Anadolu Yakası’nda, Haydarpaşa Garı’nın hemen arkasındaki tepede, Marmara’ya ve Tarihi Yarımada’ya bakan saray yavrusu taş bina, sadece bir mimarlık şaheseri değil; Türk tıp ve eğitim tarihinin önemli bir kavşağıdır.

Bu bina, II. Abdülhamid döneminde tıp okulu olarak yapıldı; tasarımı Alexandre Vallaury ile Raimondo D’Aronco’ya aittir. 26 Eylül 1934’te Atatürk’ün emriyle kurulan Haydarpaşa Lisesi, 1984’e kadar yarım asır boyunca bu tarihi binada eğitim verdi. Tıp fakültesinden kalma amfilerde ders gören Haydarpaşalılar, hiçbir okulda yaşanmayacak bir okul hayatıyla büyüdü.


Vallaury ve D’Aronco’nun Binası

Bina 1893 ile 1902 arasında, modern tıp eğitimini tek bir çatı altında toplamak amacıyla inşa edildi. Fransız kökenli mimar Alexandre Vallaury ile İtalyan Art Nouveau’nun ustası Raimondo D’Aronco’nun imzasını taşıyan yapı; revaklı avlusu, denize bakan kuleleri ve uzun koridorlarıyla bir tıp mabedi olarak düşünülmüştü.

Bu taş koridorlar, Çanakkale’de ve Kurtuluş Savaşı’nda cepheye koşan tıbbiyelilerin koridorlarıydı. Lise öğrencileri yıllar sonra aynı koridorlarda yürürken, bir hekimler kuşağının ayak izlerinin üzerinden geçtiklerini bilirdi.


14 Mart 1919: Kulelerdeki Bayrak

Binanın en çok anlatılan hikâyesi 1919’a aittir. İşgal yıllarında, 14 Mart 1919’da Tıbbiye öğrencileri, Tıbbiyeli Hikmet (Boran) ve arkadaşları, okulun kuleleri arasına Türk bayrakları asarak işgali protesto etti. Bu gösteri, 14 Mart Tıp Bayramı’nın hafızasındaki en canlı sahnelerden biri oldu.

Haydarpaşa Lisesi’nin öğrencileri, kurulduktan sonra her sabah o kulelere bakarak derse girdi. Okulun hafızasında kuleler, bir mimari ayrıntı değil, bir cesaret dersiydi. Tarih öğretmenleri bu hikâyeyi anlatmak için kitap açmaya bile gerek duymazdı; pencereden dışarıyı göstermek yeterdi. Ders kitabındaki bir paragrafın, sınıfın penceresinden görünen bir binaya ait olması, bir öğrencinin tarihi ezberlemesini değil, hatırlamasını sağlar.


1934: Bir Tıp Binasında Lise

1933 üniversite reformuyla Darülfünun kapatılıp İstanbul Üniversitesi kurulunca tıp eğitimi Avrupa Yakası’na taşındı. Boşalan binada 26 Eylül 1934’te Haydarpaşa Lisesi açıldı. Okul adını, 1897 Osmanlı-Yunan Savaşı’nın kahramanlarından Haydar Paşa’dan aldı.

Açıldığı yıl 1.048 öğrenciyle eğitime başlayan okulun öğrenci sayısı 1938’de, 880’i yatılı olmak üzere 2.210’a ulaştı. Bu rakamlar, okulun Anadolu Yakası için ne kadar büyük bir umut olduğunu anlatır: Bir tıp okulunun boşalttığı koridorlar, birkaç yıl içinde iki bini aşkın gencin sesiyle doldu.


Amfilerde Lise

Haydarpaşa Lisesi’nde ders görmek tuhaf ve büyüleyici bir deneyimdi. Bazı dersler, tıp fakültesinden kalma, basamak basamak yükselen amfilerde işlenirdi. Öğretmen kürsüsünün önündeki geniş masalar, bir zamanlar tıp öğrencilerinin anatomi derslerini hatırlatırdı.

Dik bir amfide, en üst sıradan tahtaya bakarak edebiyat dersi dinlemek, liseli bir gence daha o yaşta bir üniversite ciddiyeti verirdi. Mezunların okul hikâyelerinde amfiler hep aynı kelimelerle anılır: soğuk, yüksek ve unutulmaz. Kışın kalorifer yetmez, öğrenciler paltolarıyla oturur; yazın ise pencerelerden giren deniz havası en sıkıcı dersi bile katlanılır kılar. Bir amfide okumuş biri, sonraki hayatında hiçbir toplantı salonundan etkilenmez.


Gar ile Komşuluk

Okulun gündelik hayatı, yanı başındaki Haydarpaşa Garı’nın ritmiyle akardı. Anadolu’dan gelen trenlerin düdükleri, vagonların manevra sesleri açık pencerelerden içeri dolardı.

Yatılı öğrenciler için o trenler memleket demekti. Sömestr tatilinde okulun kapısından çıkıp gara yürümek, bavulu vagona atıp Anadolu’yu boydan boya geçmek, kuşaklar boyu bir Haydarpaşalı ritüeliydi. Okul ile gar arasındaki birkaç yüz metre, bir yatılının hafızasında dünyanın en uzun ve en kısa yoluydu. Eylülde gelirken uzun, haziranda giderken kısa.

Garın kendisi de zamanla değişti; tren seferleri kesildi, yeniden başladı, bina yangın gördü, restore edildi. Ama okulun mezunları için Haydarpaşa Garı hep aynı yerde durur: Okul penceresinden bakıldığında, sabah dersinin ortasında düdüğünü çalan bir trenin hareket ettiği yerde.


Yatakhanenin Gece Hikâyeleri

Bir tıp binasında yatılı okuyan gençlerin hayal gücünü tahmin etmek zor değildir. Eski bir tıp okulunun bodrumları, uzun koridorları ve gece rüzgârında gıcırdayan pencereleri, her kuşağın kendi korku hikâyesini üretmesine yeterdi. Hikâyelerin ayrıntıları kuşaktan kuşağa değişti; değişmeyen tek şey, bir sonraki kuşağa onları biraz daha korkutucu anlatma geleneğiydi.


Sıralardan Çıkanlar

Haydarpaşa’nın sıralarından sanatın, edebiyatın ve iş dünyasının pek çok ismi geçti. Usta oyuncu Tuncel Kurtiz Haydarpaşa Lisesi’nden mezun oldu; o heybetli sesin ilk yankılandığı yerlerden biri bu okulun koridorlarıydı. Şair Cemal Süreya, rock müziğin öncülerinden Erkin Koray, oyuncu Kadir İnanır, yazar Sunay Akın, müzisyen Yavuz Çetin ve oyuncu Şebnem Paker de okulun ünlü öğrencileri arasında anılır.

Okul listeleri bazen de tatlı karışıklıklara yol açar: Zeki Alasya’yı Haydarpaşalılar arasında sayan sohbetlere sık rastlanır; oysa Alasya Robert Koleji mezunuydu. Haydarpaşalıların bu konudaki cevabı hazırdır: “Olsun, Kadıköy’den vapura birlikte binmişizdir.”

Bu liste bir okulun ne kadar farklı insanları aynı amfide oturtabildiğini gösterir: Bir şair, bir rock gitaristi, bir sinema yıldızı ve bir şarkıcı, farklı yıllarda aynı merdivenleri çıktı.


1984 Ayrılığı ve Altunizade

1984’te tarihi bina Marmara Üniversitesi’ne devredildi. Okul, geçici binaların ardından Şubat 1989’da Validebağ Korusu’nun yanındaki Altunizade yerleşkesine taşındı.

Bu taşınma camia için büyük bir hüzün oldu; eski mezunlar Marmara’ya bakan o taş binayı hep “asıl Haydarpaşa” diye andı. Okul 1998-1999’da Anadolu lisesi statüsüne alındı, 2016’da proje okulu oldu ve 2017’den itibaren bir yıl İngilizce hazırlık zorunlu hale geldi. Altunizade yerleşkesi yenileme kapsamında 23 Ekim 2023’te yıkıldı; aynı alanda yurtları, spor salonu ve yüzme havuzu olan yeni bir kampüs yapıldı ve 2025-2026 öğretim yılının açılış töreni burada yapıldı.


Yazılı Olmayan Kurallar

  1. Tarihe hürmet: Haydarpaşa, Atatürk’ün emriyle kurulmuş bir cumhuriyet okuludur.
  2. Amfi ciddiyeti: Tıp amfilerinde ders görmüş bir okulun öğrencisi laubaliliğe prim vermez.
  3. Marmara ufku: Penceresinden denizi ve garı izleyerek büyüyenlerin ufku geniş olmak zorundadır.
  4. Devre dayanışması: Bir Haydarpaşalı nerede bir okul arkadaşıyla karşılaşsa, aralarında elli yıllık bir kardeşlik varmış gibi kenetlenir.

Kapanış

Bugün Kadıköy vapurundan başınızı kaldırıp Haydarpaşa sırtlarındaki o taş binaya baktığınızda, bir asrın hafızasını selamlarsınız. Vapurda yanınızda oturan yaşlı bir adam, binayı gösterip gülümser:

— “Bakmayın öyle, orada lise okudum ben.” — “Tıp fakültesinde mi?” — “Tıp fakültesinde lise. Anatomi amfisinde edebiyat dinledik. Hocamız her derse ‘Bugün kimin kalbini açıyoruz?’ diye başlardı; Fuzuli’nin mi, Nâzım’ın mı.”