Türkiye’de kariyer basamaklarını tırmanan herkesin er ya da geç çarptığı, resmi insan kaynakları el kitaplarında asla yazmayan ama plazaların havalandırma boşluklarında yankılanan bir gerçek vardır: Üniversite diplomanız sizi mülakata sokar, ancak lise aidiyetiniz o mülakatı yapan kişinin size ilk beş dakikada nasıl bir tebessümle bakacağını tayin eder.

Dünyanın pek çok ülkesinde lise, ergenliğin sancılı bir hatırası olarak geride bırakılır. İngiltere’nin Eton veya Harrow gibi asırlık yatılı kurumları ya da ABD’nin New England hazırlık okulları (preps) istisnadır; fakat Türkiye’de bu durum istisna değil, iş dünyasının gayriresmi işletim sistemidir. Robert College, Galatasaray Lisesi, İstanbul Erkek, Ankara Fen veya Kadıköy Maarif mezunu bir profesyonel, altmış beş yaşına geldiğinde bile kartvizitinin altına görünmez bir mürekkeple lisesinin adını iliştirir. Peki, Türkiye’nin tepe yönetimlerini şekillendiren bu “okul mafyaları” sahada nasıl çalışıyor?

Robert College: Finansın, Reklamın ve Danışmanlığın Doğal Ağacı

Büyükdere Caddesi boyunca uzanan gökdelenlerin yönetim kurullarına baktığınızda, özellikle özel sermaye fonları (Private Equity), yatırım bankacılığı, yönetim danışmanlığı (McKinsey, BCG, Bain üçlüsü) ve çok uluslu tüketim devlerinde bariz bir Robert ağırlığı hissedilir. Bu bir tesadüf değildir; Robert College’ın eğitim felsefesi, 1860’lardan bu yana Anglo-Sakson pragmatizmini, akıcı bir İngilizce retoriğini ve erken yaşta edinilen bir küresel networking refleksini aşılar.

Robert mezunları arasındaki ilişki, tipik bir mezun dayanışmasından öte “aynı dili ve kodları konuşma” rahatlığıdır. Bir iş toplantısında karşınızdaki kişinin Robertli olduğunu anlamak için diplomasına bakmanıza gerek kalmaz; İngilizce terimleri Türkçenin arasına serpiştirme biçimi, kriz anındaki hafif mesafeli ironisi ve dünyanın herhangi bir finans merkezinde (Londra, New York, Singapur) beş dakika içinde ortak bir tanıdık bulabilme kabiliyeti o kimliği hemen ele verir. Boğaz’ın o dik platosunda geçen yatılı ya da gündüzlü beş yıl, öğrencilere sadece kalkülüs değil; “kendini satabilme” ve küresel sermayeyle gerilimsiz ilişki kurabilme özgüveni kazandırır.

Galatasaray Lisesi: Diplomasi, Holding İçi Hukuk ve Devrecilik Kalesi

Mesele holdinglerin kurumsal omurgasına, hukuk müşavirliklerine, dış ticaret diplomasisine ve geleneksel sanayi hanedanlarına geldiğinde sahne Mekteb-i Sultani’nindir. Galatasaray geleneğinde mezuniyet diye bir kavram yoktur; “devre” vardır. 110. devre, 125. devre, 140. devre… Bu numaralar, mezunların ömür boyu taşıdığı birer kurumsal rütbedir.

Galatasaray ağının iş dünyasındaki gücü, sorgulanamaz hiyerarşi ve karşılıksız dayanışmadan beslenir. Bir holdingin tepe yöneticisi Galatasaraylı ise, stajyer alımında ya da genç uzman seçiminde alt devreden gelen bir adayın dosyasının en üste çıkması kimseyi şaşırtmaz. Üstelik bu ilişkide “abi/abla” hitabı, yönetim kurulu toplantısında bile kısık sesle korunur. Fransız rasyonalizmiyle yoğrulan Galatasaraylılar, kriz anlarında devleti ve regülasyonları en iyi okuyan, kurumsal fırtınalarda gemiyi batırmadan limana yanaştıran soğukkanlı stratejistler olarak holding yönetimlerinde vazgeçilmez bir yer edinir.

Fen Liseleri: Silikon Vadisi’nden Maslak Algoritmalarına Saf Zeka Dalgası

Son yirmi yılda geleneksel kolej hegemonyasını en sert sarsan güç ise Ankara Fen ve İzmir Fen başta olmak üzere devlet fen liselerinin yetiştirdiği mühendislik diasporası oldu. Finans ve pazarlama katlarında kolej mezunları ağırlığını korurken; teknoloji şirketlerinin tepe yönetimleri, yapay zeka girişimleri ve risk sermayesi fonlarının teknik ortaklıkları hızla fen liselilerin denetimine girdi.

ODTÜ ve Boğaziçi bilgisayar mühendisliği amfilerinde pekişen fen lisesi kardeşliği; gece etütlerinde, tükenmez kalem kokulu soru bankası maratonlarında ve TÜBİTAK olimpiyat kamplarında şekillenmiştir. Bu mezunlar birbirini karizmatik konuşmalardan değil; yazdıkları kodun zarafetinden ve çözdükleri problemin derinliğinden tanır. Silikon Vadisi’nde Google, Meta ve Stripe koridorlarında oluşan Türk mühendislik kolonisi incelendiğinde, omurganın Ankara Fen, İzmir Fen ve İstanbul Atatürk Fen üçgeninde kurulduğu görülür.

Holding Odalarında Yankılanan Teneffüs Anıları: 4 Somut Portre

Türkiye’nin en büyük sermaye gruplarını yöneten liderlerin tarzı, çoğu zaman üniversite diplomalarından ziyade lise sıralarındaki alışkanlıklarının bir yansımasıdır:

1. Bülent Eczacıbaşı ve Düyun-u Umumiye Kimya Laboratuvarı (İEL)

Eczacıbaşı Topluluğu’nun Yönetim Kurulu Başkanı Bülent Eczacıbaşı, İstanbul Erkek Lisesi’nin katı Alman disiplininden geçmiş bir Sarı-Siyahlıdır. Alexandre Vallaury’nin tasarladığı tarihi binanın kimya laboratuvarında Alman hocaların nezaretinde titrasyon deneyleri yapan genç Bülent, o yıllarda kazandığı metodik şüphecilik ve analitik titizliği daha sonra Imperial College ve MIT yıllarına taşıdı. Eczacıbaşı Grubu’nun kurumsal toplantılarındaki o tavizsiz dakiklik ve krizleri bağırmadan, sayıların diliyle yönetme kültürü, Cağaloğlu yokuşundaki o sert lise tedrisatının eseridir.

2. Rahmi Koç’un Anderson Hall Yatakhanesi ve Sandal Kürekleri (RC 1949)

Vehbi Koç, oğlu Rahmi Koç’u Robert Kolej’e yatılı verdiğinde idareye tek bir şart koşmuştu: “Diğer çocuklardan hiçbir ayrıcalığı olmayacak.” Anderson Hall yatakhanesinde kendi ayakkabılarını boyayan, sabah 06:30 etüdüne koşan ve okulun kürek takımında Boğaz’ın akıntısına karşı kürek çeken genç Rahmi, Amerikan pragmatizmini ve küresel diplomasinin inceliklerini bu yalı sırtlarında öğrendi. Koç Holding’in Ford, Fiat ve New Holland ile kurduğu onlarca yıllık uluslararası ortaklıkların temelinde, Rahmi Koç’un lise yıllarında edindiği o rahat ve özgüvenli Anglo-Sakson iletişim tarzı yatar.

3. Ali Babacan’ın Kolej Birinciliği ve Münazara Kürsüsü (TED Ankara Koleji 1985)

Türk ekonomi bürokrasisinin ve Dışişleri’nin en genç bakanlarından biri olan Ali Babacan, TED Ankara Koleji’ni 1985 yılında dönem birincisi olarak bitirdi. Okul yıllığında “çantasında asla fazlalık taşımayan, lacivert blazer ceketini teneffüste bile çıkarmayan, matematik sorularını hocadan önce çözen öğrenci” olarak tarif edilen Babacan; okulun İngilizce münazara kulübünde bilediği soğukkanlı ve didaktik hitabet tarzını, yıllar sonra IMF ve Dünya Bankası müzakerelerinde bir kalkana dönüştürecekti.

4. Nevzat Aydın ve Kadıköy-Üsküdar Hattının Girişimci Ruhu (Üsküdar Amerikan)

Türkiye’nin ilk büyük internet çıkışını (589 milyon dolarlık Yemeksepeti satışı) gerçekleştiren Nevzat Aydın, Üsküdar Amerikan Lisesi (UAA) sıralarında okul festivalleri düzenleyen, rock grupları organize eden ve kampüsün en sosyal siması olan bir öğrenciydi. UAA’nın sunduğu hiyerarşisiz, yaratıcı ve sorgulayıcı kültür; kurumsal plazaların kravatlı dünyasına girmek yerine henüz kimsenin inanmadığı bir dönemde internetten yemek siparişi verme çılgınlığına atılacak cesareti ona aşılamıştı.

Sarı-Siyah ve Martı Ruhu: Sanayi ve Üretimin Omurgası

İstanbul Erkek Lisesi’nin Abitur diplomasıyla taçlanan Alman ekolü, Türkiye’nin otomotiv, makine, kimya ve ağır sanayi devlerinde tartışmasız bir tepe yönetici havuzu oluşturur. Bosch, Siemens, Mercedes gibi devlerin Türkiye operasyonlarında veya yerli sanayi devlerinin üretim başkanlıklarında Sarı-Siyahlı mezunlar birer kurumsal orkestra şefi gibidir. Disiplin, analitik netlik ve tavizsiz iş takibi onların alametifarikasıdır.

Öte yandan Kadıköy Anadolu Lisesi (KAL) mezunları, Moda’nın o hafif bohem ama keskin zekalı “Martı” ruhunu yaratıcı sektörlere, yeni nesil dijital ajanslara, e-ticaret platformlarına ve bağımsız girişimcilik ekosistemine taşır.

Sonuç olarak Türkiye’de iş dünyası, yalnızca bilançolar ve çeyrek dönem raporlarıyla yönetilmez. Masanın etrafında oturanların hangi bahçede top koşturduğu, hangi kantinde ilk tostunu yediği ve hangi okulun marşıyla büyüdüğü; en stratejik satın alma kararlarında ve ortaklıklarda bile masanın altındaki en kuvvetli görünmez akıntı olmaya devam etmektedir.