Nisanın ilk haftası, Türkiye saatiyle gece 01.55.
Arnavutköy sırtlarında, Boğaz’ın serin rüzgârıyla uğuldayan Robert College kampüsünde Gould Hall’un mermer basamaklarında çıt çıkmaz. Çimlere çökmüş, sırt çantalarını yastık yapmış son sınıf öğrencilerinin yüzleri telefonların mavi ışığıyla aydınlanır. Aynı dakikalarda Boğaz’ın karşısında, Bağlarbaşı’nda Üsküdar Amerikan Lisesi’nin bahçesinde ve Tuzla’da Koç Okulu’nun kütüphane terasında da aynı sessizlik vardır.
ABD’nin doğu yakasında saat 19.00’u vurduğunda, lise dünyasının en acımasız takvimi işlemeye başlar: Ivy Day. Sekiz Ivy League üniversitesinin kabul portalları aynı akşam açılır.
Saat 02.00’de titreyen parmaklar yenile tuşuna basar. Birkaç saniye sonra Gould Hall merdivenlerinde bir çığlık geceyi yarar: — “Harvard kabul etti! Tam burs!”
Anadolu’nun bir kasabasından LGS’yle gelip okulda burslu ve yatılı okuyan matematik meraklısı Sinan dizlerinin üzerine çökmüştür. Ekrandaki dijital konfetilerin altında “Welcome to Harvard” yazar. Koğuş arkadaşları üzerine atlar, sevinç çığlıkları Boğaz’a yayılır.
Birkaç metre ötede Levent’ten gelen Selin ekranını sessizce kapatır. Columbia’dan bekleme listesi gelmiştir. Gözyaşlarını silerken okulun üniversite danışmanı Suzan Hanım yanına oturur: — “Toparla kendini Selin. Columbia bekletti ama cebinde Bocconi ve Toronto var. Dünyanın sonu değil; strateji çalıştı, açıkta kalmadın.”
Bu gece, dört yıllık uykusuz gecelerin, AP ve IB sınavlarının, onlarca kez yeniden yazılan kişisel denemelerin hasat anıdır.
Danışmanlık Ofislerinin Disiplini
Dışarıdan bakınca bu okullardan iyi bir üniversiteye girmek yalnızca yüksek notla açıklanır. Koridorları bilenler için ise iş biraz da diplomasidir.
Bu okulların yurt dışı üniversite danışmanlığı ofisleri sıradan bir rehberlik servisi değildir. Danışmanlar, üniversitelerin kabul ofisleriyle yıllardır yazışan, hangi okulun hangi profile ilgi gösterdiğini sezen ve öğrencileri bir satranç ustası titizliğiyle haritaya yerleştiren insanlardır.
En kritik savaş kasımda, Early Decision döneminde verilir. Öğrenci yalnızca bir üniversiteye bağlayıcı erken başvuru yapabilir; kabul alırsa gitmek zorundadır. Danışmanlar, okulun en parlak beş öğrencisinin aynı okula başvurup birbirini kırmasını istemez.
Ağustosta danışman odasına gelen bir velinin masaya vurduğu sahne her okulda tanıdıktır: — “Oğlum Stanford’a başvuracak, başka okul tanımam!”
Danışman dosyayı önüne koyar: — “Beyefendi, oğlunuzun puanları çok iyi. Ama bu yıl aynı okula başvurmak isteyen olimpiyat madalyalı iki arkadaşı daha var. Israr ederseniz üçü birden riske girer. Bence Emir’in profili Chicago’ya daha uygun.”
Veli önce öfkelenir, sonra boyun eğer.
Bu güvenin arkasında okulun “school profile” belgesi durur. Kabul komiteleri köklü bir okulun transkriptinin şişirilmediğini bilir; orada alınan bir 88, denetimsiz bir okulun 100’ünden daha çok şey söyler.
İki Ana Yol: Amerikan Kampüsü ve Abitur
Bu okulların mezunları kabaca iki ana yola dağılır.
Amerikan ve İngiliz kolejleri geleneğinden gelen Robert College, Üsküdar Amerikan ya da Koç Okulu’nda danışmanlık ofisleri ABD, Kanada ve İngiltere’ye yoğunlaşır. Enka Okulları’nda lisede okutulan AP dersleri de Kuzey Amerika başvurularına göre biçimlenmiştir.
Alman Lisesi ise bambaşka bir koridordur. İstanbul Lisesi ile birlikte Türkiye’de Abitur veren iki okuldan biri olan okulun mezunları için Almanca konuşulan Avrupa’nın üniversiteleri doğal hedeftir; Abitur, Alman ve İsviçre üniversitelerinin kapısını açan en güçlü anahtarlardan biridir.
Tünel’deki okulun kabul gecesi bu yüzden çok daha sessiz geçer. Ivy Day yoktur, gece yarısı portal yoktur; öğrenciler başvurularını sakin sakin yapar, cevaplar yazın gelir. Robert’li arkadaşları nisan gecesinde çimlerde ağlarken Alman Lisesi’nden bir kız WhatsApp’a tek satır yazar: “Bizde heyecan haziranda, Abitur sözlüsünde. Şimdi uyuyorum, iyi geceler.”
Dolar ve Büyük Eksen Kayması
Son yıllarda kolej mezunlarının rotasında belirgin bir kayma var. Merkezde tek bir faktör durur: Amerikan üniversitelerinin maliyeti.
ABD’de üst düzey bir özel üniversitenin harç, yurt, sigorta ve yaşam giderleri toplamı yıllık 90 bin doları aşabilir. Dört yıllık bir lisansın lira karşılığı, varlıklı aileleri bile hesap yapmaya zorlar.
Bu tablo Kıta Avrupası’na doğru bir yönelimi hızlandırdı:
- Hollanda: İngilizce programları ve görece makul harçlarıyla Delft, Amsterdam ve Rotterdam üniversiteleri çok sayıda kolej mezununun listesinde üst sıralara çıktı.
- İtalya: Milano’daki Bocconi finans ve işletmede, Politecnico di Milano mimarlık ve tasarımda kolej velilerinin yeni gözdesi.
- Almanya: Devlet üniversitelerinin çoğunda harç çok düşük ya da yok; Almanca bilen mezunlar için hâlâ en güvenli liman. (Münih Teknik Üniversitesi gibi bazı kurumlar AB dışından gelenler için harç almaya başladı.)
Burslu Çocukların Zaferi
Bu okulların en çok anlattığı hikâyeler, cemiyet sayfalarındaki ailelerin çocuklarından değil, burslu öğrencilerden çıkar.
Yatakhanelerde sabahlayan bu gençler, kütüphanede asistanlık yapar, hafta sonları robotik atölyesinde kod yazar. ABD’nin bazı seçkin üniversiteleri uluslararası adaylara da “need-blind” kabul uygular: Öğrenciyi maddi durumuna bakmadan değerlendirir ve ailenin karşılayamadığı kısmı hibe bursla tamamlar.
Gece yarısı yatakhanede annesini arayan Konyalı bir memur çocuğunun hıçkırıkları, bu sistemin en güzel yanıdır: — “Anne… Kabul mektubunu aldım. Uçak biletimi, yurdumu, her şeyi ödüyorlar. Tek kuruş istemiyorlar. Başardım…”
Koridorda nöbetçi edebiyat öğretmeni gözlerini siler, yanındaki genç belletmene fısıldar: — “Bu kapıdan giren tek bir çocuğu bile böyle dünyaya fırlatabiliyorsak, bütün uykusuzluklara değer.”
Başvuruların Yazılı Olmayan Kuralları
- Mükemmel öğrenci tuzağı: Tam puan almak yetmez. Kabul ofisleri her yıl tam puanlı binlerce adayı reddeder; aranan şey kusursuz bir robot değil, özgün bir merak ve hikâyedir.
- Deneme mahremiyeti: Kompozisyonda kayak kamplarını ya da dedenin fabrikasını anlatmak peşinen intihardır. Komite, adayın bir başarısızlıkla nasıl yüzleştiğini görmek ister.
- Danışman mektubunun ağırlığı: Danışmanın tavsiye mektubu bir dosyanın kaderini belirleyebilir; bu yüzden ofisle ego savaşına girmek akıllıca değildir.
- Erken başvuru sadakati: Bağlayıcı başvurudan kabul alıp “Fikrimi değiştirdim” diyen öğrenci, okulun o üniversitedeki itibarını arkadaşları adına riske atar. Mezun camiasında bunu unutturamaz.
Dış Hatlar Terminali
Ağustosun son haftası, İstanbul Havalimanı dış hatlar terminali.
Pasaport kontrolünün önünde, sırtlarında kırmızı, lacivert, gri ve sarı-siyah üniversite svetşörtleriyle onlarca genç durur. Bavullara memleket tarhanası, zeytin ve okul armalı lacivert blazerlar sıkıştırılmıştır.
Anneler gözyaşlarını silerken babalar dimdik durmaya çalışır: — “Kendine iyi bak oğlum. Memleketi unutma.”
Sinan pasaport kontrolünden geçmeden önce dönüp el sallar; sırt çantasında Gould Hall basamaklarında o gece açık kalan laptop vardır. Annesi son kez seslenir: — “Oğlum, Harvard’da da kalorifer yanıyor değil mi?” — “Yanıyor anne. Bostonlular bizden çok üşüyor zaten.”



