Türk eğitim tarihinde rekabet denince akla gelen eşleşmeler bellidir: Galatasaray-Kabataş, Mülkiye-Hukuk, Boğaziçi-ODTÜ. Ama bunların hiçbiri, Ankara Fen Lisesi ile İzmir Fen Lisesi arasındaki sessiz satranç maçının zihinsel yoğunluğuna yetişemez.
Bu rekabet ne cemiyet dedikodularına ne kolej balolarına benzer. Kavga; bir olimpiyat kampında tahtaya yazılan tek bir sorunun kimin tarafından önce çözüleceği, sınav sonuçlarında hangi okulun daha çok derece çıkaracağı ve yurt dışı doktora kabullerinde kimin masayı kapatacağı üzerinedir.
Biri bozkır ayazında bilenmiş bir çelik kılıç, öbürü Bornova’nın palmiyeleri altında bilenmiş bir neşter.
Olimpiyat Kampında Gece 02.45
Şubat ayının soğuk bir gecesi. Bir bilim olimpiyatı kampının çalışma salonunda çıt çıkmıyor. Sadece radyatörün tıslaması ve nefes sesleri.
Tahtada, kampın hocalarından birinin akşam yazdığı bir geometri problemi duruyor. Salondaki öğrencilerin çoğu uyumaya gitmiş; yalnızca iki okulun öğrencileri masa başında.
Sol taraftaki sırada, kalın yün kazaklar ve bardaktan taşan çaylarla Ankara Fen’in üç son sınıf öğrencisi oturuyor. Önlerindeki kâğıtlar türev ve matris karalamalarıyla simsiyah. Ekibin lideri Kerem gözlüğünü burnunun ucuna kaydırır:
“Analitik gideceğiz. Koordinatları oturtursak simetri kendiliğinden çıkar. Bu soruyu İzmir’e kaptırırsak okula dönemeyiz.”
Sağ taraftaki sırada İzmir Fen’in üç öğrencisi bambaşka bir havada. Üzerlerinde okul eşofmanları, masada İzmir’den getirilmiş gevrek kırıntıları. Ekibin en hızlısı Emre kalemi parmaklarında çevirerek güler:
“Kerem, o kadar hesaba gerek yok. Çemberin tersini alırsan üç satırda çıkıyor. Kordon’da midyeleri siz ısmarlayacaksınız.”
Kampa katılmış her fen liseli bu sahneyi tanır. Kırk yıldır birbirini bileyen iki okulun en saf anı budur.
Ankara Fen: Bozkırın Kurucu Okulu
Ankara Fen Lisesi 12 Ekim 1964’te eğitime başladı. Millî Eğitim Bakanlığı, Ford Vakfı, ODTÜ ve AID’nin ortak projesiydi; 1962’de kurulan inceleme komisyonunda Cahit Arf ve Erdal İnönü de vardı. Okul, 1982’de İstanbul Atatürk Fen Lisesi açılana kadar Türkiye’nin tek fen lisesiydi.
Çiğdem Mahallesi’nde, ODTÜ arazisinin içindeki yerleşke bozkır ayazıyla ve ODTÜ ormanının rüzgârıyla yıkanır. AFL kültürü, mezunların anlattığı biçimiyle, bir tür bilim manastırıdır: Yurt odalarında gece yarısına kadar süren problem çözümleri, radyatörün üstünde demlenen gizli çaylar, alt devrelere soru çözmeyi öğreten üst devreler.
Ankara Fenliler kendilerini “kurucu okul” olarak görür. Onlara göre İzmir Fen sonradan gelmiş, parlak ve yetenekli bir kardeştir; ama ekolün patenti Çiğdem sırtlarında alınmıştır.
İzmir Fen: Bornova’nın Üçüncü Fen Lisesi
İzmir Fen Lisesi 1983’te Türkiye’nin üçüncü fen lisesi olarak açıldı. Kuruluş yılında yer sorunu nedeniyle eğitime Bornova Anadolu Lisesi’nde başladı; 1984’te Bornova’daki Ege Üniversitesi kampüsü içindeki yerine taşındı. Okulun kurucu müdürü İhsan Kurt’tu; okul marşının sözleri de ona aittir.
Ege Üniversitesi kampüsündeki bahçede öğretim binası, kız ve erkek yurtları, yemekhane, spor salonu, kütüphane, bir gölet ve yüz kişilik bir amfitiyatro var. Sınıflar otuz kişilik; okulun her dönem için doksan kişilik kontenjanı bulunuyor.
İzmir Fenliler, mezunların anlattığına göre, Ankara’nın ağırbaşlı havasına karşı Ege’nin rahatlığını temsil eder. Bahçede boyoz ve çay eşliğinde yapılan fizik tartışmaları, sınava sanki denize gidiyormuş gibi rahat giren öğrenciler… Ama bu rahatlık kimseyi yanıltmasın: Masaya oturdukları an, sınav kitapçığını soğukkanlılıkla parçalayan bir “inek” ordusuna dönüşürler. Bu kelime okulda hakaret değil, madalyadır.
Deprem ve Yeni Bina
İzmir Fen’in yakın tarihinde unutulmaz bir kırılma var. Van depreminden sonra yapılan incelemede okul binası dayanıksız bulundu; eğitim ve yatakhane binalarının yıkılmasına karar verildi. Okul 7 Şubat 2012’den itibaren geçici olarak Mavişehir’de bir ilköğretim okulu binasında eğitim verdi ve 2013-2014 öğretim yılının ikinci döneminde yeni binasına taşındı.
O iki yıl, İzmir Fenlilerin “sürgün dönemi” diye andığı yıllardır. Kampüsten uzakta, başka bir okulun binasında geçen dönem, mezunlar arasında bir dayanışma hikâyesi olarak anlatılır. Böyle dönemlerde rekabet bir anlığına susar; deprem gerçeği karşısında Ankara Fenli de İzmir Fenli de aynı soruyu sorar: Bizim binamız ne durumda?
Ortak Mutfak: Olimpiyat Kampları
Rekabetin en yoğun yaşandığı yer, TÜBİTAK’ın bilim olimpiyatları için düzenlediği kamplardır. Farklı şehirlerden gelen öğrenciler haftalarca aynı salonlarda çalışır, aynı yemekhanede yer, aynı yurtta kalır. Ankara Fenli ile İzmir Fenli, okullarında birbirine rakip olarak anlatılırken kampta çoğu zaman aynı masada oturur.
Kamp bittiğinde aralarında kalan şey, rekabetten çok bir tanışıklıktır. Yıllar sonra aynı üniversitede, aynı laboratuvarda ya da aynı şirkette karşılaştıklarında ilk sordukları soru “Hangi kamp?” olur.
Üniversite Amfilerinde Masa Paylaşımı
Bu iki okulun rekabeti lisede bitmez; üniversite amfilerinde devam eder. Eylülde ODTÜ’nün ya da Bilkent’in mühendislik amfilerine girildiği ilk gün, mezunların anlattığına göre kimin nereye oturacağı gayriresmî olarak bellidir.
Ankara Fenliler kendini kampüsün ev sahibi sayar; ne de olsa okulları ODTÜ arazisinin içindedir. İzmir Fenliler ise misafir ama iddialıdır.
Kampüs efsanelerinden biri şöyle anlatılır: Birinci sınıf kalkülüs dersinin en zor sorusunu kimin önce çözeceği üzerine iddiaya girilir. Ankara Fenli tahtaya kalkıp dört sayfalık bir ispat yazar. İzmir Fenli kenardan sırıtır:
“Güzel ispat. Ben üç satırda yaptım. Kahveler sizden.”
Ankara Fenli kaşlarını çatar:
“Üç satır kısa yoldur. Biz teoremin felsefesini ispatlıyoruz.”
Günün sonunda yine aynı çimlerde, aynı kantinde otururlar. Bir Ankara Fenlinin esprisini anlayabilecek kişi çoğu zaman bir İzmir Fenlidir.
Skor Tabelası Yok
Bu iki okulun kırk yıllık karnesini tek bir tabloya sığdırmak cazip görünür: Olimpiyat madalyaları, sınav dereceleri, mezunların kariyerleri. Ama böyle bir tabloyu dürüstçe hazırlamak için yıllara göre düzenli tutulmuş, karşılaştırılabilir veriler gerekir; bunlar kamuya açık değil. Her iki okulun mezunları da tabloyu kendi lehine dolduracaktır.
Mezunların kendi anlatısında ayrım daha çok karakter üzerinden yapılır: Ankara Fen daha kuramsal ve disiplinli, İzmir Fen daha esnek ve atılgan. Bu ayrımın ne kadarı gerçek, ne kadarı rekabetin ürettiği bir klişe, kimse bilmez. Ama iki okulun mezunları da bu klişeyi severek anlatır.
Kapanış
Bugün dünyanın bir yerinde, bir laboratuvarda ya da bir şirket ofisinde iki fen liseli karşılaştığında, sohbet bir noktada aynı soruya varır:
“Hadi itiraf et. O kamptaki geometri sorusunu aslında kim daha zarif çözmüştü?”
Kerem ile Emre’nin cevabı yıllar sonra bile değişmemiştir. Kerem “analitik” der, Emre “inversiyon”.
Soru hâlâ tahtada. Midyeleri ise hep Kerem ödüyor.



