Türk eğitim tarihinde rekabet denildiğinde akla ilk gelen eşleşmeler genellikle bellidir: Galatasaray - Kabataş, Mülkiye - Hukuk, Boğaziçi - ODTÜ. Ancak bu rekabetlerin hiçbiri, taraflarının zihinsel yoğunluğu ve akademik ağırlığı bakımından Ankara Fen Lisesi (AFL) ile İzmir Fen Lisesi (İFL) arasındaki o kırk yıllık sessiz satranç maçıyla boy ölçüşemez.
Bu iki okul arasındaki çekişme ne Boğaz yalılarının mirasına benzer ne de cemiyet hayatının dedikodularına. Bu kavga; TÜBİTAK olimpiyat kamplarında tahtaya yazılan bir analitik geometri sorusunu kimin daha önce çözeceği, ÖSYM sonuç bülteninde ilk 10’a hangi okulun daha fazla isim sokacağı ve MIT, Caltech ya da Stanford doktora kabullerinde hangi ekolün masayı kapatacağı kavgasıdır.
Ankara Fen: Çiğdem Ayazı, Ford Vakfı Mirası ve Kurucu Asalet
1964 yılında, bizzat Ford Vakfı’nın desteği ve ODTÜ’nün efsanevi rektörü Kemal Kurdaş ile bilim insanı Cahit Arf’ın vizyonuyla kurulan Ankara Fen Lisesi, Türkiye’deki tüm fen liselerinin atasıdır. Okulun Çiğdem Mahallesi’ndeki yerleşkesi, Ankara’nın meşhur ayazıyla ve ODTÜ ormanının uğultusuyla yıkanır.
AFL kültürü, katıksız bir devlet ciddiyeti ve askeri disiplini andıran bir yatakhane kardeşliği üzerine kuruludur. Yatakhane pencerelerinden sızan soluk sarı ışıklar altında, gece saat 03:30’da nöbetçi öğretmene yakalanmadan demlenen kaçak çaylar eşliğinde diferansiyel denklem çözmek, bir AFL’linin en büyük varoluşsal ayinidir. Ankara Fenli, kendini “bilimin kurucu muhafızı” olarak görür. Onlara göre İzmir Fen sonradan gelmiş parlak bir kardeştir; ama ekolün patenti Çankaya sırtlarında tescillenmiştir.
İzmir Fen: Ege Rahatlığı, Bornova Rüzgârı ve Sınav Canavarlığı
1983 yılında kurulan İzmir Fen Lisesi ise, Ege Üniversitesi kampüsünün hemen bitişiğinde, Bornova’nın palmiyeleri ve ılık akşam rüzgarları arasında bambaşka bir enerjiyle sahneye çıktı. İFL, Ankara’nın o ağırbaşlı ve bazen kasvetli havasına inat; Ege’nin yaşam sevinciyle saf zekayı birleştirmeyi başardı.
İzmir Fenliler, ders çalışmayı bir eziyet değil, bir yaşam biçimi haline getirmiş efsanevi bir “inek” ordusudur (bu tabir okulda bir hakaret değil, en yüce övgü payesidir). Okulun bahçesinde boyoz ve gevrek eşliğinde yapılan kuantum fiziği tartışmaları, Urla’daki olimpiyat hazırlık kampları ve ÖSYM sınavlarında elde edilen Türkiye birincilikleri serisi, İFL’yi çok kısa sürede AFL’nin tahtına ortak etti. İzmir Fenli rahattır, güleryüzlüdür; ama masaya oturduğunda sınav kitapçığını adeta bir cerrah titizliğiyle parçalar.
ODTÜ ve Bilkent Kantinlerinde Kurulan Lobiler
Bu iki okulun rekabeti lisede bitmez; aksine ODTÜ Bilgisayar/Elektrik-Elektronik, Bilkent Mühendislik ve Boğaziçi amfilerinde daha da alevlenir. Üniversiteye adım attıkları ilk gün, amfinin arka sıralarında kimin AFL, kimin İFL masasını kuracağı bellidir.
AFL masası daha kuramsal, daha felsefi ve kurumsal problemlere odaklanırken; İFL masası hızlı problem çözme, kodlama hackathon’ları ve start-up projelerinde hızla öne geçer. Ancak ilginç bir diyalektik olarak, bu iki lisenin mezunları günün sonunda yine birbirini bulur. Çünkü Türkiye’de bir AFL’linin mizahını ve zihinsel frekansını tam olarak anlayabilecek tek kişi bir İFL’lidir (veya tam tersi).
Efsane Ölçer: Kim Nerede Önde?
- Olimpiyat Madalyaları: Başlangıç yıllarında tartışmasız AFL üstünlüğü varken, son yirmi yılda İFL biyoloji, kimya ve bilgisayar dallarında ibreyi dengelemiştir.
- YKS Birincilikleri: İFL’nin son dönemdeki Türkiye 1., 2. ve 3.‘lükleri sayıca hafifçe öndedir.
- Yurt Dışı Akademik Diaspora: AFL’nin 1960 ve 70’ler mezunlarının ABD üniversitelerindeki kürsü başkanlıkları muazzam bir lobi gücü yaratır; İFL ise yeni nesil Silikon Vadisi ve Avrupa teknoloji merkezlerinde fırtına gibi esmektedir.
Sonuç? Bu kavganın bir kaybedeni yoktur. Biri Çiğdem’in dondurucu rüzgarında zekayı bileyen bir çelik kılıç; diğeri Bornova’nın güneşinde ışıldayan bir lazer neşteridir. Ve Türkiye’nin entelektüel geleceği, bu iki okulun arka sıralarında soru çözen çocukların zihninde nefes alıp vermeye devam etmektedir.
Yatakhanede Pişen Bilim: Tuzlama ve Kaçak Çay Geceleri
Her iki okulun da ruhunu anlamak için gündüz sınıflarına değil, gece yatakhanelerine bakmak gerekir. Ankara Fen’in tarihi yatakhane koğuşlarında, soğuk kış gecelerinde radyatörün üzerine konulan teneke kutularda demlenen çay eşliğinde sabahlara kadar teorik fizik tartışılır. Üst sınıfların alt sınıflara yaptığı “tuzlama” şakaları, acemiliği kırmak ve yatılılık kardeşliğini perçinlemek için yarım asırdır süren bir gelenektir.
İzmir Fen’de ise Bornova’nın hafif esintisinde yurt balkonlarında toplanan olimpiyatçılar, bir sonraki TÜBİTAK sınavında sorulabilecek kombinatorik problemlerini tahtaya yazarak beyin fırtınası yapar. İFL’de ders çalışmak asla bireysel bir yarış değildir; bir problem çözülemediğinde bütün yatakhane katı o sorunun başına toplanır ve çözüm bulunana kadar kimse uyumaz.
TÜBİTAK 33. Ulusal Bilim Olimpiyatları'nda Matematik ve Fizik milli takımlarına seçilen öğrencilerimizi kutluyoruz. AFL laboratuvar geleneği bozkırda ışıldamaya devam ediyor.
#AnkaraFenLisesi #AFL #TUBITAK #BilimOlimpiyatlari
Paylaşım: Temmuz 2026Sonuç: Türk Biliminin İki Lokomotif Rayı
Bugün Boston’dan Zürih’e, Münih’ten Silikon Vadisi’ne kadar dünyanın neresinde ileri teknoloji üreten bir Türk görseniz, geçmişinde ya Çiğdem ayazı ya da Bornova güneşi vardır. Ankara Fen devletin aklı, vizyonu ve kurucu omurgasıdır; İzmir Fen ise Cumhuriyet’in Ege’den yükselen aydınlık, özgür ve durdurulamaz dehasıdır.
Bu rekabet bitmez; çünkü biri diğerini besleyen, biri diğerinin standardını sürekli yukarı çeken iki muazzam kardeştir. Kantinlerdeki kavgalar, olimpiyat salonlarındaki tatlı sürtüşmeler sadece birer dekordur; asıl gerçek, Türkiye’nin en parlak zekalarının bu iki okulun sıralarında memleket sevdasıyla harmanlanmasıdır.


