İstanbul’un kuzey aksında, Göktürk, Sarıyer, Kemerburgaz ve Beykoz villalarında ikamet eden otuzlu yaşlarının ortasındaki beyaz yakalı veya girişimci ebeveynlerin hayatında öyle bir takvim yaprağı vardır ki; hiçbir şirket birleşmesi ya da yönetim kurulu sunumu o günün yarattığı stresle yarışamaz: Anaokulu mülakat haftası.
Dışarıdan bakan masum bir gözlemci için bu süreç, 4 yaşındaki çocukların renkli bloklarla kule yaptığı, pastel boyalarla el resmi çizdiği neşeli bir oyun seansı gibi görünebilir. Ancak konunun uzmanları ve o koridorlarda ter döken veliler bilir ki; burası Türkiye’nin en acımasız, en ince elenip sık dokunan “feeder okul” eleme merkezidir. Zira hedef bellidir: Çocuğu anaokulundan içeri sokmak; 12 yıl sonra LGS stresine girmeden doğrudan lise diplomasına, oradan da ver elini Ivy League veya Avrupa üniversitelerine uzanan kesintisiz bir imtiyaz tüneline bağlamaktır.
Mülakat Koçluğu Sektörü: 3 Yaşındaki Dehayı Kurgulamak
Son yıllarda Nişantaşı, Bebek ve Bağdat Caddesi’nde mantar gibi türeyen “Okul Öncesi Değerlendirme Danışmanları”, saatlik ücreti binlerce lirayı bulan seanslarla çocukları bu mülakatlara hazırlar. Bu seanslarda 3.5 yaşındaki çocuğa öğretilen şey sadece şekilleri ayırt etmek değildir:
- Göz teması kurarak el sıkışmak (Amerikan kolej kültürüne erken adaptasyon),
- Sırasını beklerken öfke nöbeti geçirmemek (sosyal uyum puanı),
- Önüne konulan oyuncak legoyu diğer çocukla “paylaşır gibi yapmak” (liderlik ve empati simülasyonu),
- Ve en önemlisi: Asla ağlamamak.
Bir pedagogun gizli not defterinden sızan fısıltıya göre; çocuğun mülakatta legoları üst üste dizmesi yetmez; “Ben bu kuleyi yaparken arkadaşımın da fikrini aldım” diyebilecek sosyo-duygusal kıvraklığı göstermesi beklenir. 4 yaşındaki bir çocuktan beklenen bu kurumsal olgunluk, pek çok holding direktöründe dahi bulunmamaktadır.
Asıl Sınav Veliyedir: Anne-Baba Mülakat Odası
Çocuklar içeride pedagogların gözetiminde oyun oynarken, bitişik salonda asıl büyük drama sahnelenir: Aile mülakatı.
Kolej yönetimleri ve vakıf kurulları, okula sadece bir öğrenci değil; bir “aile ekosistemi” kabul ettiklerinin bilincindedir. Masanın karşı tarafında oturan okul direktörü ve psikolojik danışman, anne ve babayı çapraz sorguya çeker. Sorulan sorular görünüşte masumdur:
- “Hafta sonları ailecek neler yaparsınız?” (Tercümesi: Kültürel sermayeniz nedir? Sanat galerisi mi geziyorsunuz, AVM’de mi kayboluyorsunuz?)
- “Evde dijital ekran sınırınız nasıl?” (Tercümesi: Çocuğu tabletin önüne atıp kurtulan ihmalkar ebeveynlerden misiniz?)
- “Okul aile birliğinde nasıl bir rol almak istersiniz?” (Tercümesi: Okulun kermeslerine, burs fonlarına ve bağış gecelerine ne kadar maddi ve lojistik katkı sağlayabilirsiniz?)
Anne ve babanın kılık kıyafeti, sessiz lüks (quiet luxury) kodlarına uygun olmalıdır. Aşırı gösterişli logolar sonradan görmelik olarak mimlenirken; özenle seçilmiş sade bir şıklık, entelektüel duruş ve akıcı bir diksiyon altın puan değerindedir.
Kura Çekilişleri ve Gizli Yedek Listeler
Puanlama bittiğinde geriye en sancılı aşama kalır: Kontenjanın katbekat üzerindeki başvurular arasında yapılan kura çekilişleri ya da vakıf yönetiminin inisiyatifindeki gizli sıralamalar. Çocuğu asil listede çıkan aileler bahçede şampanyalar patlatırken; yedek listenin 4. sırasında kalanlar, mezunlar derneğindeki tanıdık abileri, holding ortaklarını veya bakanlık referanslarını devreye sokmak için telefon trafiğine başlar.
Bu yarışın trajikomik tarafı; 4 yaşındaki çocuğun tüm bu hengameden bihaber, sadece kendisine hediye edilen balonun rengiyle ilgilenmesidir. Anne ve babalar ise çocuklarının geleceğini kurtardıkları yanılsamasıyla derin bir nefes alır; ta ki 4 yıl sonra ortaokul geçiş sınavı dedikoduları başlayana kadar. Feeder okul yarışı, Türkiye burjuvazisinin asla bitmeyen, sadece dekoru değişen en pahalı maratonudur.
WhatsApp Gruplarında Savaş: Annelerin Taktik Masası
Mülakat tarihleri yaklaştıkça, hedef okullara göre ayrılmış veli WhatsApp ve Telegram gruplarında adeta bir istihbarat savaşı yaşanır. “Geçen yıl x okulunda pedagog çocuğa hangi masalı anlattırmış?”, “Mülakata giderken anne topuklu ayakkabı giymeli mi, yoksa spor-şık mı olmalı?”, “Babanın mezun olduğu lise başvuru formunda özellikle vurgulanmalı mı?” gibi sorular gecenin geç saatlerine kadar tartışılır.
Hatta bazı aileler, çocuklarının dikkat dağınıklığı yaşamaması için mülakattan bir hafta önce evdeki tüm televizyon ve tabletleri kaldırıp “dijital detoks kampı” ilan eder. 4 yaşındaki bir çocuğun önüne organik ahşap oyuncaklar konularak yapılan bu yoğun prova seansları, modern metropol ebeveynliğinin ulaştığı nevrotik mükemmeliyetçiliğin en çarpıcı belgesidir.
Feeder Okul Yanılsaması: Garantili Gelecek Satın Alınabilir mi?
Peki, anaokulundan itibaren bu milyonluk değirmene giren çocukların kaçı gerçekten hedeflenen zirvelere ulaşıyor? İstatistikler, anaokulundan liseye kadar aynı kurumda kalan öğrencilerin bir kısmının lise yıllarında ciddi bir motivasyon kaybı ve tükenmişlik yaşadığını gösteriyor.
Buna karşın veliler için anaokulu mülakatı, bir okul seçiminden ziyade “sosyal çevre garantisi”dir. Çocuğun kimlerle arkadaşlık edeceği, hafta sonu hangi doğum günü partilerine davet edileceği ve ebeveynlerin hangi iş insanlarıyla okul aile birliğinde dirsek teması kuracağı; o 4 yaş mülakatının asıl görünmeyen bilançosunu oluşturur. İstanbul’un seçkin kolejleri, bilgi değil aidiyet ve statü satan en karlı anonim şirketler gibi işlemeye devam etmektedir.


