İstanbul’un eğitim haritasında iki büyük vaha, kâr amacı gütmeyen vakıf okulu modelinin en bilinen örnekleridir. Bir yanda Anadolu Yakası’nda Tuzla Tepeören sırtlarında, ormanlık arazisi, göleti ve amfitiyatrosuyla Koç Okulu; öbür yanda İstinye’de, Sadi Gülçelik Spor Sitesi içindeki kampüsüyle ENKA Okulları. Biri 1988’de Vehbi Koç Vakfı’na bağlı olarak, diğeri 1996’da ENKA Vakfı’nın desteğiyle kuruldu. Göktürk’teki Hisar Okulları ve Bebek sırtlarındaki Robert Kolej ile birlikte, velilerin “büyük dörtlü” diye andığı haritayı tamamlarlar.
Bu kampüslerin her bahar yaşadığı en gergin mesai, kayıt kabul ofislerinin önündeki kuyruktur. Holding yöneticilerinin, mühendislerin, doktorların ve LGS’de en üst dilime giren burslu çocukların aynı sınıfta buluşması, Türkiye’nin en ilginç sınıf sahnelerinden birini yaratır.
Saat 08.15: Vahada Başlayan Mesai
Mayısın güneşli bir pazartesi sabahı, saat 08.15. Tepeören’deki kampüste göletin üzerinden kalkan sis kütüphanenin cam cephesine vurur. Nizamiyede Göktürk, Bebek, Acıbadem ve Kalamış servisleri ile elektrikli SUV’ler sıraya girmiştir. Amfitiyatroya yürüyen öğrencilerin elindeki karton latte bardakları ve akıcı İngilizce diyaloglar sabah rüzgârına karışır.
Aynı dakikalarda Boğaz’ın karşı yakasında, İstinye’deki atletizm pistinde sabah antrenmanı yapan gençlerin tempolu nefesleri duyulur. Spor salonundan yükselen top sesleri bir spor akademisinin ciddiyetini taşır.
Bu huzurlu görüntünün ardında, kayıt kabul ofisinin kapısında yüksek voltajlı bir gerilim vardır. Kapıda bekleyen, büyük bir sanayi şirketinin genel müdür yardımcısı olan baba kravatını gevşetir, eşine fısıldar: — “Dün akşam yönetim kurulunda 400 milyon avroluk yatırımı onaylattım, ama şu kapıdan girerken dizlerim titriyor. Bizim kız yedek listede dördüncü. Kontenjan açılmazsa bu çocuğu hangi okula yazdırırız?”
Eşi çantasını sıkar: — “Direktör hanım dün telefonda çok netti: değerlendirmeyi geçemeyen kimseye ayrıcalık yokmuş. İnanabiliyor musun? Milyarlık bütçeleri yönetiyorsun ama anaokulunun kapısında sıraya giriyorsun.”
Bu sahne, bu okulların neden sıradan birer “zengin koleji” olarak görülmediğini anlatır: kapıda unvan değil, sıra numarası konuşur. Şirkette herkesin ayağa kalktığı adam, burada bekleme salonundaki su sebilinin önünde sıranın gelmesini bekler.
Gözlem Odası: Dört Yaşında Mülakat
Erken yaş kabulünde yapılan gözlem ve oyun seansları, yönetici aileler için tam bir kâbustur. Dört yaşındaki çocuklar pedagoglar eşliğinde lego kurar, sıra bekler, bir oyuncağı paylaşıp paylaşmadığına bakılır. Dışarıda bekleyen anne-babalar ter döker. Aynalı camın arkasını göremeyen baba, şirket sunumlarında kullandığı ses tonuyla eşine fısıldar: “Legoyu kırmızıdan başlatmasını söylemiştim, maviden başladı.” Anne cevap vermez; çünkü o da sabah kahvaltıda “paylaşmayı unutma” diye üç kez tembih etmiştir ve kızının kimseyle hiçbir şey paylaşmadığını görmektedir.
Veli kulislerinde bu süreç hakkında yazılı olmayan kurallar dolaşır:
- Unvan kapıda kalır. Başvuran çocuk kimin torunu olursa olsun, değerlendirmeyi geçemezse kapı kapanır. Veliler bunu hem şikâyet hem övünç olarak anlatır.
- Lise kapısı LGS’dir. Liseye dışarıdan giriş merkezi sınav puanıyla olur; sınav kimsenin soyadını bilmez.
- Direktörün en büyük başarısı “hayır” diyebilmektir. Bir direktörün kurumsal gururu, vakıf başkanının yakın dostuna bile nezaketle “Maalesef bu yıl olmadı” diyebilmesidir.
Yüzde Birlik Dilimin Lokomotifi: Burslu Öğrenciler
Bu okulların akademik başarısının, olimpiyat madalyalarının ve yurt dışı kabullerinin arkasındaki asıl lokomotiflerden biri, LGS ile alınan burslu öğrencilerdir.
Her yaz LGS sonuçları açıklandığında burs komiteleri Türkiye haritasını masaya açar. Diyarbakır’ın, Kars’ın, Konya’nın, Denizli’nin ya da Trabzon’un devlet ortaokullarından gelip LGS’de en üst dilimlere giren çocuklar aranır. Burslu bir öğrenci için okul ücreti, kitap ve yemek gibi kalemler karşılanır; uzaktan gelenler için konaklama da bu hesabın parçasıdır.
Bu çocuklar kampüse adım attıkları ilk günden sınıftaki havayı değiştirir. Onlar için okul bir konfor alanı değil, ailelerinin kaderini değiştirecek bir sıçrama tahtasıdır. Akşam etüdünde çözdükleri ileri matematik soruları, sınıfın geri kalanının rehavete kapılmasını engeller.
Yurt Odasında İki Türkiye
Bu koridorlarda yaşanan en büyüleyici şey, iki farklı Türkiye’nin aynı ranza odasında ve aynı yemekhane masasında buluşmasıdır.
Bir yurt odasında geçen sahne bu karşılaşmanın en yalın fotoğrafıdır. Yatağın bir tarafında Bebek’te büyümüş, yazları Akdeniz’de geçirmiş, anaokulundan beri İngilizce konuşan bir yönetici çocuğu; diğer tarafında Sivas’ın bir köyünden, çiftçi bir ailenin LGS’de dereceye giren on dört yaşındaki oğlu.
İlk haftalardaki tutukluk, üçüncü haftanın sonunda bir fizik problemiyle dağılır: — “Kaan, bu momentum sorusunu nasıl çözdün? İki saattir formülden çıkamıyorum.”
Sivaslı genç saman kâğıdını uzatır: — “Formülle uğraşma; enerjinin korunumundan git, tek satırda çıkar. Gel sana türev mantığını göstereyim.”
Karşılığında Kaan, hafta sonu arkadaşını Yeniköy’deki aile evine davet eder; Boğaz’da birlikte kano yaparlar, Kaan ona münazara kulübünün İngilizce mülakat taktiklerini çalıştırır.
Hafta sonları Tuzla sahilinde köfte yiyen, vapurda ortak çalma listesi dinleyen bu gençler sınıf farkının nasıl aşılabileceğinin canlı dersini verir. Varlıklı ailelerin çocukları emeğin ve saf zekânın vakarını öğrenir; burslu gençler ise küresel bir vizyon ve ömür boyu sürecek bir arkadaşlık ağı kazanır.
IB, AP ve Üniversite Danışmanlığı Odası
Lisede iki okul farklı yollardan gider. Koç Okulu 1994’ten beri IB Diploma Programı’nı sunar; 11. ve 12. sınıfların kâbusu dört bin kelimelik Extended Essay ve Bilgi Kuramı sunumlarıdır. ENKA’da ise lisede Advanced Placement dersleri vardır; IB’nin ilk ve orta yıllar programlarıyla yetiştirilmiş öğrenciler AP sınavlarıyla yarışır.
Her iki kampüste de en stratejik oda, yurt dışı üniversite danışmanlığı ofisidir. Aralıktaki “Early Decision” gecesi, saat 03.00’te portalların açılmasını bekleyen öğrencilerin heyecanı kampüsü sarar.
Danışman odasındaki konuşmalar strateji zirvelerini aratmaz: — “Selin, piyano çaldığını yazmayacağız; onu herkes yazıyor. Geçen yaz Batman’da bir köy okulunda kurduğun robotik atölyesini makalenin omurgası yapacaksın. Komisyon senin liderliğini görmek istiyor.”
Mezuniyet: Aynı Sıradaki İki Aile
Haziranda mezuniyet töreninde kepler havaya fırlatılırken alkış bütün sınırları siler. Ön sıradaki yönetim kurulu başkanları ile arka sıradaki Anadolu’dan gelmiş anne-babalar aynı gururla ayağa kalkar. Dört yıl önce birbirine yabancı bakan çocuklar şimdi birbirine sarılmış ağlamaktadır.
Törenden sonra Kaan’ın babası Sivaslı çiftçiye elini uzatır: — “Oğlunuz bizim oğlana fizik öğretti, biliyor muydunuz?”
Adam gülümser: — “Biliyorum beyefendi. Sizin oğlan da bizimkine kano öğretmiş. Sivas’ta göl yok ama, ne yapacağız onu bilmiyorum.”
Baba bir an düşünür, sonra telefonunu çıkarır: — “Yedek listedeki kızımızın kaydı da çıktı bu arada. İki saat bekledik ama oldu.”



