İzmir’in Bornova sırtlarında, Ege Üniversitesi yerleşkesinin ağaçlarla çevrili bir köşesinde, dış dünyadan biraz yalıtılmış bir okul bahçesi uzanır: İzmir Fen Lisesi, kısaca İFL.
Türkiye’de fen lisesi denince akla ilk gelen, 1964’te kurulan Ankara Fen Lisesi’nin bozkır disiplinidir. 1983’te Türkiye’nin üçüncü fen lisesi olarak açılan İFL ise bu geleneği Ege’nin daha rahat, daha güneşli havasıyla yeniden yorumladı. Burası gece yarısı etüt salonlarından sızan ışıkların, bahçede çözülen denklemlerin ve olimpiyat hazırlıklarının okuludur.
1983: Üçüncü Fen Lisesi
1980’lerin başına gelindiğinde Ankara Fen Lisesi’nin yirmi yıllık deneyimi geride kalmıştı. 1982’de İstanbul Atatürk Fen Lisesi açıldı; bir yıl sonra sıra İzmir’e geldi.
Okulun ilk yılı kolay geçmedi. Yer sorunu nedeniyle İFL eğitime Bornova Anadolu Lisesi’nde başladı; öğrenciler ilk yıllarını başka bir okulun binasında geçirdi. 1984’te okul, Bornova’daki Ege Üniversitesi kampüsü içindeki yerine taşındı.
O ilk yılın hikâyeleri mezunlar arasında ayrı bir yere sahiptir. Bir okulun öğrencileri olarak başka bir okulun koridorlarında yürümek, kendi binası olmadan bir kimlik kurmaya çalışmak: İlk İFL’liler okullarını önce bir bina olarak değil, bir topluluk olarak tanıdı. Kampüse taşındıklarında yanlarında götürdükleri şey de buydu.
Konum tesadüf değildi. Bir üniversitenin içinde, fakültelerin ve laboratuvarların arasında okuyan lise öğrencileri, üniversite havasını erken solumaya başladı. Bu komşuluk, İFL kimliğinin temel taşlarından biri oldu.
Kurucu Müdür ve Marş
İFL’nin kurucu müdürü İhsan Kurt’tu. Okulun marşının sözleri de ona aittir. Bir kurucu müdürün kendi yazdığı marşın kuşaklar boyunca tören sabahlarında söylenmesi, okulun hafızasında özel bir yer tutar.
Mezunların anlattığı kuruluş hikâyelerinde ilk öğretmen kadrosu hep idealist bir topluluk olarak anılır: Ders saatinden sonra da okulda kalan, laboratuvarı akşam saatlerine kadar açık tutan, öğrencilerin sorularına yurtta bile cevap veren öğretmenler. Bu hikâyelerin hangi isimlere dayandığı her kuşakta değişir; ama portre hep aynıdır.
AFL ve İFL: Bilim Derbisi
İFL’nin kuruluşuyla Türk eğitim tarihinin en centilmen akademik rekabetlerinden biri başladı: Ankara Fen mi, İzmir Fen mi?
Bu rekabet futbol sahalarında değil, TÜBİTAK’ın bilim olimpiyatlarında, üniversite sınavı sıralamalarında ve olimpiyat milli takımlarında yaşandı. Ankara’nın bozkır ayazında Rus problem kitaplarından soru çözen öğrencilerine karşı, Bornova’da imbat rüzgârı altında sabahlara kadar ileri analiz tartışan İFL’liler.
Mezunların kendi anlatısında iki okul birbirini rakip olmaktan çok, aynı davanın iki cephesi olarak görür. Olimpiyat kamplarında aynı masada çalışan, aynı yemekhanede yemek yiyen Ankara Fenliler ve İzmir Fenliler, okullarına döndüklerinde birbirlerini “en sevdiğimiz rakip” diye anar.
Olimpiyat Odaları
1980’lerin sonundan itibaren İFL, TÜBİTAK bilim olimpiyatlarının düzenli katılımcıları arasına girdi. Mezunların anlattığı hikâyelerde okulun “olimpiyat odaları” tatillerde bile kapanmaz: Arkadaşları tatildeyken laboratuvar önlüklerini giyip titrasyon ve deney başında saatler geçiren öğrenciler.
Hangi dalda kaç madalya kazanıldığına dair güvenilir, yıllara göre düzenli bir kamuya açık liste yok; okulların kendi açıkladığı rakamlar da birbiriyle çelişebiliyor. Ama İFL’liler için olimpiyat, madalya sayısından çok bir yaşam biçimidir: Aynı problem üzerinde günlerce çalışmak, çözümü bulunca sessizce tahtaya yazmak.
Bornova Geceleri: “Ölüm Soruları”
İFL’nin yurt hayatı, okulun mitolojik çekirdeğidir. Kampüste kız ve erkek yurtları var; yatılı öğrenciler üç ya da dört kişilik odalarda kalıyor.
Akşam etütleri bittiğinde asıl öğrenme başlar. Koridordaki tahtaya biri bir “ölüm sorusu” yazar ve odasına çekilir. Gece su içmeye kalkan bir başkası tahtanın önünde durur, üç satır ekler. Sabah nöbetçi öğretmen geldiğinde tahta baştan aşağı farklı renklerde kalemlerle, farklı el yazılarıyla dolmuştur. Soru çözülmüştür; kimin çözdüğü ise belli değildir.
Bu kolektif zekâ pratiği, İFL mezunlarının en çok övündüğü şeylerden biridir: Ego değil, ortak akıl.
Bahçede Satranç ve Felsefe
İFL’yi Ankara’dan ayıran en belirgin fark, mezunların anlatısında, Ege’nin getirdiği o hafif atmosferdir. Okul bahçesinde bir gölet ve yüz kişilik bir amfitiyatro var. Teneffüslerde ve hafta sonlarında öğrenciler bahçede satranç oynar, kuantum fiziğinin felsefi yorumlarını tartışırdı.
Burada çalışmak bir ceza değil, doğal bir alışkanlıktı. İFL’li bir genç için integral hesaplamak, akşam bahçede gitar çalmak kadar sıradandı.
Hafta sonları Bornova merkezine inmek de bu ritmin parçasıydı. Kampüsten çıkıp semtte boyoz ve çayla kahvaltı yapmak, birkaç saatliğine de olsa dış dünyayla temas demekti. Masada yine bir integral sorusu olurdu, ama bu kez arkada şehrin sesi vardı.
Deprem ve Yeni Bina
İFL’nin yakın tarihinin en zor dönemi, 2011 Van depreminin ardından geldi. Yapılan incelemede okul binası dayanıksız bulundu; eğitim ve yurt binalarının yıkılmasına karar verildi.
Okul 7 Şubat 2012’den itibaren geçici olarak Mavişehir’de bir ilköğretim okulu binasında eğitim verdi. Kampüsten uzakta, başka bir okulun koridorlarında geçen iki yıl, mezunlar arasında hâlâ “Mavişehir dönemi” diye anılır. 2013-2014 öğretim yılının ikinci döneminde okul yeni binasına taşındı.
Yani İFL, kuruluşunda da yeniden doğuşunda da bir süre başka bir okulun misafiri oldu. Mezunlar bunu bir esprili tespitle özetler: “Biz hep misafir başladık, sonra evi sahiplendik.”
Bugünün İFL’si
Okulun her dönem için doksan kişilik kontenjanı var; sınıflar otuz kişilik. Fizik, kimya, biyoloji ve bilgisayar laboratuvarları, iki yüz kişilik yemekhane, üç yüz kişilik kapalı spor salonu ve kütüphane, Ege Üniversitesi kampüsündeki bahçenin içinde.
Kontenjanın küçüklüğü, okulun en belirgin özelliklerinden biri. Her devrede herkes herkesi tanır; bir dönem sonra hangi arkadaşın hangi soruyu nasıl çözeceği bile tahmin edilebilir hale gelir.
Mezunlar bugün tıptan mühendisliğe, akademiden yazılıma uzanan geniş bir yelpazede çalışıyor. Aynı masada ders çalışmış iki arkadaştan birinin hekim, diğerinin mühendis olması, İFL mezun buluşmalarının en tipik manzarasıdır.
İFL’nin Yazısız Kuralları
- Bilgi paylaştıkça büyür: En zarif çözüm tahtaya yazılır ve bütün devreyle paylaşılır.
- Ege alçakgönüllülüğü: Ne kadar parlak olursan ol, kibir kapıdan giremez.
- Ezbere karşı sorgulama: Formülü ezberleyen değil, onu sorgulayabilen gerçek İFL’lidir.
- Yurt kardeşliği: Aynı odayı ve aynı gece etüdünü paylaşanlar ömür boyu birbirini yalnız bırakmaz.
Kapanış
Bornova sırtlarında akşam karanlığı çökerken okulun pencerelerine bakarsanız, birinin ışığının hâlâ yandığını görürsünüz.
İçeride bir öğrenci tahtadaki soruya bakıyor. Üç satır yazıyor, siliyor, yeniden yazıyor.
Sabah tahtada dört farklı el yazısı olacak. Hiçbiri imza atmayacak.



