Ocak ayının dondurucu bir perşembe sabahı, saat 08.45. Antalya Belek’te kış dalgalarının sahili dövdüğü beş yıldızlı bir kongre otelinde, bir özel öğretim sempozyumunun açılışından önce arka koridordaki küçük salonda gayriresmi bir kriz masası kurulmuştur.
Havaya Rize çayı, filtre kahve ve ter kokusu sinmiş. Yuvarlak masanın etrafında Çamlıca’dan Göktürk’e, Çayyolu’ndan Urla’ya uzanan zincir okulların kurucuları ve finans direktörleri oturuyor. Kravatlar çoktan gevşemiş, projeksiyon perdesinde maliyet grafikleri yukarı tırmanıyor.
İki kampüslü bir zincirin kurucusu, hesap makinesini deri sümene vurur: — “Beyler, kimi kandırıyoruz? Doğalgaz faturası katlanmış, mutfakta üç kap yemeğin maliyeti uçmuş. Bakanlık yine tavanı enflasyonun altında açıklarsa şubatta yarı olimpik havuzun suyunu boşaltırım, yabancı hocaların yarısıyla vedalaşırım!”
Masadaki tecrübeli bir başka okul sahibi çayından bir yudum alıp gülümser: — “Sakin ol Şevket Bey. Ankara eğitim ücretine tavan koysun, sorun değil. Yemek de servis de o tavanın dışında. Formülü biliyorsun; yeter ki veli uyanıp Tüketici Hakem Heyeti’ne toplu dilekçe vermesin.”
Türkiye’de yüz binlerce öğrencinin ve öğretmenin yılı, her kış Ankara bürokrasisi ile okul sahipleri arasında oynanan bu “tavan zam satrancı”yla belirlenir.
Bakanlık Koridorlarında Excel Tabloları
Aralığın son haftasından şubat ortasına kadar süren dönem, özel öğretim sektörünün en uykusuz takvimidir. Bir yanda asgari ücret artışları, enerji enflasyonu, kampüs kiraları ve dövize endeksli lisans giderleriyle bunalan okul yönetimleri; diğer yanda kredi kartı limitleriyle taksit kovalayan veliler.
Sektör temsilcileri Ankara’da Özel Öğretim Kurumları Genel Müdürlüğü’nün kapısını aşındırır. Masaya konan dosyalarda bir öğrencinin okula maliyeti kalem kalem hesaplanmıştır:
- Elektrik, jeneratör yakıtı ve merkezi iklimlendirme,
- SGK işveren payları ve kıdem tazminatı karşılıkları,
- IB, Cambridge ve AP programları için frank ve sterlinle ödenen bedeller,
- Dijital kütüphaneler ve bulut öğrenme lisansları.
Bürokrasinin cevabı ise kamuoyu baskısının ağırlığını taşır: veliler şikâyet hatlarını doldurmaktadır, eğitim harcamaları enflasyon sepetinin en hassas kalemidir ve tavan ilan edilecektir. O sınır açıklandığı an, asıl yaratıcı finans mühendisliği başlar.
Formülden Tavana
Ücret artışı uzun yıllar yönetmelikteki ÜFE-TÜFE ortalamasına bağlı bir formülle hesaplandı. Enflasyonun hızlandığı yıllarda bu hesap okulları da veliyi de aynı anda mutsuz eden bir denkleme dönüştü; bakanlık oranları her yıl ayrıca ilan etmeye başladı. 2026-2027 için tavan, devam eden öğrencilerde yüzde 30,74, kademe başlangıcı olan 1., 5. ve 9. sınıflarda yüzde 43,92 olarak açıklandı. Türkiye Özel Okullar Derneği (TÖZOK) ise hesapta yalnızca aralık ayı verisinin esas alınmasının haksızlık yarattığını savunarak Danıştay’a gitti.
Kâğıt üzerinde veli derneklerini sevindiren bu kararlar sahadaki maliyetle çarpıştığında bir bütçe kara deliği doğar. Eğitim ücreti sınırlanınca açığın faturası başka kalemlere yazılır.
“Yan Hizmetler” Borsası: Trüf Mantarlı Kuru Köfte
Eğitim harcına getirilen sınır, sektörde “yan hizmetler ekonomisi” denen bir gölge pazar yarattı. Yemek, kırtasiye, kıyafet ve kampüs hizmetleri, tavanın uzanamadığı yerde büyüdü.
Şubatta Levent, Göktürk ya da Çayyolu’ndaki bir kolej velisinin eline geçen kayıt yenileme sözleşmesi bir bulmacadır: tavana uygun bir eğitim ücreti, altında zorunlu yemek, “eğitim materyali, dijital portal ve etkinlik paketi” ve üç polo tişörtle bir eşofmandan oluşan okul kıyafeti. Toplam, eğitim ücretinin neredeyse iki katıdır.
Bağdat Caddesi’nde oturan bir banka direktörü anne, veli grubuna gece yarısı isyan mesajı gönderir:
“Arkadaşlar delirmek üzereyim! Tavan kondu diye seviniyorduk; bugün okula gittim, yemek parası eğitim ücretinin yarısı. Çocuk günde bir tabak nohutlu pilavla iki kuru köfte yiyor. Hesapladım; çocuk okulda trüf mantarlı antrikot mu yiyor? Müdür yardımcısı da ‘Yemek almazsanız kayıt yenileyemeyiz’ diyor!”
Veli gruplarındaki infial zaman zaman tüketici hakem heyetlerine taşınır. Zorunlu yemek ve kitap satışına itiraz eden velilerin lehine kararlar haberlere konu olur; bir sonraki kayıt döneminde ise kalemin adı “Entegre Kampüs Yaşam Hizmeti” olur ve oyun yeni adıyla devam eder.
Parıltılı Tabelaların Görünmeyen Kurbanı
Bu ciro pastasındaki en acı çelişki öğretmenler odasında yaşanır.
Lobisinde kuyruklu piyano, koridorlarında akıllı ekranlar bulunan zincir kolejlerde veliden yüz binlerce lira tahsil edilirken, o çocuklara haftada 30 saati aşkın ders anlatan 26 yaşındaki bir İngilizce öğretmeninin maaşı zaman zaman asgari ücretin bir tık üzerindedir.
Teneffüs zili çaldığında konuşulanlar meselenin özetidir: — “Zehra Hocam duydun mu, yemek parasını yine artırmışlar. Hesapladım; bir çocuğun yıllık tabldot parası benim altı aylık maaşım. Hafta sonu etütleri için de tek kuruş ek ders yok.”
Bu uçurum, özel okul öğretmenlerinin taban maaş mücadelesini alevlendirdi. 5580 sayılı Kanun’da yer alan, özel okul öğretmeninin ücretinin kamudaki dengi öğretmenin aylığından az olamayacağı hükmü 2014’te 6528 sayılı Kanun’la kaldırıldı; sendikalar o günden beri bu fıkranın geri gelmesini istiyor.
Özkaynakları güçlü vakıf okulları (Koç Okulu, TED Ankara Koleji, ENKA Okulları, Hisar Okulları) kâr amacı gütmeyen yapıları ve kendi kampüsleri sayesinde bu tartışmanın daha sakin kıyısında durur; zincir okulların öğretmenler odası ise fırtınanın tam ortasındadır.
Muhasebe Odasında Erken Kayıt Ruleti
Mart geldiğinde kayıt ve muhasebe servisleri borsa seans odasına döner. Randevu sırasındaki veliler, çocuklarının arkadaş çevresini korumak için kurumsal iletişim müdürüyle psikolojik bir savaşa girer.
Müdür sümen kapağını kapatıp sesini alçaltır: — “Cem Bey, kontenjanımız bu sene çok kısıtlı. Yönetim kurulumuzun eski velilerimize özel bir inisiyatifi var: Mart sonuna kadar peşin ya da üç taksitle öderseniz materyal paketinden yüzde 15 tenzilat. Nisanı beklerseniz, LGS döneminde dışarıda bekleyen 80 kişilik listemiz var; bu masayı aynı şartlarla bir daha bulamazsınız.”
Veli; çocuğunun okulundan kopmaması, alıştığı öğretmenler ve evin yakınlığı gibi duygusal prangaların kıskacındadır. Bir yanda ihtiyaç kredisi, diğer yanda bozdurulan altınlar. POS cihazından uzun bir slip çekilir. Veli odadan ferahlamış değil, on iki aylık bir yükün altında yenilmiş olarak çıkar.
Kapanan Kampüsler
Tavan ile maliyet arasındaki bu kısır döngü, son yıllarda plansız büyüyen bazı zincir okulların kapanmasına ya da alelacele devredilmesine yol açtı. AVM katlarında, kiralık plaza katlarında “kolej” tabelası asılan işletmelerin bir kısmı, peşin toplanan kayıt ücretleriyle borç döndüremeyince kapısına kilit vurdu; ardında okulsuz kalan öğrenciler ve maaşını alamayan öğretmenler bıraktı.
Belek’teki salonda sempozyumun açılış anonsu yapıldığında kriz masası dağılır. Şevket Bey hesap makinesini çantasına koyarken son sözü söyler: — “Havuzu boşaltmayacağım. Ama suyu artık yan hizmet olarak faturalıyoruz.”



