Son yirmi yılda köklü yabancı liselerde ve vakıf okullarında okuyan öğrencilerin gelecek hayalinde büyük bir kırılma yaşandı. 2000’lerin başında Robert Kolej, Koç Okulu, Üsküdar Amerikan Lisesi, Enka Okulları ya da Hisar Okulları mezunlarının önemli bir kısmı Boğaziçi’ni, ODTÜ’yü, Koç Üniversitesi’ni hedeflerken; bugün bu okulların son sınıflarında yurt dışı, tartışmasız bir ana rota haline geldi.

Ama küresel yükseköğretim arenasında rekabet hiç olmadığı kadar sert. En seçkin üniversitelerde kabul oranlarının tek haneye inmesi, arkasında yeni bir gölge endüstri doğurdu: bağımsız yurt dışı başvuru danışmanlığı.

Etiler, Bebek ve Nişantaşı’ndaki manzaralı teraslarda çalışan bu butik ajanslar, on dört yaşındaki çocukların ergenliğini kabul komitelerinin beklentilerine göre yeniden kuran, saat ücretleri dolarla konuşulan modern birer imtiyaz atölyesidir.


Nişantaşı, Perşembe 16.45: Sözleşme Masası

Perşembe ikindisi, saat 16.45. Nişantaşı’nda Art Deco bir binanın çatı katı. Minimalist meşe mobilyalar, fonda usulca çalan caz, havada incir kokulu bir mum. Burası, varlıklı ailelerin çocuklarını Ivy League kapılarına hazırlayan bir butik ajansın merkez ofisi.

Masanın bir tarafında köklü bir kolejin 10. sınıf öğrencisi Defne ve şirket avukatı annesi Şebnem Hanım oturuyor. Karşılarında, Amerika’da bir üniversitenin kabul ofisinde çalışmış olan baş danışman Derin Hanım. Masadaki antetli sözleşmede paket bedeli yazılı: 48.000 USD.

Derin Hanım Defne’nin transkriptine bakar: — “Şebnem Hanım, Defne’nin ortalaması çok güzel. SAT tahmini de yüksek. Ama açık konuşayım: Bu rakamlar en seçkin okullar için tek başına bir şey ifade etmiyor. Singapur’dan, Seul’den, Londra’dan başvuran on binlerce aday zaten bu notlara sahip. Bize sıra dışı, kabul komitesini etkileyecek bir kişisel anlatı lazım. Dört yılda Defne’yi sadece sınava hazırlamayacağız; onun hikâyesini bir sanat eseri gibi kuracağız.”

Şebnem Hanım tereddüt etmeden kalemini çıkarıp imzalar. Onun gözünde bu imza, kızının geleceğini öngörülemeyen bir ülkeden koparıp Boston’ın güvenli limanına bağlayacak en lüks tahliye biletidir.


9. Sınıfta Başlayan CV Mühendisliği

Ajansların en pahalı hizmeti “bütüncül profil” danışmanlığıdır. On dört-on beş yaşındaki bir çocuğun kendiliğinden hevesleri, amatör ilgileri ya da plansız boş vakti burada lükstür. Her hafta sonu ve her yaz tatili, başvuru formundaki on maddelik etkinlik listesini doldurmak üzere bir proje gibi yönetilir.

Velilerin ve okul danışmanlarının şikâyetle anlattığı tipik hamleler şunlardır:

  1. Sıradan hobilerin tasfiyesi: Çocuk piyano mu çalıyor? Evde çalmak vakit kaybıdır. Çocuğa “Köy Okullarına Klasik Müzik Taşıyan Gençler İnisiyatifi” kurdurulur; iki hafta sonu bir köye gidilir, fotoğraf çekilir ve dosyaya “kurucu başkan” olarak işlenir.
  2. Ismarlama araştırma: Öğrenci yurt dışında bir araştırmacıyla eşleştirilir; adı, ne olduğunu tam anlamadığı bir makalenin yazarları arasına girer. On altı yaşındaki çocuk makaledeki türevi bilmez, ama dosyasında parlak bir “akademik” satır vardır.
  3. Gölge stajlar: Aile dostu bir cerrahın yanında geçen üç haftalık kahve içme süreci, dosyaya “araştırma laboratuvarı yaz asistanı” olarak girer.

Okul Danışmanı ile Özel Ajansın Soğuk Savaşı

Bu sektörün en büyük çatışması, okulların kendi üniversite danışmanlığı ofisleri ile dışarıdaki özel ajanslar arasındadır.

Köklü okulların kadrolu danışmanları, NACAC gibi kuruluşların etik ilkelerine bağlıdır ve ajanslardan pek hoşlanmaz: — “Bu şirketler çocukların kendi sesini yok ediyor. Yapay projelerle, başkasına yazdırılmış denemelerle kabul ofislerini kandırmaya çalışıyorlar. Kabul ofisleri bu yapaylığı fark ediyor, okulun itibarı da zarar görüyor.”

Veliler ise okulun kendi danışmanına tam güvenmez. Veli toplantısı koridorundaki fısıltı tanıdıktır: — “Okulun danışmanı seksen öğrenciye bakıyor. Bizim çocuğu öne çıkaracaklarının garantisi ne? Tabii ki dışarıdan ajans tutacağız.”

Böylece bazı öğrenciler çift taraflı bir oyun oynamaya başlar. Okul danışmanına bir taslak gösterilir; gece 23.59’da portala yüklenen dosya ise Nişantaşı’nda cilalanmış son versiyondur.


Kişisel Deneme Fabrikası

Amerikan başvurularının kalbi, öğrencinin kendini anlattığı 650 kelimelik kişisel denemedir. Metin hayattaki bir kırılma anını ve içsel bir dönüşümü anlatmalıdır.

Ajansların en trajikomik yaratıcılık atölyesi burada açılır. Yalıda büyümüş, hayatında toplu taşıma kartı kullanmamış, en büyük derdi kayak pistindeki kar kalitesi olan bir çocuğa komiteyi etkileyecek bir “dönüşüm hikâyesi” bulmak zordur.

Ofisteki beyin fırtınası bir senaryo toplantısına benzer: — “Mert’ciğim, Çeşme’de sörf yaparken rüzgârın kesilmesini varoluşsal kriz diye yazamayız, kurul güler. Ama babanın fabrikasında işçilerle çay içerken makinelerin ritminde sanayi devrimini kavradığın o an… İşte bu! Çay bardağının buğusunu metafor yapacağız.”

Taslak defalarca revize edilir. Sonunda ortaya çıkan metin, on yedi yaşında bir gencin değil, elli yaşında bir edebiyat profesörünün kaleminden çıkmış gibi kusursuz ve dokunaklıdır.

Ardından mülakat provaları başlar. Defne’ye kameraya nasıl bakacağı, ellerini nasıl kenetleyeceği ve “Neden bu üniversite?” sorusuna o an aklına gelmiş gibi hafifçe yukarı bakıp gülümseyerek nasıl cevap vereceği çalıştırılır: — “Defne, gözlerini kırpıştırma. Amerikan sistemi sahte tevazudan hoşlanmaz; ‘Biz yaptık’ değil, ‘Ben başlattım’ diyeceksin.”


Maliyet Krizi ve Avrupa’ya Kaçış

Son yıllarda bu Amerikan rüyası ciddi bir finansal duvara çarptı. ABD’de özel bir üniversitenin harç, yurt ve yaşam maliyeti yıllık 90 bin doları aşabiliyor. Dört yıllık bir lisansın toplamı, en varlıklı aileleri bile alternatif aramaya itti.

Rota hızla Kıta Avrupası’na kaydı:

  • Bocconi: Finans ve ekonomide kolej velilerinin yeni gözdesi. Harçlar Amerikan özel üniversitelerinin çok altında, Milano’nun cazibesi de cabası.
  • Hollanda ve Almanya’nın teknik üniversiteleri: Delft, Eindhoven, RWTH Aachen; mühendislikte görece makul harçlarıyla rasyonel ailelerin ilk tercihleri arasında.

Avrupa rotası aynı zamanda CV mühendisliğini de büyük ölçüde boşa çıkarır. Bu üniversitelerin çoğu öğrencinin kurduğu “inisiyatiflere” bakmaz; matematik ve fizik notuna, dil sertifikasına bakar. Avrupa’nın soğuk notları, Amerikan sisteminin “bütüncül” hikâyesini tek hamlede sıradanlaştırır.


15 Aralık, Saat 03.00

Aralık ortası, gece 03.00. Göktürk’teki bir villanın çalışma odasında bütün aile ekranın karşısındadır. Erken karar sonuçlarının açıklanma anıdır.

Anne elinde tespihle dua eder, baba kadehini parmakları arasında sıkar. On yedi yaşındaki Defne titreyen parmağıyla portaldaki butona tıklar. Ekranda birkaç saniye dönen çember… Ve ardından sanal konfeti:

“Welcome to the Class of 2030…”

Çığlıklar, gözyaşları, sarılmalar. Telefon çalar; Nişantaşı’ndaki baş danışmandır: “Tebrikler Şebnem Hanım, başardık.”

Herkes salona dağıldıktan sonra Defne kabul mektubunu bir kez daha açar. Mektupta kendi denemesinden bir cümle alıntılanmıştır: köy okulundaki piyano. Defne bir süre ekrana bakar, sonra annesine seslenir: — “Anne, o köyün adı neydi?”