dersle görevlendirilmiş öğretmenlerin girdiği, arka sırasında kırık bir masa duran kalabalık şube.

Handan Hanım ajandasından on dört kişilik bir liste çıkarır: — “Hocam, bu listedeki çocuklar 9-A’ya yazılsın. Özellikle Zafer Bey’in kızı Selin… Zafer Bey spor salonunun zeminini kaplatıp tribünü yeniletiyor. Tek arzusu, Selin’in Kemal Hoca’nın sınıfında pencere kenarında oturması.”

Mahmut Bey ellerini şakaklarına dayar: — “Handan Hanım yapmayın! Bakanlık her yıl kayıtta bağış şartı koşulamayacağını yazıyla bildiriyor. Bir veli şikâyet yazsa buraya iki müfettiş gelir. Yirmi beş yıllık memuriyetimi yakamam!”

Handan Hanım’ın kadife sesi bir ton sertleşir: — “Kimse para almıyor Müdür Bey, kelimelerimizi seçelim. Zafer Bey spora ayni bağış yapıyor. Liste kabul görmezse spor salonunun zemini de olmaz, boyacı kamyonu da geri döner. Pazartesi sekiz yüz öğrenciyi boyasız koridorlarda karşılarsınız.”

Mahmut Bey listeyi alır, ama cebine koymaz; masanın kenarına, çay tabağının altına sıkıştırır. Ne kabul eder ne reddeder. Bu masada en çok kullanılan cevap budur.


Fotokopi Kolileri ve Ayni Bağış Ekonomisi

Bakanlık okul-aile birliklerinin parasını TEFBİS adlı bir sistemle izler. Hesaba giren her bağışın makbuzla kaydedilmesi, harcanan her kuruşun faturalandırılması gerekir.

Okul koridorları ise yazılımdan hep bir adım öndedir. Nakit yerine ayni bağış konuşulur. Bu ekonominin rezerv para birimi bellidir: A4 fotokopi kâğıdı.

Kayıt döneminde birlik odasındaki sekreter, IBAN yerine bir liste uzatır: — “Beyefendi, okula nakit bağış istemiyoruz. Ama kırtasiye ihtiyacımız var. Okul adına birkaç koli fotokopi kâğıdı ve toner alıp fişini birliğe teslim ederseniz çok makbule geçer.”

Eylül ortasında kazan dairesinin yanındaki depoda gerçeküstü bir manzara oluşur: tavana kadar yükselen kâğıt kolileri. Bir okulun bir yılda tüketebileceğinin çok üstündeki bu piramit, birliğin likidite havuzudur. Fazlası yıl boyunca öğretmenler odasının buzdolabına, sınav kitapçıklarının baskısına, kırık pencerelerin camına dönüşür.


Birlik Başkanının Gayriresmi Genel Müdürlüğü

Bazı okullarda birlik başkanlarının forsu müdürü aşar. Sebebi somuttur: Kadro açılmadığı için tuvaletleri temizleyen, bahçeyi süpüren ve kapıda nöbet tutan personelin bir kısmının ücreti birlik kasasından ödenir. Hademe İhsan Efendi ile güvenlikçi Murat, maaşlarının kimin kasasından çıktığını bilir; Handan Hanım’ın topuk sesleri merdivenden gelince ceketlerinin düğmelerini iliklerler.

Handan Hanım sabah onda okula geldiğinde idari kanatta teftiş havası eser. Müdür yardımcısının odasına kapıyı çalmadan girer: — “Selim Hocam günaydın. 10-B’nin pencereleri kapanmıyor, dün yağmurda su almış. Alüminyum ustasını gönderdim, masrafı birlikten. Yalnız bir şey dikkatimi çekti; komitedeki Arzu Hanım’ın oğluna kimya sözlüsünden 55 verilmiş. Çocuk tıp hedefliyor. Zümreyle bir görüşseniz?”

Selim Bey çayından bir yudum alır: — “Handan Hanım, pencere için teşekkür ederiz. Not ise kimya öğretmeninin. Pencereyi ben açarım, notu o.”

Handan Hanım gülümser ama ajandasına bir şey not eder.


WhatsApp Darbesi

Bu pragmatik ittifak her zaman pürüzsüz işlemez. İdealist bir müdür ya da sınırı aşan bir başkan yüzünden sistem kilitlendiğinde, meşhur “veli grubu darbesi” devreye girer.

Gece 22.30’da kırk kişilik temsilciler grubuna üç dakikalık bir ses kaydı düşer:

“Sevgili velilerim, biz çocuklarımız için gecemizi gündüzümüze katıyoruz. Ama idare önerdiğimiz projeleri keyfi olarak reddediyor. Bu şartlarda yönetim kurulumuz temizlik ve güvenlik desteğini durdurma kararı almıştır.”

Ertesi sabah tuvaletlerde sabun biter, çöp kovaları taşar, güvenlik kulübesi boştur. Veli grubundan aynı metin kopyalanıp şikâyet hatlarına gönderilir: “Okulumuz pislik içinde!”

Öğlene doğru ilçeden telefon gelir: “Mahmut, bu şikâyetler ne? Hemen çöz.” Mahmut Bey birlik odasına inmek ve bir çay eşliğinde taviz vermek zorunda kalır.


Kapanış: Levha ve Kazan Dairesi

Anayasa’nın 42. maddesi berraktır: ilköğretim devlet okullarında parasızdır. Kanun da ortaöğretimi zorunlu ve devlet okullarında ücretsiz kılar. Okul girişindeki levhalara kazınan bu ilke, cumhuriyet maarifinin en eşitlikçi rüyasıdır.

O levhanın elli metre altında, mazot kokan kazan dairesinde ise başka bir iktisat işler. Devletin kıt ödeneği ile tarihi binaların bakım masrafları arasındaki uçurum, müdürleri tüccara, birlikleri gizli yönetim kurullarına çevirir.

Eylülün ilk pazartesi İstiklal Marşı okunurken Mahmut Bey yeni boyanmış cepheye bakar; bahçenin kenarındaki Handan Hanım güneş gözlüğünün ardından töreni izler. Göz göze gelirler, hafifçe başlarını eğerler.

Tören biter. Selin 9-B’nin kapısında durur, sınıf listesine bakar, omuz silker ve içeri girer. Pencere kenarı boştur.