Mayıs ortasında ılık bir çarşamba, öğle teneffüsü. Erenköy Kız Lisesi’nin bahçesinde zil yeni çalmış. Ağaçların gölgesi avluya vuruyor; havada leylak, nemli toprak ve kantinden yayılan simit kokusu var.

Müzik odasının pencereleri ardına kadar açık. İçeriden bir piyano sesi geliyor: Chopin’in bir noktürnü. Tuşlara dokunan on birinci sınıf öğrencisi Zeynep, bir yandan pedala basarken bir yandan da piyanonun kapağına dayadığı kimya test kitabına göz ucuyla bakıyor.

Piyano bahçeye taştığında banklardaki kızlar seslerini alçaltmıyor; tersine, tartışmalar hararetleniyor. Bir köşede bir bilim projesinin deney basamaklarını tartışan üç öğrenci, öbür köşede tiyatro provası için replik ezberleyen son sınıflar.

Burası, Osmanlı’nın son döneminden bu yana kız öğrencilerin eğitim gördüğü İstanbul’un köklü kız liselerinden biri. Ve tarihi kız liselerinin hikâyesi, Türk kadınının kamusal hayata çıkışının hikâyesinden ayrılamaz.


Köşklerde Doğan Okullar

Bugünün beton okul binalarının bilmediği bir mekân hafızası vardır tarihi kız liselerinde. Bu okulların çoğu, yüksek tavanlı Osmanlı köşklerinde doğdu.

  • Erenköy Kız Lisesi (1911): Rıdvan Paşa Köşkü’nde “Kız Numune Mektebi” adıyla eğitime başladı ve 1916’da liseye dönüştü. Maarif köşkü satın aldı; yakındaki Hacı Hüseyin Paşa Köşkü de alınarak yatakhane yapıldı.
  • Çamlıca Kız Lisesi (1913): “Çamlıca İnas Sultanisi” adıyla, Osmanlı’nın ilk yatılı kız okullarından biri olarak açıldı. Mimar Kemaleddin’in tasarladığı, dört katlı ve elli dört odalı Ahmet Ratip Paşa Köşkü’nde eğitim verdi. Maarif binayı 1908’de satın almıştı.
  • Kandilli: Boğaz’ın Asya yakasında, Kandilli sırtlarındaki Adile Sultan Kasrı da 1925’te yatılı okul olarak Maarif’e tahsis edilen yapılardan biriydi. Kasır bugün kültür merkezi olarak kullanılıyor; 2014’ten beri bir odasında Hababam Sınıfı Müzesi var.

Bu köşklerin koridorlarında yürüyen bir genç kız, kendinden önce aynı merdivenleri çıkan kuşakların izini hissederdi. Ahşap tırabzanlardan süzülen ışık, müfredattan çok bir sorumluluk duygusu taşırdı.


Komşu Gelenekler: Sion ve Üsküdar

Kız lisesi ekolü yalnızca devlet okullarından ibaret değildi. Harbiye’deki Notre Dame de Sion, 27 Kasım 1856’da açıldı ve Vikipedi’ye göre Türkiye’de resmen açılan ilk kız lisesi oldu. Okula kısa süre içinde farklı inançlardan öğrenciler katıldı; Müslüman öğrenciler 1863’ten itibaren geldi. Yaklaşık 140 yıl kız okulu olarak çalışan Sion, 1996-1997’de karma eğitime geçti.

Asya yakasında ise Üsküdar Amerikan Lisesi’nin kökleri 1873’te İzmit yakınlarındaki Bahçecik’te açılan bir kız okuluna uzanır. Okul 1921’de Bağlarbaşı’ndaki kampüse yerleşti ve 1926’da Üsküdar Amerikan Kız Lisesi adını aldı. Bağlarbaşı ile Çamlıca’nın aynı sırtları paylaşması, Asya yakasını bir dönem kız okullarının yoğunlaştığı bir bölge yapmıştı.

Devlet okulunun köşkü, Fransız rahibelerin binası, Amerikan kampüsü: Üç farklı gelenek, aynı hedefe hizmet etti. Kızların okuması, yazması ve meslek sahibi olması.


Yatakhane Geceleri

Tarihi kız liselerini efsaneleştiren damarlardan biri yatılılık kültürüydü. Anadolu’nun farklı şehirlerinden gelen on bir-on iki yaşındaki kızlar, Haydarpaşa Garı’na inip valizleriyle bu köşklerin kapısından girerdi.

Mezunların anlattığı hikâyelerde yatakhanelerin yazılı olmayan yasaları hep aynıdır:

  1. El feneri edebiyatı: Işıklar söndükten sonra yorganların altında Çalıkuşu ya da Sabahattin Ali öyküleri okunur, sonraki ranzaya fısıltıyla aktarılır.
  2. Hayalet hikâyeleri: Üst sınıftaki ablalar, yeni gelenlere köşkün eski sahiplerine dair korkutucu hikâyeler anlatır. Hiçbirinin kaynağı yoktur; hepsi her yıl biraz daha büyür.
  3. Gizli çay: Nöbetçi öğretmenin ayak sesleri koridorun sonunda kaybolunca saklanan çaydanlık ortaya çıkar; çay eşliğinde trigonometri problemleri çözülür.

Erenköy’de yatılılık 1990’da sona erdi. Yatılı bölümün binasında İstanbul Anadolu Güzel Sanatlar Lisesi açıldı. Ama eski yatılıların mezunlar gününde anlattığı hikâyelerin yarısı hâlâ o koğuşlarda geçer.


Kızların Kürsüsü

Tek cinsiyetli okulların avantajları ve dezavantajları bugün eğitim araştırmacılarının tartıştığı bir konu. Ama tarihi kız liselerinin mezunları kendi deneyimlerini genellikle tek cümleyle özetler: Okulda “erkek işi” diye bir şey yoktu.

Sınıf başkanlığı, münazara takımı kaptanlığı, laboratuvar asistanlığı, tören flaması, edebiyat matinesinde kürsüye çıkıp şiir okumak: Hepsi zaten kızların işiydi. Mezunlar bu deneyimi, sonradan girdikleri karma ortamlarda kendilerine güven veren bir hazırlık olarak anlatır.

Erenköy Kız Lisesi’nin mezunları arasında arkeolog Jale İnan da var. Türkiye’nin ilk kadın arkeologlarından biri olan İnan’ın yolunun bir kız lisesinden geçmesi, bu okulların kadınları bilimin ve mesleklerin içine taşıyan rolünün iyi bir örneğidir.


1945 Yangını

Tarihi kız liselerinin geçmişi yalnızca başarılarla değil, felaketlerle de örülüdür. 22 Şubat 1945 gecesi Erenköy Kız Lisesi’nin binası yandı.

Okul eğitime ara vermedi: Dersler yangından kurtulan bölümde sürdürüldü ve yeni binanın inşaatına başlandı. 1947’de gündüzlü eğitime geçildi; okul 1954-1955 öğretim yılında tamamlanan yeni binasına taşınarak yeniden yatılı olarak çalışmaya başladı. 1997’de okula yeni bir bina daha eklendi.

Yangın gecesinin hikâyesi, Erenköylü mezunlar arasında kuşaktan kuşağa aktarılır. Köşkün yanışını izleyen öğrencilerin sonraki sabah derse gelmesi, okulun en çok anlatılan direniş hikâyesidir.


Karma Eğitim Tartışması

1970’ler ve 1980’lerde Türkiye’de pek çok tek cinsiyetli lise karma eğitime geçti. Erenköy Kız Lisesi’nde de 1979’da erkek öğrenci kabulü denendi; ancak bu uygulama yalnızca bir buçuk yıl sürdü ve okul yeniden kız lisesi oldu.

Çamlıca’nın hikâyesi farklı bir yol izledi. Okul Birinci Dünya Savaşı sırasında kapandı, savaştan sonra Çamlıca Kız Lisesi adıyla yeniden açıldı. Cumhuriyet’in ilk yıllarında, 1923-1934 arasında ortaokul olarak çalıştı; 1939’da yatılı lise olarak yeniden açıldı ve 2008’de Çamlıca Kız Anadolu Lisesi’ne dönüştü. Bugün dersler tarihi köşkte değil, modern bir okul binasında yapılıyor.

Kız liselerini tanımayanlar, onları zaman zaman içe kapalı okullar sanır. Mezunların cevabı ise genellikle kendi kariyerleridir: Hekimler, hukukçular, mühendisler, öğretmenler, sanatçılar.


Mezunlar Günü

Erenköy Kız Lisesi’nin mezunlar günü her yıl nisanın son pazarıdır. O gün bahçeye farklı kuşaklardan yüzlerce kadın toplanır. Aralarında yetmişlerini, seksenlerini aşmış eski yatılılar da vardır, geçen yıl mezun olup üniversiteye başlamış gençler de.

Bastonlar, tekerlekli sandalyeler ve spor ayakkabıları aynı avluda buluşur. Eski yatılılar koğuşlarını, yangından sonraki yılları, yeni binaya taşınmayı anlatır; yeni mezunlar ise okulun bugününden söz eder. Öğleden sonra herkes devre devre fotoğraf çektirir; en kalabalık devre ile en eski devre arasında gizli bir yarış vardır. Akşam olduğunda bahçe boşalır, ama sözler bir sonraki nisan için verilmiştir.


Kapanış

Bahçede piyano yine çalıyor. Zeynep noktürnün son ölçüsüne gelmiş; kimya test kitabı hâlâ piyanonun üstünde açık.

Teneffüs bitiyor, zil çalıyor. Zeynep kapağı kapatıyor, test kitabını alıp sınıfa koşuyor.

Chopin yarım kaldı. Hidrokarbonlar bekleyemezdi.